iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram

Radley Metzger’ın 1970 yapımı The Lickerish Quartet filmini, yönetmenin 2017’deki ölümüne kadar büyük ölçüde Henry Paris takma adıyla çektiği “porno chic” dönemi işleriyle hatırladık. Oysa öncesinde, Ava Leighton ile kurduğu Audubon Films üzerinden Avrupa’nın istismar sineması örneklerini Amerika’ya taşıyan kilit bir figürdü. Sadece film ithal etmekle kalmadı, bizzat Avrupa’da kamera arkasına geçip edebi uyarlamalar ve lüks set tasarımlarıyla öne çıkan kendine has bir estetik inşa etti. Bu film de tam olarak o dönemin, Avrupa tür sinemasıyla Amerikan erotiğinin tuhaf bir şekilde kesiştiği noktanın ürünü.

Metzger’in bu yapımı, vizyona girdiği pazara göre kimlik değiştiren o meşhur çift isimli filmlerden biri: The Lickerish Quartet ve İtalyanca adıyla Esotika Erotika Psicotika. Aslında bu isim tercihi bile filmin ne yapmaya çalıştığının özeti gibi. Bir yanda daha entelektüel duran “Doyumsuz Dörtlü” iması, diğer yanda ise İtalyanların türün meraklısına egzotizm, erotizm ve psikoz vaat eden o üçlemeli başlığı. Pazarlama stratejisi bile filmin kendi içindeki o parçalı yapıyı yansıtıyor.

Hikaye İtalya’nın Abruzzo dağlarındaki yedi yüz yıllık Balsorano Şatosu’nda yaşayan varlıklı ve hayli tuhaf bir aileyi izleyerek açılıyor. Elia Kazan projelerinden veya spagetti westernlerden aşina olduğumuz Frank Wolff’un canlandırdığı baba, Erika Remberg ve Paolo Turco’dan oluşan çekirdek aile, devasa bir projektörün başına geçip siyah beyaz bir “stag film” izlerler. Oğul, görüntüleri iğrenç bulup odayı terk eder. Aile daha sonra dışarı çıktığında bir sirkte motosikletli bir gösterici kıza rastlar. Silvana Venturelli’nin canlandırdığı bu kız, az önce izledikleri filmdeki kadının birebir aynısıdır; tek fark saç rengidir. Kızı şatoya davet edip filmi ona tekrar izletmeye, o meşhur “yüzleşme” anını yakalamaya karar verirler.

Ancak projektör yeniden çalıştığında perdedeki görüntüler değişmiştir.

Balsorano Şatosu'nda geçen Esotika Erotika Psicotika filminden.

Kadının yüzü artık seçilmiyordur ya da sahneler tamamen yer değiştirmiştir. Aile makaraların karışıp karışmadığını tartışırken anlatıdaki nedensellik bağı tamamen kopar. Metzger’in ciddileştiği anlarda büyük hatalar yaptığını düşünenlerdenim. Film, Luigi Pirandello’dan bir alıntı yaparak başlıyor ve dönemin Blow-Up tarzı belirsizlik oyunlarına öykünüyor ama bu entelektüel çaba, filmin vaat ettiği erotizmi adeta boğuyor.

Karakterler sirkten gelen bu kadını şatoda ağırlarken; kadın sırayla kütüphanede babayı, çayırlıkta oğlu ve projeksiyon odasında anneyi baştan çıkarır. Fakat bu sahnelerin arasına sürekli o siyah beyaz kasetin kurgusu sızar. Bir noktadan sonra kasetin içindeki oyuncuların bizim aileyi ekrandan izlediği bir döngüye hapsoluruz. Metzger ne anlattığını kendi de tam olarak bilmiyor gibi görünüyor ve bu karmaşayı sadece “iddialı” bir kılıf olarak kullanıyor.

Bu kasten zorlaştırılmış kurgu, filmi çoğu zaman izlenmesi güç bir kibir abidesine dönüştürüyor.

Yine de görsel işçiliği görmezden gelmek haksızlık olur. Hans Jura’nın kamerası şatonun kasvetli atmosferini benzersiz bir dokuya dönüştürüyor. Balsorano Şatosu’nu aslında Lady Frankenstein veya Bloody Pit of Horror gibi İtalyan gotik korku filmlerinden iyi tanıyoruz. Bu atmosferin içine Enrico Sabbatini’nin şık kostümleri ve Stelvio Cipriani’nin müzikleri eklenince ortaya seyir zevki yüksek bir iş çıkıyor. Cipriani’den bahsetmişken; Metzger’in, bestecinin Femina Ridens için yaptığı müziklerden çok etkilendiği ve o filmi de The Frightened Woman adıyla bizzat Amerika’da dağıttığı bilinen bir detaydır. Bu bütünlük, özellikle kütüphane sahnesinde zirve yapar. Fütüristik dekorun ortasında, zemine yazılmış kelimelerin üzerinde gerçekleşen o sekans, yönetmenin stilize mizansen yaratma becerisinin en somut kanıtı.

Silvana Venturelli, Balsorano Şatosu'nda geçen Esotika Erotika Psicotika filminde.

Kadroda Frank Wolff ve Erika Remberg rollerinin hakkını veriyor ancak oğul rolündeki Paolo Turco’nun varlığı gerçekten tahammül fersah. Sürekli tuhaf rüyalarından bahseden, absürt sihir numaraları yapıp “sihir kolaydır, zor olan gerçekliktir” gibi aforizmalar kasan bu gencin, Silvana Venturelli gibi birini çayırda etkileyebilmesi inandırıcılıktan tamamen uzak. Venturelli gibi ekranda devleşen birinin bu filmden sonra sinemadan neden tamamen koptuğu ise gerçek bir muamma.

Filmin sonunda parçalar birleşmiyor, döngü kapanıyor ve başladığımız o siyah beyaz kasete geri dönüyoruz. Metzger neyin gerçek olduğunu açıklamadan kamerasını kapatıp gidiyor. Sonuçta elimizde, türün meraklıları için görsel bir şölen ama genel izleyici için yorucu bir zihin egzersizi kalıyor.

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm