iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram
Blood Thirsty Butchers (1970) film posteri – Andy Milligan’ın Sweeney Todd uyarlaması

Genel olarak çöp filmlerden hoşlanmıyorsanız, Andy Milligan’ın işlerine aşina olan çoğu “splatterpunk”ın (vahşet filmi tutkununun) hissettiklerini anlamanız güç olabilir. Çünkü Milligan filmleriyle karşılaşmak, pek çok izleyici için yolda yürürken kafalarına bir şeyin düşmesi ile eş değer görülebilir.

İlk Milligan filmi izlediğimde şoke olduğumu ve dalga geçtiğimi çok iyi anımsıyorum. Ancak artık korku odaklı filmografisinin neredeyse tamamını izlemiş biri olarak (ve yıllar içinde çöp filmlere karşı kendime has bir damak tadı geliştirdiğim için) filmlerini eskiden yapmadığım kadar takdir edebiliyorum.

Kırk yıla yayılan kariyeri boyunca, çoğu zaman komik denecek kadar düşük bütçelerde vahşet (splatter) ve seks istismarı (sexploitation) filminden bizzat sorumluydu. Ancak bu fazla bir şey ifade etmiyor, çünkü yayımlanmamış dönem filmi The House of the Seven Belles (1979) öncesindeki tüm yapımlarının bütçesi hiçbir zaman 10.000 doları geçmedi. Bu meblağ, üretkenliğiyle bilinen B-Film kralı Herschell Gordon Lewis’in bile zorlanacağı bir rakamdı.

Bilindiği gibi, Milligan’ın kusurları fazlaydı. Özellikle The Ghastly Ones (1968) ile başlayan korku filmleri, bu hataların en belirgin örneklerindendi. (Bu filmi 1978’de Legacy of Blood adıyla —hem de vahşet sahneleri olmadan— yeniden çekti. Nedenini kimse bilmiyor.)

andy milligan filminden gore bir sahne

Dikiş Makinesinden Korku Setine “Costumes by Raffiné”

Peki, kimdi bu adam? Bir dahi mi? Kesinlikle hayır. O, kusurlu, takıntılı ve nevrozlarını beyazperdeye aktarmaya çalışan bir “tek kişilik ordu”ydu.

Milligan babası sert bir asker, annesi ise hem fiziksel hem zihinsel sorunları olan alkolik bir kadındı. Filmlerinde sıkça gördüğümüz o yoğun insanlara ve topluma karşı nefreti, işlevsiz aileler ve cezalandırılan bedenler, aslında yönetmenin kendi çocukluk kabuslarının düşük bütçeli birer yansımasıydı.

Sinemaya tiyatro kökenli “off-off-Broadway” sahnesinden gelmişti. Bu yüzden filmleri teknik imkansızlıklar içinde boğulurken bile karakterleri asla susmazdı; çünkü Milligan’a göre “konuşmak ucuzdur.” Staten Island’daki evini bir stüdyoya (Hollywood Central) çevirmiş, neredeyse tüm filmlerini burada, tek bir 16mm el kamerasıyla çekmişti.

Ama Milligan sinemasının en tuhaf imzası şüphesiz kostümleridir. Jenerikte sıkça göreceğiniz “Costumes by Raffiné” ibaresi, aslında Milligan’ın terzilikteki takma adıdır. Dönem kıyafetlerine olan bu tutkusu, filmlerinin geçtiği zamanı belirliyordu. Ancak bütçe tarihsel doğruluğa izin vermediği için, 19. yüzyıl İngiltere’sinde geçen bir sahnede Brooklyn aksanlı oyuncular, modern mimari ve arka plandan geçen otomobiller görmek, Milligan izlemenin kaçınılmaz bir parçasıydı.

Kan, Plastik ve Melankoli

H.G. Lewis gibi çağdaşları inandırıcılık için gerçek sakatat kullanırken, Milligan galonlarca sahte kan ve kauçuktan yapılma gülünç protezlere güvenirdi. Stephen King, Danse Macabre kitabında onun için acımasızca şöyle der: “The Ghastly Ones, ellerinde kamera olan geri zekalıların işidir.”

Ancak bu “geri zekalılık” veya “beceriksizlik” yüzeyinin altında, tuhaf bir şekilde gerçek bir şeyler yatar. Eşcinsel kimliği, yalnızlığı ve toplum dışına itilmişliği, kariyerinin sonlarına doğru çektiği The Weirdo (1988) filminde adeta bir veda mektubuna dönüşür.

Andy Milligan, ana akımda en ufak bir takdir görmeden, 1991 yılında AIDS’e bağlı komplikasyonlar nedeniyle yoksulluk içinde öldü. Bugün onun filmlerini “iyi” oldukları için değil; hasarlı bir ruhun, tüm imkansızlıklara rağmen var olma çabasını hissetmek için izliyoruz.

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm