iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram

1960’ların sonu, Avrupa sinemasında kuralların artık pek ciddiye alınmadığı bir dönemdir. Türler birbirine karışır, polisiyeler komediyle flört eder, istismar sineması ise henüz tam olarak neye dönüşeceğini bilmeden kendi yolunu bulmaya çalışır. İşte Jess Franco’nun 1967 sonbaharında İspanya ve Batı Almanya ortak yapımı olarak çektiği El caso de las dos bellezas (Sadisterotica), bu karmaşanın tam ortasında doğmuş, türlerin sınırlarıyla oynayan bir filmdir. İspanya’da mütevazı bir suç filmi olarak dolaşıma giren, uluslararası pazarda ise kulağa çok daha sert gelen Sadisterotica adına bürünen bu yapım, Franco’nun sinemasında kadın zekâsı, absürt mizah ve amoral bir polisiye anlayışının yan yana durabildiğini gösteren en karakteristik örneklerden biridir.

Red Lips ve Kadın Gücü

Filmin pazarlama stratejisi, özellikle ABD posterlerinde kullanılan Sadist Erotica ismiyle izleyiciyi vahşi ve uçlarda bir deneyime hazırlasa da, karşımızda aslında oldukça hafif kalpli, Red Lips ikilisinin maceralarına odaklanan bir suç komedisi durur. Franco, 1960 yapımı Labios rojos filminde ilk kez tanıştırdığı bu suç savaşçısı ikiliyi, bu kez Janine Reynaud ve Rosanna Yanni ile yeniden canlandırır. Reynaud, otoriter ve güçlü alfa dişi Diana rolünde devleşirken; Yanni, göründüğünden çok daha zeki olan aptal sarışın Regina karakterine hayat verir.

Franco sinemasında erkek kahramanların genellikle silik kalması bir tesadüf değildir. Yönetmen, önceki casusluk denemelerinde bulamadığı canlılığı seksi ve zeki kadın kahramanlarında bulur. Sadisterotica, Jess Franco için kadının kurnazlığını ve gücünü kutladığı bir yapımdır.

Sanatın Şiddetle İmtihanı: Morpho ve Tiller

Filmin olay örgüsü, moda modellerinin kaçırılıp Morpho adında, kurt adamı andıran bir yaratık tarafından öldürülmesi üzerine kuruludur. Ancak asıl tekinsiz olan, bu şiddet anlarının gizemli bir gözlemci tarafından fotoğraflanmasıdır. Zengin sanat tüccarı Radeck’in hikâyeye dâhil olmasıyla, sanatın insanların acısından beslendiği bir alt metin ortaya çıkar. Klaus Tiller adındaki sanatçının tablolarında kurbanların son anlarını resmetmesi, Franco’nun şiddet ve röntgencilik arasındaki o ince çizgide ne kadar ustaca yürüdüğünü gösterir.

Bu tema, Michael Powell’ın Peeping Tom filmindeki kurbanların korkusunu kayda alan yaklaşımıyla akrabalık kurarken, aynı zamanda Roger Corman’ın A Bucket of Blood filmindeki cesetlerden heykel yapma fikrine de bir selam çakar. Franco, korku türünün dışına çıktığında bile o kendine has makabre duyarlılığını korumayı başarır. Filmde bizzat canlandırdığı gece bekçisi Napoleon Bolivard karakterinin, acı içindeki kadın heykellerine bakıp “İğrenç!” diye mırıldanması, yönetmenin kendi sinemasına yönelik ironik bir göz kırpması gibidir.

Teknik Kusurlar ve Müzikal Kimlik

Bir Eurocult yapımını incelerken müziği ve farklı bölge baskılarını görmezden gelmek imkânsızdır. Sadisterotica’nın Amerikan versiyonunda Jerry van Rooyen’in hazırladığı müzik o kadar etkilidir ki, Franco 2010 yılında Goya Ödülü’nü alırken sahneye bu temanın eşliğinde çıkmıştır. Rooyen’in swinging tarzındaki seksi ve eğlenceli besteleri, İspanyol versiyonundaki Fernando Garcia Morcillo’nun daha ağır kanlı caz tonlarına kıyasla filmi çok daha yukarı taşır.

Ancak filmin teknik karnesindeki en büyük zayıflık, özensizce hazırlanan İngilizce dublajdır. Diyalogların kurgusu, senkronizasyon sorunları ve kötü çeviriler nedeniyle zaman zaman gölgelenir. Ayrıca İspanyol sansür kurulu, canavarın kurbanları taciz ettiği ilk sahneyi ve gece kulübündeki bazı sahneleri makaslayarak filmin dokusuna müdahale etmiştir.

Sadisterotica Jess Franco, kusursuz bir başyapıt olma iddiası taşımaz; hatta yer yer dağınık görünmeyi de göze alır. Ama tam da bu haliyle Franco’nun sinemasına özgü o rahatlığı ve oyun isteğini açık eder. Regina’nın yataktan çıplak kalkacakken kameraya dönüp dördüncü duvarı yıkması, Franco’nun sinemasal oyunbazlığının en iyi örneklerinden biridir.

Geriye dönüp bakıldığında, filmin asıl cazibesi kusurlarında gizlidir: Ne kadar ciddiye alındığını umursamayan, izleyicisini de aynı kayıtsızlığa davet eden bir yapım olması.

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm