iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram
panthyhouse, külotlu çorap içeren fetiş filmler

Sinema, doğası gereği röntgenci bir sanattır; karanlık bir salonda başkasının tutkularını ve mahrem anlarını izleme eylemi üzerine kuruludur. Ancak bazı yönetmenler için kamera, sadece hikayeyi anlatmakla yetinmez; bir dokuya, bir kıyafete takılıp kalarak seyirciyi karakterin iç dünyasındaki derin tutkulara ortak eder.

Sinematografide külotlu çorap, sadece bir giysi değil; gücü, manipülasyonu, kırılganlığı ve yasak arzuyu temsil eden güçlü bir semboldür. Hatta bazı filmlerde bir öldürme aracı olarak bile karşımıza çıkar. 1960’ların siyah-beyaz karelerinden modern sinemanın stilize sahnelerine; naylonun tenle buluştuğu anlar, sinema tarihinin unutulmaz anlarına hayat vermiştir.

Sinemada fetişizm, bakışlar, dokunuşlar ve tekrar eden imgeler üzerinden inşa edilir. Külotlu çorap bu bağlamda arzunun, güç ilişkilerinin ve gizli saplantıların sessiz taşıyıcısıdır.

Bu listede, kameranın ipek ve naylonun büyüsüne kapıldığı 10 filmi mercek altına alıyoruz.

1. Sekreter (1985)

Temel Gürsu’nün yönettiği bu Yeşilçam yapımı, Türk sinemasında külotlu çorap estetiğini sınıf atlama aracına çeviren örneklerden biri. Hülya Avşar’ın canlandırdığı sekreter, liseyi yeni bitirmiş fakir bir kızken, şirket ofislerinde naylon çoraplarıyla modern hayatın simgesi haline gelir. Filmin gücü, çıplaklık yerine örtülü olanın yarattığı erotizmi kullanmasında yatar.

Filmde sapkın patron karakteri, duvara delik açıp Hülya’nın giyinme odasını gözetler. Kamera, bacak bacak üstüne atışları, çorap düzeltme anlarını, topuk seslerini tekrar tekrar yakalar izleyici de patronun o röntgenci anlarına ortak olur.

2. Black Tight Killers (1966)

Yasuharu Hasebe’nin bu Japon pop-art şaheseri, külotlu çorap fetişizmini görsel bir manifesto haline getirir. Vietnam’dan dönen fotoğrafçı Hondo’nun sevgilisi, gizemli siyah çoraplı suikastçılar tarafından kaçırılır ve film buradan itibaren absürt bir casusluk komedisine dönüşür. 60’ların mod estetiği ve psikedelik renk paletleriyle süslenen her karede, siyah naylonlar sadece bir kostüm değil; gücün, tehlikenin ve erotizmin görsel simgesi olarak karşımıza çıkar. Hasebe’nin kamerası, James Bond tarzı aksiyon sekansları arasında sürekli o parlak taytlara, bacaklara takılıp kalır.

3. All Neat in Black Stockings (1969)

Christopher Morahan’ın bu İngiliz dramasında, çoraplar işçi sınıfının monoton hayatından bir kaçış kapısı olarak işlev görür. Apartman hademesi Steve’in (Victor Henry) komşusu Jill’a (Susan George) duyduğu arzu, onun siyah naylonlu bacaklarına odaklanır ve film bu takıntıyı bir saplantı olarak değil, yalnızlığın ve özlemin somut bir ifadesi olarak sunar. Londra’nın kasvetli atmosferinde geçen hikaye, mini etek devriminin sokakları ele geçirdiği bir dönemde, siyah çorapları masumiyet ile baştan çıkarıcılık arasındaki ince çizginin simgesi haline getirir. Yönetmen, kamerayı sık sık Steve’in bakış açısına yönlendirmesiyle izleyiciyi röntgenci anlara ortak eder.

4. Silk Stocking Strangler (2002)

William Hellfire’ın  B-korku şaheserinde, külotlu çorap katil bir silaha evrilir. Misty Mundae’nin sadist Olivia’sı, siyah ipek naylonları boğma fetişinin aracı yapar. Factory 2000 şirketinin underground estetiğiyle çekilen filmde çorapları masum baştan çıkarıcıdan boğucu bir kabus nesnesine çevirir. Düşük bütçeye rağmen, naylonun karanlık yüzünü vurucu biçimde yüzümüze çarpar. Hellfire’ın kamerası, çorapların dokusuna o kadar ısrarla odaklanır ki, fetişin zevk ile acı arasındaki tehlikeli sınırını adeta fiziksel hale getirir. Film, istismar sinemasını estetiğiyle, naylonun sadece bir erotik aksesuar değil, aynı zamanda psikopatolojinin somut bir yansıması olabileceğini gösterir. New Jersey’nin bohem alt kültüründen çıkan bu film, fetişi tabudan ziyade gündelik bir hastalık olarak normalleştirir.

5. Maîtresse (1976)

Barbet Schroeder’ın bu Fransız şaheserinde, hırsız Olivier (Gérard Depardieu) dominatrix Ariane’in (Bulle Ogier) dairesine girerken, kendini Paris’in yeraltı BDSM dünyasının içinde bulur. Karl Lagerfeld’in tasarladığı kostümler, siyah deri ve ince naylonlarla bezenmiş sadomazoşist ritüelleri tam bir moda şölenine dönüştürür. Filmin en çarpıcı yönü, gerçek mazoşist müşterilerin kendi fantezilerini canlandırmasıdır. Néstor Almendros’un görüntü yönetimindeki hassasiyetle çekilen bu sahneler, fetişi belgesel bir gerçekliğe taşır. Ariane’in külotlu çoraplı bacakları 70’lerin cinsel devrim atmosferinde izleyiciye aktarılır.

6. Spiked Heels and Black Nylons (1967)

Whit Boyd’un Dallas merkezli Crescent International Pictures için çektiği bu sexploitation türündeki film. Naylon çorap fetişizmini sonuna kadar koruyan bir örnek. Bir polisin karısı uyuşturucu batağına düşer ve gangsterlerin işlettiği “Club Lesbo” gece kulübünde çalışmaya başlar. İlk 15 dakika çıplaklıkla geçer, hiçbir hikaye yoktur; sadece jartiyer ve diz üstü naylonların bol bol sergilendiği bir gösteri. Boyd’un kamerası sürekli siyah çoraplı, topuklu bacaklara odaklanır. Softcore anlatımları, uyuşturucu satıcıları ve siyah çoraplarla bezenmiş lezbiyen aşk sahneleri, 60’ların o renkli atmosferini ucuz ama samimi bir şekilde ekrana getirir.

7. The Last Seduction (1994)

John Dahl’ın bu neo-noir eserinde Linda Fiorentino, sinema tarihinin en acımasız femme fatale’lerinden Bridget Gregory’yi canlandırır. Filmin büyük bölümünde siyah ceket, etek, topuklu ayakkabı ve çorap giyen Bridget Alamy, kıyafetlerini avını tuzağa düşürmek için birer silah gibi kullanır.  Bridget bacak bacak üstüne atıp kurbanını seçerken, çorapların yarattığı o pürüzsüz görünüm erkeğin bir naylon çorap karşısındaki savunmasızlığını adeta gözler önüne serer.

8. Crash (1996)

David Cronenberg’in, külotlu çorap fetişizmini teknolojik travma ve beden modifikasyonuyla harmanladığı için listenin en tekinsiz filmlerinden biri. 1996’da Cannes’da Francis Ford Coppola başkanlığındaki jüri, filme “cesaret ve cüret” ödülü verse de yapım büyük bir infial yarattı. Cronenberg, Rosanna Arquette’i protez bacak aparatları ve file çorap kombinasyonuyla adeta mekanik bir heykel gibi karşımıza çıkarır.

James’in, Gabrielle’in file çorabını yırtıp bacağındaki derin yara izine dokunduğu sahne, naylonun burada sadece erotik bir detay değil, yaralı bedeni yeniden tanımlayan bir kabuk olduğunu kanıtlar.

9. Secretary (2002)

Steven Shainberg’in bu tuhaf aşk hikayesi, BDSM’yi mainstream sinemaya taşıyan yapımlardan biri olarak külotlu çorap fetişini de diğerleri gibi filmin merkezine yerleştirir. Filmin posteri bile çarpıcı bir ifade taşır: eğilmiş bir kadın, siyah dikişli çoraplar, ayak bileklerinde kenetlenmiş eller. Maggie Gyllenhaal’ın canlandırdığı Lee Holloway, şeffaf çorap ve sivri burunlu topukluklarla ofise girdiğinde, kısıtlamalarına rağmen güven ve cinsel cazibe karışımı bir güç sergiler James Spader’ın titiz avukatı E. Edward Grey, Lee’nin daktilodaki hatalarını cezalandırırken, kilotlu çoraplar teslimiyetin parlak zırhı haline gelir. Gyllenhaal, ünlü tokatlama sahnesinde koruyucu ped kullanmayı reddeder; 15 tekrar çekim sonrası futbol topu büyüklüğünde morluklar oluşur. Filmin gücü, fetiş objeleri sadece erotik bir aksesuar olarak değil, Lee’nin kendini keşif yolculuğundaki dönüşümün simgesi olarak sunmasında yatar.

10. The Graduate (1967)

Mike Nichols’ın kuşak çatışması klasiğinde, Anne Bancroft’un Mrs. Robinson’ı otel odasında bacağını kaldırır ve naylon çorabın ışıltılı yüzeyi, Dustin Hoffman’ın toy Benjamin’ini tuzağa düşürür. “Mrs. Robinson, beni baştan çıkarmaya mı çalışıyorsunuz?” repliği tam bu karede söylenir.

Filmin posteri bir aldatmacadır: herkes Bancroft’un bacağı sanırken, aslında model Linda Gray’in bacağıdır ve Gray bu çekim için sadece 25 dolar almıştır. Nichols’ın yarattığı “Graduate shot” sinema tarihinin en çok tekrarlanan kompozisyonlarından biri olmuştur. Film, 1967’de Hollywood’un yatak odası kapısını açmış, “MILF” kavramının tohumlarını ekmiştir

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm