iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram
24 Hours with Ilse (1971) filminden Ilse Damsgaard’ın yer aldığı bir sahne, Danimarka erotik sineması

1970’lerin başında Kopenhag, dünyanın “günah başkenti”ydi. Cinsel devrim tamamlanmış, sansür kalkmış ve tüm dünya gözlerini bu küçük İskandinav ülkesine çevirmişti. İşte tam bu kaosun ortasında, 1971 yılında vizyona giren tuhaf bir film, bu özgürlük rüyasının hem zirvesini hem de aslında ne kadar büyük bir yalan olduğunu suratımıza çarptı: “24 Hours with Ilse” (Ilse ile 24 Saat).

Bu film, kağıt üzerinde “cinsel özgürlüğün belgeseli” gibi görünse de aslında bir kadının sömürülüşünün, terkedilişinin ve bir ütopyanın çöküşünün sinematik kanıtı niteliğindeydi.

Sektörün “Demir Leydisi” ve Bir Striptizci

Bu projenin arkasındaki isim sıradan biri değildi. Annelise Hovmand, Danimarka sinemasının gerçek “ağır toplarından” biriydi. Gazetecilikten geliyordu, kurgu masasında pişmişti ve 1957 yapımı Ingen tid til kærtegn ile ülkenin en prestijli ödülü olan Bodil’i kazanmıştı. Hatta Danimarka‘da film yapımına devlet desteğini artıran 1964 Film Yasası’nın mimarlarından biriydi.

Yani karşımızda, ne yaptığını çok iyi bilen, sistemin tam göbeğinde bir “iktidar” figürü vardı. Hovmand, bir gece “Private Club” adlı canlı seks şovu mekanına girdiğinde, sahnede “Miss Lutti” adıyla performans sergileyen Ilse Damsgaard’ı gördü.

Ilse, tipik sarışın Danimarkalı güzellerden değildi; Avusturya asıllıydı, esmerdi ve kocaman gözleri vardı. Ama Hovmand’ı asıl etkileyen, Ilse’nin o bataklığın içinde parlayan saf, neredeyse dinsel inancıydı. Hovmand projesini bulmuştu: Bir seks işçisinin 24 saatini anlatacak, kurgu ile belgeseli harmanlayacaktı.

24 Hours with Ilse filminden bir sahne.

“Porno İyileştirir”

Filmin yıldızı Ilse, kendini bir seks işçisi olarak değil, bir tür terapist olarak görüyordu. Film boyunca ve verdiği röportajlarda sürekli aynı cümleleri tekrarlıyordu: “İnsanlar sevişirken neden saklansın? Porno izlemek insanları mutlu ve özgür kılar.”

Ona göre sahnede soyunmak, seyirciyle arasındaki duvarları yıkıyordu. Hasta ve yalnız ruhları pornografi yoluyla iyileştirebileceğine inanıyordu. Kendini o kadar kaptırmıştı ki, filmin prömiyerinde Kral’a ve hatta Nixon’a özel striptiz yapmayı teklif edecek kadar gerçeklikten kopmuştu. Ilse, bu kirli sektörün içinde bir porno kraliçesi gibi dolaşıyordu; tabii kötü günlerin geleceğinden habersiz…

Kamera Arkasındaki Kaos ve Sömürü

Film teknik olarak tam bir felaketti. Amerikan pazarı hedeflendiği için diyaloglar İngilizceydi. Ilse ise oyunculuktan bihaberdi; kocası rolündeki İngiliz folk şarkıcısı Cy Nicklin ise “Tarzanca” bir Danca-İngilizce kırması konuşuyordu. Diğer oyuncular ise sete geldiklerinde kendilerini bir anda hardcore sahnelerin içinde bulmuş, kandırıldıklarını hissetmişlerdi.

Ama asıl skandal finansal taraftaydı. “Eşitlik” mesajları veren, Film Yönetmenleri Birliği başkanlığı yapmış Hovmand bu işten 150.000 kron kazanırken; 3 ay boyunca filmin hem yüzü hem bedeni olan Ilse’ye sadece 5.200 kron ödenmişti.

Beklentiler vs. Gerçekler

Mart 1971’de film vizyona girdiğinde, afişler “Bir sinema bileti fiyatına canlı şov!” diye bağırıyordu. Ancak bilet alıp salonu dolduran kitle, karşılarında soyunan kadınlar yerine felsefe parçalayan birini bulunca hayal kırıklığına uğradı. Yine de film, o yıl Cannes Film Festivali’nde Roman Polanski’den övgü aldı.

Fakat filmdeki o temiz seks kulübü atmosferi koca bir yalandı. Gerçek Kopenhag kulüpleri; pis ve fuhşun kol gezdiği yerlerdi. 24 Hours with Ilse, bu bataklığın üzerine örtülmüş şık bir dantel örtüden ibaretti.

Berlin’de Biten Bir Rüya ve Næstved’de Süren Bir Hayat

Filmin jeneriği aktıktan sonra ne oldu? İşte hikayenin en can yakan kısmı, iki kadının kaderindeki o korkunç tezat.

Şöhreti balon gibi sönen Ilse, Berlin’e taşındı. 1974’te bir gazeteci onu bulduğunda sefalet içindeydi, alkolikti. Cinsel devrimin “özgür kızı”, Berlin’in yeraltı dünyasında kaybolup gitmişti.

Annelise Hovmand, bu filmden sonra saygın kariyerine hiçbir şey olmamış gibi devam etti. 1967’de taşındığı Næstved kasabasında kendi sinemasını (Næstved Bio) açtı ve 80 yaşına kadar işletti. 1991’de Høfeber adlı son filmiyle yönetmenliğe kısa bir dönüş yaptı. Ve 92 yaşında, arkasında ödüllerle dolu bir ömür bırakarak hayata veda etti.

Tolga Demirtaş (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm