iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram

Trash film denince akla gelen o ilk isimlerden biridir Bruno Mattei. Onun ünü, yaptığı filmlerin kalitesinden değil; aksine o muazzam derecede kötülüğünden, fütursuz taklitçiliğinden ve türler arasındaki arsız çeşitliliğinden beslenir. Düşünsenize, 70 yaşını devirmiş kaç yönetmen Mattei gibi yerinde duramayıp Filipinler’in balta girmemiş ormanlarına gider ve taptaze bir heyecanla dijital videonun çiğliğine adapte olabilir? Jess Franco gibi çağdaşları bile onun yaşında o kadar uzağa gitmeye cesaret edememişken, Mattei adeta dijital kamerasını ve çantasını sırtlanıp son bir altın vuruş için cepheye kendini atmıştır.

Çürüyen İskeletler ve Dijital Sis

Antonio Tentori’nin kalemiyle şekillenen Yaşayan Ölüler Adası, sadece bir zombi filmi değil; Zombie, Erotic Night of The Living Dead ve Blind Dead gibi türün kültlerine saygısızca ama bir o kadar da hayranlıkla dokundurmalar yapan tuhaf bir kolaj.

Mattei, 1600’lerdeki İspanyol askerlerinin ceset dolu arabasından günümüzün modern etkilenmelerine (evet, o dönem fırtınalar koparan Karayip Korsanları bile nasibini almış!) kadar her şeyi harmanlamış.

Görsellik ise tam bir Mattei klasiği: High-Def dijital formatın getirdiği o pembe dizi estetiği, sislerin arasından fırlayan makyaj harikası yaratıklarla birleşince ortaya gerçeküstü bir deneyim çıkıyor. Ama hakkını yemeyelim; Mattei burada kadınları sadece çığlık atan kurbanlar olarak bırakmamış; onları erkeklerle omuz omuza savaşan, tırpan sallayan gerçek savaşçılara dönüştürerek türün klişelerine kendi çapında bir çalım atmış.

Yaşayan Ölüler Adası zombi sahnesi Bruno Mattei

Egzotik Güzellikler ve “Snoopy” Tişörtlü Kahramanlar

Oyuncu kadrosu ise tam bir yol geçen hanı ama bir o kadar da ikonik. Yvette Yzon ve Ydalia Suarez, egzotik güzellikleriyle o ucuz dijital dokunun içinde birer mücevher gibi parlıyorlar. Özellikle Yzon, Mattei’nin son nefesi olan WIP (kadın hapishanesi) filmi Anima Persa’da da karşımıza çıkacak olan favori bir savaşçı kadın figürü.

Karakterlerin absürtlüğü ise filmi izlenir kılan asıl dokunuş. Düşünsenize; geminin kaptanının adı Kaptan Kirk, ekibin diğer üyesi ise üzerinde koca bir Snoopy tişörtüyle zombilere karşı koyan Jim Gaines! İngilizce dublajdaki o meşhur senkron kayması ve “El yazısıyla yazılmış, çok eski olmalı!” gibi dahiyane(!) diyaloglar, filmin “çöp” değerini paha biçilemez bir noktaya taşıyor.

İntihal mi, Deha mı?

Mattei’nin ödünç alma konusundaki arsızlığı bu filmde zirve yapıyor. Romero’nun mezarlık sahnelerinden Fulci’nin göz çıkarma ritüellerine kadar her şey burada. Hatta kendi eski filmi Hell of the Living Dead‘den bile sahne çalacak kadar kendine has bir yönetmenden bahsediyoruz.

Flamenko dansı yapan zombiler, flüt çalan tapınak şövalyeleri ve sizinle felsefi bir sohbete girişip sonra aniden alev alan yaşlı kadınlar… Bu filmde kurallar yok, sadece Mattei’nin sınırsız ve bütçesiz hayal gücü var.

Yaşayan Ölüler Adası, teknik olarak bakıldığında “korkunç” bir film olabilir ama bir sinefil için izlemesi adeta dini bir tecrübe. CGI yığını ruhsuz modern korkuların yanında, Mattei’nin bu bol kanlı, bol taklitli ve inanılmaz derecede ucuz eseri; sinema tutkusunun imkansızlığa karşı verdiği en eğlenceli savaşlardan biri. O, 80’lerin vahşi İtalyan ruhunu 21. yüzyıla taşıyan son kaleydi. Ruhun şad olsun büyük usta!

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm