iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram
white zombie filmi bela lugosi oynuyor ilk zombi filmi. first zombie movie

White Zombie 1932 yılında Edward Halperin ve Victor Halperin’in yapımcılığını, yönetmenliğini ise Victor Halperin’in yaptığı bir Amerikan korku filmi. Yaklaşık 60 dakikalık kısa bir süreye sahip olan filmin senaryosunu Garnett Weston, görüntü yönetmenliğini ise Arthur Martinelli üstlenmiş. Filmin en önemli özelliği yapılmış ilk zombie filmi olması ve sinema tarihinde bu türün doğuşu kabul edilmesi.

Filmin konusu kısaca şöyle; Madeleine (Madge Bellamy) ve Neil (John Harron) evlenmek üzere olan genç bir çifttir. Bir yolculuk sırasında tanıştıkları ve kendilerine hayırseverlik yapan Charles Beaumont (Robert Frazer) çifti düğünlerini Haiti’deki çiftliğinde yapmaları için ikna eder. Yolculukları sırasında çevrelerine karşı tamamen tepkisiz, boş bakışlı ve yavaş hareket eden zombi işçilerle karşılaşırlar. Fakat Bay Beaumont’un asıl amacı oldukça farklıdır, çünkü Madeleine’e aşık olmuştur ve evlilikten caydırabileceği fikri aklını meşgul etmektedir. Fakat süre çok kısa olduğu için çözümün yaşadığı bölgede bulunan büyücü ve aynı zamanda şeker kamışı değirmeni sahibi olan Murder Legendre (Bela Lugosi) de olduğunu düşünür. Legendre kendisine Madeleine’e içirmesi için bir hap verir ve bu hap kızı bir zombieye dönüştürecektir. Düğünün hemen sonrasında verilen özel zehri içen kız ölür sanılarak gömülür. Ancak Beaumont ve Legendre cesedi mezardan çıkararak kadını zombileştirirler. Madeleine, Legendre’in şatosunda ruhsuz bir halde Liszt eserleri çalarak gezinmeye başlar. Bazı yorumcular Madge Bellamy’nin performansını zayıf bulsa da, porselen yüzü ve donuk bakışlarıyla zombileşmiş gelin rolünde rahatsız edici bir inandırıcılık yakalamıştır. Neil ise yaşadığı kayıpla yıkıma sürüklenip voodoo uzmanı misyoner Dr. Bruner (Joseph Cawthorn) ile iş birliği yaparak bu işin peşine düşer. Legendre’in kalesine sızarlar, yaptığından pişman olan Beaumont ile Legendre ve zombi ordusu arasında gerilimli bir hesaplaşma yaşanır ve sonunda kazanan aşk olur. Oyunculuklar genel olarak melodramatik ve kaskatı bulunsa da, Dr. Bruner rolündeki Joseph Cawthorn diyaloglarını adeta o an doğaçlama yapıyormuş gibi doğal bir rahatlıkla sunuyor.

Film günümüz zombie filmlerinden bazı farklılıklar içeriyor. Örneğin filmdeki zombiler Legendre’nin kurallarına uyan, çok da kötü olmayan varlıklar. George Romero’nun 1968 yapımı Night of the Living Dead filmi sonrası gelişen beyin yiyen, serbest dolaşan salgın zombilerinin aksine, buradaki zombilik doğrudan Haiti voodoo mistisizmine dayanıyor. Zombilerin değirmende ucuz iş gücü olarak kullanılması, sömürgecilik ve kapitalist emek sömürüsüne dair bir alegori barındırıyor.

bela lugosi white zombie filminden bir sahne

Filmi en izlemeye değer kılan unsurların başında kuşkusuz Bela Lugosi yer alıyor. Lugosi 1931 yapımı Dracula’dan bir yıl sonra oynadığı filmde oldukça başarılı. Murder Legendre rolü ile harika bir performans sergilemiş, belki de en iyi performansı. Öyle ki, Dracula’yı anımsatan tarzına eklediği çatık kaşları, hipnotik bakışları ve el hareketleriyle çizdiği bu son derece ürkütücü kötü adam portresi, bazı eleştirmenlerce Dracula rolünden bile daha başarılı bulunuyor. Kuşkusuz filmin esas yıldızı. Böylesine unutulmaz bir performans sergilemesine rağmen Lugosi bu filmden yalnızca 800 dolar kazanmış.

White Zombie için sadece bir zombie filmi demek doğru olmaz herhalde. Film ekspresyonizmle korkunun iç içe geçtiği, dönemin erken sesli sinemasında sıkça görülen Alman ekspresyonizmi etkileriyle rüya benzeri tekinsiz bir atmosfer kurulduğu, zengin gölge kullanımının dikkat çektiği, ayrıca içinde romansı da barındıran bir film. Film düşük bütçesine rağmen ürkütücü olmayı başarmış, bunda filmin müziğinin etkisi de büyük. Gerçi 1930’ların başındaki ses teknolojisinin sınırlı oluşu nedeniyle filmde diyalog takip sorunları, dip gürültüleri ve zaman zaman ses kesintileri mevcut; kullanılan müzikler de muhtemelen başka yapımlardan devralındığı için sahnelerle zaman zaman uyumsuzluk gösteriyor.

Filmde bazı tanıdık dekorlar görmek mümkün. Çünkü çoğunluğu The Hunchback of Notre Dame (1923), King of Kings (1927), Frankenstein (1931) ve Dracula (1931) dan alınmış. Bu geniş iç mekan setleri, mat tablolar ve taş mimari çerçevelemeler karakterlerin psikolojisini görselleştirmeye çok iyi hizmet ediyor. Ayrıca 1932 yılı standartlarına göre oldukça iddialı bir kamera kullanımı ve kurgu işçiliği de göze çarpıyor. Ekranın ortasında durarak iki farklı karakterin eylemlerini aynı anda gösteren diyagonal geçiş efekti dönemin şartlarında büyük bir iş. Şeker kamışı değirmeninde zombi işçilerin otomat gibi çalışması ve içlerinden birinin öğütücüye düşüp ezilmesine rağmen diğerlerinin tepkisizce üretime devam etmesi ise filmin en güçlü görsel sahnelerinden biri.

bela lugosi zombie filminden bir korku sahnesi

Film günümüzde bir çok sebepten dolayı kült mertebesine erişmiş. Bunlardan en önemlisi yazının başında da belirttiğim gibi ilk zombie filmi olması ve Tourneur, Romero, Fulci ile Raimi gibi yönetmenlerin sinemasına zemin hazırlayarak The Serpent and the Rainbow (1988) veya I Walked With a Zombie gibi yapımlara ilham vermesi. Ayrıca film bağımsız çekilmiş bir film yani örneğin Universal Studios gibi büyük şirketler tarafından yapılmamış. Sinema tarihinde Poverty Row olarak adlandırılan ultra düşük bütçeli yapımların en önemli örneklerinden. Ayrıca filmin makyajı da dönemin ünlü makyaj sanatçısı Jack Pierce tarafından yapılmış. Pierce aynı zamanda Frankenstein, The Mummy ve daha sonra çekilen The Wolf Man’in de makyajlarını yapan kişidir. Beden dilleri ve yüz ifadeleri bu makyajla birleşen zombi kadrosu dönemi için fazlasıyla etkileyici. Filmin popüler kültürdeki etkisi de es geçilemez; müzisyen Rob Zombie’nin kurduğu White Zombie grubuna isim kaynağı olmuş ve Tim Burton’ın Ed Wood (1994) filminde Bela Lugosi ile Ed Wood’un birlikte izlediği eser olarak yer almıştır.

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


1 Yorum

  1. Bill 29 Ağustos 2009 - 03:59

    I have not seen this since I was a kid. I am a fan of the “bad” Lugosi and Karloff films and will get around to doing write ups a few more of them.

    I like the way the sevenload player looks but it si buffering so slow. Most video service is blocked here in China and I am always looking for unblocked sites that work well.

    Yanıtla

Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm