iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram
8
Oca
2016

Le orme (1975)

Bilimkurgu Filmleri Giallo kategorilerinde yayınlandı. Yorum Yok

Florinda Bolkan Roma’da yaşayan ve Profesör Blackmann’ın (Klaus Kinski) gizemli bir deneyinin parçası olarak Ay’da yalnız bırakılmış bir astronot hakkında tuhaf rüyalar gören, Alice adında bir çevirmendir. Alice, bu rüyaların aslında yıllar önce izlediği “Orme sulla Luna” (Ay’daki İzler) adlı bir bilim kurgu filminden sahneler olduğunu fark eder. Bir sabah uyandığında bilimsel bir konferansın notlarının çevirisini teslim etmek için işyerinin yolunu tutar ancak işi teslim ettiği zaman onu 3 gün geciktirdiğini keşfeder. Aslında günlerden salı olduğunu sanırken perşembe olduğunu öğrenir; hayatından silinen o iki gün (salı ve çarşamba) hakkında hiçbir anısı bulunmamaktadır. Hatırlamaya çalıştığında bir kaydın çevirisini yaptığını anımsar ama gerisi gelmez. Ayrıca elinde bir Türk kasabası olan Garma’dan gönderilmiş, parçalanmış bir kartpostal ve bir tavus kuşunu betimleyen vitray penceresi olan bir odaya dair belli belirsiz bir hisse sahiptir. Dahası, mutfakta tek bir küpesinin kayıp olduğunu fark eder ve giysi dolabında kan lekeli sarı bir elbise keşfeder.

Bunun üzerine yapbozun parçalarını bir araya getirmek için Garma’ya bir uçak bileti alır. Kasaba yakınlarında bir plajda herkesin Paula diye hitap ettiği ama isminin Mary olduğunu söyleyen kızıl saçlı bir kız ona yanaşır (Nicoletta Elmi tarafından canlandırılmaktadır). Alice’e onunla daha önce tanışmış olduğunu, onu “Nicole” ismiyle hatırladığını söyler. Alice ada sakinlerini sorguladıkça herkesin onu kızıl saçlı biri olarak hatırladığını görür. Sahilde bulduğu kızıl bir peruk, Alice’in o kayıp günlerde gerçekten orada olduğunu ve Nicole kimliğine büründüğünü doğrular.

Alice, rüyalarındaki o vitraylı evi bulur ve burada çocukluk arkadaşı Harry (Peter McEnery) ile karşılaşır. Harry ile yaşadığı yakınlaşma, geçmişteki bir “terk edilme” travmasını (tıpkı aydaki astronot gibi) tetikler. Alice, Harry’nin Dr. Blackman ile iş birliği yapıp kendisini kaçıracağına dair bir sanrıya kapılır ve onu bir makasla öldürür. Finalde sahilde kendisini yakalayan “astronotlar” ise aslında Harry’nin çağırdığı hastabakıcılardır. Film, Alice’in şizofrenik zihninde astronot olarak gördüğü bu adamların onu bir akıl hastanesine götürmesiyle trajik bir şekilde sonlanır.

Le orme, tek bir kelime ile özetlenebilecek bir filmdir… tuhaf! Her ne kadar bazen 1970lerde İtalya’da popüler olan Giallo furyasına yaklaşsa da, aslında türün o klasik eldivenli katil klişelerini bir kenara bırakarak daha çok “kadınsı yabancılaşma”, şizofreni ve varoluşçu sancılar üzerine odaklanan bir psikolojik gizem bilmecesidir. Film, adeta bir “paranoia-movie” gibi işler; karakterin kendi zihinsel evreninde kayboluşunu, kaçmaya çalıştığı patolojik kaderin kaçınılmazlığını vurgular. Film oldukça yavaş ilerler ama tamamen “trip gibi” ve tek kelimeyle kaçık olmayı başarırken her şeyi bir araya getiren (bir bakıma) sonu ile izlemeye değerdir. Bu final, izleyiciyi de karakterin o sersemletici şaşkınlık haliyle baş başa bırakır.

Filmin görsel yanı onun başlıca güçlü noktasıdır. Daha sonra çeşitli Bernardo Bertolucci filmleri ve Apocalypse Now’da çalışmış olan Vittorio Storaro sinematograf olarak karşımıza çıkar. Storaro, İtalyan tür filmlerindeki o alışıldık renkli dünyadan uzaklaşarak; beyazın baskın olduğu, geometrik dekorların ve keskin ışık-gölge oyunlarının öne çıktığı bir atmosfer kurar. Özellikle final sahnesindeki “termal kamera” efektine benzer mavi tonlar ve flashbacklerdeki sepya kullanımı deneysel bir zirvedir. Barok otel mimarisini, Türkiye’deki lokasyonları (Phaselis/Kemer) ve Roma’nın modernist bölgelerini hem başrolün hem de izleyicinin içerisinde kendisini kaybedeceği detayları bakımından zengin manzaralara dönüştürür. Müziklerde ise Nicola Piovani’nin imzası filmin o tekinsiz havasını kusursuz tamamlar.

Kızıl saçlı çocuk aktris Nicoletta Elmi bu dönemde çok sayıda İtalyan Giallo’su ve korku filminde rol almıştır; bu filmle aynı yıl içerisinde Deep Red ve The Cursed Medallion’da karşımıza çıkmış ve daha önceki yıllarda Bay Of Blood, Flesh For Frankenstein ve Who Saw Her Die? gibi filmlerde göz doldurmuştur. Başroldeki Florinda Bolkan, bazen fazla dramatik tavırlara bürünse de Alice rolünde oldukça başarılıdır (ki kendisini A Lizard in a Woman’s Skin ve Don’t Torture a Duckling gibi türün zirvelerinden de hatırlıyoruz). Kadroda dikkati çeken diğer isimler ise Lila Kedrova, Peter McEnery ve kısa ama her zamanki gibi “sanguine” (kanlı/canlı) tarzıyla karşımıza çıkan Klaus Kinski‘dir.

Zamanla değeri daha çok anlaşılan ve hak ettiği hayran kitlesine kavuşan Le orme, sessizliğin ve yavaşlığın yalnızlık hissini beslediği, asla sıradan olmayan bir yapım. Ancak baştan uyaralım; bu film kesinlikle “hafif bir akşam eğlencesi” isteyen ana akım izleyici için uygun değil.

Tolga Demirtaş (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm