iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram
tom-chantrell film posterlerinden görsellerb hammer

Tom Chantrell’in hikayesi, 20 Aralık 1916’da Manchester’ın arka sokaklarında, Ardwick’te gözlerini açtığında, kaderi çoktan şov dünyasının izbe kulislerine yazılmıştı. Babası James, “The Fabulous Chantrells” grubuyla dünyayı turlamış, 64 yaşında eski bir trapezci ve cazcıydı. Dokuz kardeşin en küçüğü olan Tom, içindeki o ticari dehayı henüz beş yaşındayken belli etti. Okulda Charles Kingsley’nin The Water Babies kitabındaki Tom’u öyle bir resmetti ki, öğretmeni çizimi ondan almak için eline üç beş peni tutuşturdu. İş ciddiydi. 13’ünde, Milletler Cemiyeti’nin açtığı ulusal silahsızlanma afişi yarışmasında büyük ödülü eve götürdü.

Akademiyle, okulla, hiç işi olmadı. 15 yaşında sanat okulunu terkedip Manchester’daki Rydales ajansında bir iş kaptı. Kısa sürede ajansın en sıkı çizeri oldu ama o uçarı mizaç rahat durmadı. Başkasının elinden çıkan berbat bir işin faturası ona kesilmeye kalkınca, stüdyoyu birbirine kattı. Kovuldu tabii. Ama bu kavga, 1934 yılında, henüz 17 yaşındayken Londra’ya, yani tarih yazacağı o şehre kapağı atmasının önünü açtı.

Londra’da Bateman Artists ve Allardyce Palmer stüdyolarında ipek baskının ve teknik çizimin kurdu olurken İkinci Dünya Savaşı patlak verdi. Chantrell eline silah almayı reddetti, vicdani retçi oldu. Ama bu korkudan değil, doğrudan sisteme bir başkaldırıydı. Muharip olmayan kanada geçip, Kent sahillerinde patlamamış mayınları çıplak elleriyle çıkaran bomba imha ekibine gönüllü yazıldı. Askeri disiplinden ve madalya toplayan rütbelilerden nefret ediyordu ama savaşın sonlarına doğru yeteneğini propaganda afişlerinde konuşturdu. Sahildeki o kaos, ölüm kokusu ve tehlike, yıllar sonra Hammer stüdyoları için çizeceği o kan donduran posterlerin ilham kaynağı olacaktı.

tom-chantrell poster çalışmaları

Hammer Korkuları ve Beyazperde Tanrıçaları

Savaştan sonra reklama dönen Chantrell, asıl turnayı 50’lerde ve 60’larda sinema piyasasına dalınca vurdu. Tam bir seri üretim makinesiydi; haftada üç dört afiş bitirecek kadar hızlı, fırçası kıvrak, ticari kafası zehir gibi çalışan biriydi. East of Eden (1955), The King and I (1956) gibi Hollywood devlerinin İngiltere afişlerini yaptı ama ona asıl piyasa yaptıran yer Hammer Films ile Amicus Productions’ın o meşhur İngiliz korku ve istismar sineması oldu.

Chantrell’in afişleri, doğrudan seyircinin damarlarına zerk edilen birer adrenalin iğnesiydi. Avazı çıktığı kadar bağıran kadınlar, sisli gotik şatolar, göz tırmalayan vahşi kırmızılıkta, kan damlayan blok yazılar… Korku sinemasının görsel dilini tek başına baştan yazdı. 1965-1970 arası Hammer’ın gizli ortağı gibiydi. Öyle ki, yapımcılar ortada daha senaryo bile yokken, yatırımcı kafalamak için önce Chantrell’e gider, afişi çizdirip filmi o resim üzerinden satarlardı.

Sadece korkutmayı değil, arzuyu yönetmeyi de iyi bilirdi. Kadın vücudunu çizerken onları birer beyazperde tanrıçasına çevirmekte üstüne yoktu. Bunun en acayip örneği One Million Years B.C. (1966) filmidir. Aktris Raquel Welch filmin başrolü bile sayılmazdı, toplasan birkaç sahnede ya var ya yoktu. Ama Chantrell sinema salonunun önünden geçen adamı nasıl yakalayacağını çözmüştü. Afişteki diğer her şeyi, dinozorları falan törpüleyip Welch’i o ikonik kürklü bikinisiyle tam merkeze çaktı. Afiş filmi yuttu; resim tek başına popüler kültürün en çok satan posterlerinden birine dönüştü.

Tom Chantrell star wars için hazırlamış olduğu poster

Aile Boyu Referanslar ve Gerçekçilik Tutkusu

Chantrell’i piyasadaki diğer adamlardan ayıran şey, kafadan sallama ya da baştan savma anatomiden nefret etmesiydi. Uydurma çizgiyi tembellik sayardı, inandırıcılık sıfırlanırdı onun gözünde. Filmler daha çekim aşamasındayken afiş istedikleri için de elinde düzgün fotoğraf olmazdı çoğunlukla. O da çözümü evde buldu: Bütün aileye zorla poz verdirmek!

Hammer Stüdyoları Dracula Has Risen from the Grave (1968) için kapısını çaldığında, elinde Christopher Lee’nin buz gibi, hiç de korkutucu olmayan alelade bir vesikalığı vardı. Chantrell ne yaptı? Çenesinin altına bir spot ışığı koyup aynanın karşısına geçti. Kendi yüzünü ekşitip, dişlerini göstererek vampir pozu verdi ve kendisini çizdi. Yani o bildiğiniz efsane Dracula afişindeki o tekinsiz yüz Christopher Lee’nin değil, bizzat Tom Chantrell’in kendi suratıdır. Başka bir gün, Walkabout (1971) filmi için çölün ortasında koşacak bir çocuk lazımdı; okul çıkışı parkta denk geldiği yabancı bir çocuğu kendi kızıyla bahçede koşturup fotoğraflarını çekti, sonra da afişe aktardı.

İşler ne kadar sıkışık olursa olsun mizahı da hiç bırakmadı. Meşhur Carry On Cleo (1964) davası tam onun kalemiydi. Dönemin en pahalı Hollywood prodüksiyonu olan Cleopatra’nın afişini, İngilizlerin sulu komedi serisi Carry On için fena halde tiye alan bir parodiye çevirdi. Orijinal afişte Elizabeth Taylor’ın uzandığı divana Amanda Barrie’yi yatırdı aynı pozla. Tabii 20th Century Fox’un avukatları hemen telif davası açtı. Chantrell mahkemede bunun sadece İngiliz usulü bir kafa bulma olduğunu savunduysa da davayı kaybetti, afiş yasaklandı. Ama bu kavga gazetelerde öyle bir yer buldu ki, iki film de bu gürültü sayesinde iyi gişe yaptı. Reklamın iyisi kötüsü olmuyordu.

Star Wars: Bahçedeki Plastik Kılıçlar

Takvimler 1977’yi gösterdiğinde George Lucas ve 20th Century Fox, Star Wars’un İngiltere vizyonu için hazırlanan afiş krizini çözmeye çalışıyordu. Amerikalı çizerler Tom Jung ve Hildebrandt kardeşlerin yaptıkları işler fazla soyut ve karanlıktı; dahası oyuncuların yüzlerine hiç benzemiyordu. Lucas netti: “Bu her şeyden önce insan hikayesi, yüzleri net göreceğim.” Fox’un eski hukukundan dolayı bu devasa iş Tom’un masasına geldi.

Tom Chantrell ikonik rachel welch posteri

Chantrell filmin ön gösterimini izleyince büyülenmişti ama elindeki basmakalıp oyuncu fotoğraflarında o aradığı epik, kahramansı duruşu bir türlü bulamadı. Yine bildiği yönteme, yani evdeki stüdyosuna döndü. Eşi Shirley’nin sırtına yeşil bir sabahlık geçirdi, eline de çocukların plastik oyuncak kılıçlarından birini tutuşturup “Hadi hanım, Prenses Leia pozu ver” dedi. Mark Hamill’in namluyu doğrudan gözümüze doğrulttuğu, arkadan Darth Vader’ın o dev gölgesinin bastırdığı ve karakterlerin üç boyutlu bir V şeklinde dizildiği o meşhur “Style C” afişi işte o arka bahçede doğdu. Yapımcı Gary Kurtz, önüne konan düzinelerce alternatif arasından Chantrell’in bu organik, kanı canlı işini gördüğü an tereddüt bile etmeden seçti.

Fox stüdyosu tasarıma bayılınca afişi Amerika’da da basmak istedi ve Chantrell’den işin telifini komple satın almayı teklif etti. O günün dünyasında bu işin nereye varacağını kestiremedi haliyle. Önüne konan 2000 Sterlin gibi o dönem için fena sayılmayacak sıcak nakiti alıp tüm hakları devretti. Ticari ürün payı falan kovalamadı. Belki ailesini sterlin milyarderi yapacak bir telif hakkından oldu. Bu olay afişin hiçbir yasal engele takılmadan dünyanın her yerinde tişörtlere, kupalara, oyuncak kutularına serbestçe basılmasını sağladı. Chantrell farkında olmadan sinema tarihinin en anonim, en çok kopyalanan imzasını yaratmıştı.

Fırçayı Kutuya Koymak

80’lerin ortalarına gelindiğinde sinema salonlarında işler değişmeye başladı. O eski, Chantrell’in ruhunu besleyen B-tipi istismar filmleri, o ucuz ama karakterli sinemalar birer birer kapandı. Asıl büyük darbe ise 90’larda, Photoshop ve dijital yayıncılığın stüdyoları ele geçirmesiyle geldi. Yapımcılar artık bir ressama haftalarca yağlı boya yaptırtıp çuval yüküyle para saymak yerine, fotoğrafları bilgisayarda iki tıkla üst üste bindirmeyi daha karlı görüyordu. Chantrell bir süre video kaset kapakları çizerek zamana, direnmeye çalıştıysa da, sonunda fırçayı kutusuna koyup köşesine çekildi.

Sinema endüstrisi onu piksellerle emekli etmiş olsa da, sinemanın o kirli, tutkulu geçmişine tapan yeni nesil sinefiller Tom’un hakkını teslim etmekte gecikmedi. 2000’lerde o eski orijinal afiş tasarımları müzayedelerde yüksek fiyatlara alıcı bulmaya, işleri Victoria and Albert Museum (V&A) arşivine kabul edilmeye başlandı.

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


1 Yorum

  1. Bill aka Uranium Willy 20 Ağustos 2010 - 08:51

    Tom Chantrell was marvelous. Glad to see him promoted here. I nned to do more posts on artists and filmmkers too. Right now focusing on films again for a bit but will get bored eventually/ Keep up the good work of informing the cult film people in Turkey about these great people 🙂

    Yanıtla

Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm