iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram

Last House on Dead End Street, izlendiği dönemden çok daha sonra, etraflarında örülen şehir efsaneleriyle kült mertebesine ulaşan tuhaf bir film. 1977 yılında vizyona girer ancak çekimleri aslında 1973 kışında tamamlanmıştır. Yıllarca yönetmeninin ve oyuncularının kim olduğu bilinmeyen, jeneriğinde Victor Janos gibi sahte isimlerin kullanıldığı bu yapım, uzun süre gerçek cinayet görüntülerinin kullanıldığına dair söylentilerle anılmıştır. Ancak filmin arkasındaki gerçekler, en az perdede gördüklerimiz kadar karanlık ve kaotiktir.

800 Dolarlık Bütçe

Filmin arkasındaki yaratıcı, o dönem New York Eyalet Üniversitesi’nde öğrenci olan Roger Watkins’tir. Watkins, Charles Manson ve ailesinin iÅŸlediÄŸi cinayetleri konu alan The Family kitabını okuduktan sonra bu senaryoyu yazmaya karar verir. BaÅŸlangıçta Manson ailesi hakkında bir biyografi olarak tasarlanan proje, zamanla toplumdan intikam almak isteyen eski bir mahkumun hikayesine evrilir.

Filmin yapım süreci ise başlı başına bir efsanedir. Yaklaşık 3.000 dolarlık bir bütçe ayrılmış olsa da, Watkins yıllar sonra bu paranın sadece 800 dolarının filme harcandığını, geri kalan 2.200 doların ise uyuşturucu maddelere gittiğini itiraf etmiştir. Filmdeki o tekinsiz, yerinde duramayan ve paranoyak atmosferin, aslında set arkasındaki bu madde kullanımının bir yansıması olduğu düşünülmektedir.

“Bu Lanet Filmi Ben Yönetiyorum!”

Film, hapisten yeni çıkan Terry Hawkins’in hikayesine odaklanır. Eski bir mahkum ve amatör sinemacı olan Terry, pornografik film endüstrisinden bir yapımcıyı kandırarak finansman saÄŸlar. Ancak Terry’nin amacı erotik bir film çekmek deÄŸildir; o, yapımcıyı ve çevresindekileri, terk edilmiÅŸ bir üniversite binasında çekeceÄŸi sadist senaryosunun kurbanlarına dönüştürmeyi planlar.

Last House on Dead End Street‘i standart bir korku filminden ayıran ÅŸey, izleyicinin ÅŸiddet arzusunu sorgulayan “meta-film” yapısıdır. Terry karakteri, film içinde film çekerken sık sık “Bu lanet filmi ben yönetiyorum!” diye bağırarak, hem kurgusal kurbanlarına hem de dolaylı yoldan izleyiciye kontrolün kimde olduÄŸunu hatırlatır.

Maskeler, İlahiler ve Video Nasty

Film, mantıksal bir olay örgüsünden ziyade, bir kabusu andıran tekinsiz bir atmosfer sunar. Maskeler, şeffaf plastik yüzler ve Gregorian ilahileriyle endüstriyel seslerin harmanlandığı müzikler, yapımı sürrealist bir havaya dönüştürür. Geyik toynağı ile yapılan cinsel şiddet sahnesi veya matkapla gerçekleştirilen cinayet gibi sekanslar, filmin sınırları ne kadar zorladığının adeta birer kanıtı.

Filmin kült statüsünü pekiştiren en önemli unsurlardan biri, uzun yıllar boyunca filme ulaşmanın neredeyse imkansız olmasıydı. Bu durum, filmin fiziksel kopyalarını koleksiyonerler için çok değerli kılar.

Film, ABD’de VHS formatında çok sınırlı sayıda basılmış, 1980’lerin sonu ve 90’ların başında daha çok Venezuelalı dağıtımcılar aracılığıyla video piyasasına girmiÅŸtir.

Filmin Birleşik Krallık macerası ise tam bir fiyaskodur. Video kaset olarak yayınlanması planlanan film, dönemin Video Nasty paniği nedeniyle hiçbir zaman resmen piyasaya sürülmemiştir. Sadece bir parti kopyalandığı, kapaklarının basıldığı ancak dağıtılmadan imha edildiği bilinmektedir.

Kayıp 3 Saatlik Versiyon: The Cuckoo Clocks of Hell

Filmin efsanesini besleyen bir diÄŸer unsur da kayıp orijinal kurgusudur. Watkins’in The Cuckoo Clocks of Hell adını verdiÄŸi ilk kurgu yaklaşık 3 saat (175 dakika) uzunluÄŸundadır. Ancak filmdeki bir oyuncunun, çıplak sahnelerin kariyerini etkileyeceÄŸi korkusuyla dava açması sonucu film defalarca kesilmiÅŸ ve vizyonu gecikmiÅŸtir.

Bugün izlediğimiz 77 dakikalık versiyon, hikayede devasa boşluklar barındırır. Vinegar Syndrome şirketi filmi restore ederken, bu 3 saatlik kurguya dair hiçbir izin bulunamadığını ve orijinal negatiflerin muhtemelen yok olduğunu doğrulamıştır.

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm