iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram
26
Mar
2009

Slashers (2001)

Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı. 1 Yorum Var

“Lütfen yerlerinizi alın, reklam arasından sonra kurbanın boğazını keseceğiz.”

2000’lerin başını hatırlayın; televizyonun evrildiği o tuhaf, röntgenci dönemi. Biri Bizi Gözetliyor ya da Gelinim Olur musun? gibi formatların insan onurunu bir paket çekirdek fiyatına pazarladığı yıllar. Kanadalı Maurice Devereaux, kısıtlı bütçesiyle 2001’de Slashers’ı çektiğinde, aslında sadece bir B-film yapmıyordu. Bu röntgenci dönemle dalga geçerek adeta yüzümüzü çarpoyor.

Filmin iskeleti, Japonya’nın en vahşi reality şovunun ilk kez Amerikalı yarışmacılarla özel bir bölüm çekmesi üzerine kurulu. Altı gönüllü; içinde aktivisti de var, eski boksörü de, sırf o 12 milyon dolarlık ödül için bir labirentin içine doluşuyorlar. Tabii peşlerinde şovun asıl yıldızları, o maskeli ikonlar var: Chainsaw Charlie, Preacherman ve Doctor Ripper.

Reklam arası mekaniği ise bence tür sinemasının gördüğü en zekice kara mizah örneği. Yapımcıların kontrol ettiği şok tasmaları hem katillerin hem kurbanların boynunda. Şov reklam arasına girdiğinde herkes olduğu yerde taş kesilmek zorunda. Düşünsenize, bir psikopat tam elektrikli testereyi göğsünüze indirecekken donmak zorunda kalıyor. O saniyelerde katil ve kurbanın birbirine hareket edemeden küfürler yağdırdığı sahneler, kapitalizmin ölümü bile nasıl metalaştırdığının, araya bir şampuan reklamı sıkıştırmak için can verişi nasıl durdurduğunun en somut kanıtı. Allah var, bu fikir filmin bütün teknik kusurlarını tek başına sırtlıyor.

Slashers 2001 filminde reklam arası mekaniği ile donup kalan seri katiller

Devereaux’nun burada yaptığı en büyük numara, Hitchcock’un Rope filminde denediği o tek çekim illüzyonunu bir slasher atmosferine yedirmesi. Kamera, şovun kameramanı Hideo’nun omzunda, yani aslında biz Hideo’yuz.

Point of View tekniği, o yüksek çözünürlüklü dijital videonun çiğliğiyle birleşince ortaya sinematografik bir başarı değil, mide bulandırıcı bir canlı yayın hissi çıkıyor. Işıkların patlaması, kameranın bir yere çarpması gibi anlara gizlenen kesmeler sayesinde labirentin içinden bir an bile çıkamıyoruz.

Açık konuşalım; oyunculuklar felaket ötesi. Karakterler can derdindeyken bile pembe dizi tadında, o anlamsız ve sarkan diyaloglara giriyorlar. Dekorlar bazen bir paintball sahasından hallice duruyor. Ama bu rüküşlük ve amatörlük, filmin o çöp televizyon (trash TV) estetiğini garip bir şekilde besliyor. Filmdeki yeteneksiz oyuncular, aslında şöhret budalası sıradan insanları daha gerçekçi kılıyorlar. Pratik efektler konusunda ise yönetmen elini hiç korkak alıştırmamış. CGI’ın o ruhsuz sterilize halinden eser yok. Testereyle belden ikiye bölünmeler, cömertçe fışkıran kanlar tam bir Fulci estetiği barındırıyor. Bazı sahnelerde ritim bilinçli olarak öyle bir kırılıyor ki, izlediğiniz şeyin bir film mi yoksa gerçekten gece yarısı korsan bir kanalda yayınlanan bir vahşet videosu mu olduğunu karıştırıyorsunuz.

slasher filminden bir gore sahne

Aslında filmin en ciddi zaafı, orta bölümdeki o bitmek bilmeyen diyalog silsilesi. Bazen yönetmenin ne anlatmak istediğini unutup karakterleri boş boş konuşturduğunu hissediyorsunuz.

İyikotufilm takipçilerinin gözünden kaçmayacağı gibi The Running Man filminin biraz daha amatör için bu.

Slashers, herkesin midesinin ya da estetik anlayışının kaldırabileceği o yapımlardan değil. Medyanın vahşeti nasıl ambalajlayıp salonumuza servis ettiğine dair bir eleştiri.

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


1 Yorum

  1. yasin karakaya 17 Temmuz 2009 - 05:27

    Eğlenceli bir filme benziyor..Hiç duymamıştım daha önce..Halbuki yeni sayılır yapımı..İyikötüfilmin farkı da bu olsa gerek..Tebrikler;)

    Yanıtla

Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm