iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram
öyle bir kadın ki filminden zerrin doğan

Türkiye sinema tarihinde cinsellik meselesi genellikle 1970’lerin sonundaki seks filmleri patlamasıyla anılır. Ancak bu sadece sanatsal bir tercih değil, sektörün ekonomik çöküşünün de bir ispatı niteliğindeydi. Dönem, Yeşilçam’ın kendi yeraltı ekonomisini kurduğu, teknik tanımların ötesinde dönem toplumunun yaşadığı siyasi ve endüstriyel kriz anlarının adeta bir dışa yansımasıdır.

İlk yerli porno deneme

1979 yapımı Öyle Bir Kadın ki, Türk sinemasının ilk uzun metrajlı pornografik filmi olarak kabul edilir. Gaye Film, Ören Film ve Erta Film ortak yapımı olan film, Erdoğan Tilav’ın yapımcılığında gerçekleştirildi. Polisiye bir kurguya sahip olsa da asıl kimliği erotik içeriğindeydi.

Yönetmen Naki Yurter, dönemin bu türdeki en üretken isimlerinden biriydi. Recep Filiz’in yazdığı senaryo, 54 dakika boyunca tatildeki evli bir çiftin cinsel serüvenlerini bir suç kurgusuyla izleyiciye yansıttı. Başrollerde Zerrin Doğan (Oya) (aynı zamanda kült tecavüz ve intikam filmi İntikam Kadını filminde de boy gösterdi) ve Levent Gürsel (Ali Pınar) vardı; Gürsel’in sesini ise Sadettin Erbil vermişti geri kalanında Zafir Saba, Ergun Akerman, Harika Öncü gibi isimler bulunurken, Naki Yurter de Otelci Osman rolünde kamera karşısına geçmişti.

Zerrin Doğan’ın furyadaki yeri

1977’de sinemaya giren Zerrin Doğan, dönemin çoğu kadın oyuncusu gibi önce yardımcı rollerle başlayıp başrole yükseldi; ama asıl adını duyurması seks furyasına katılıp bilinen ilk “porno” filmde oynamasıyla oldu. 1977-1990 arasında yaklaşık 36 filmde rol aldı, bunun 16’sı tek başına 1979’a ait — furyanın zirve yaptığı yıl. Aydemir Akbaş, Tamer Yiğit, Bülent Kayabaş, Salih Güney gibi isimlerle art arda dar bütçeli yapımlarda kamera karşısına geçti.

Furyanın kalıp rollerinin hemen hepsinden nasibini aldı: randevuevinde çalışan bir kadın (Ağa Düşen Kadın, 1978), tımarhaneden kaçan bir deli (Çılgın Dilber, 1979), bir sokak kadını (Ilık Ilık, İhtiras Kurbanları, 1979), tecavüze uğrayıp intikamını alan bir kadın (yine Naki Yurter imzalı İntikam Kadını, 1979). Furyanın oyunculardan beklediği zaten tek şeydi: soyunmak, dökünmek, sevişmek — geri kalanı senaryo detayıydı.

Soft’tan hard’a geçiş bir tercih meselesiydi, Zerrin Doğan bu tercihi Naki Yurter’in 16 mm ile çektiği Öyle Bir Kadın Ki ile yaptı. Tek denemeyle de yetinmedi — aynı yıl, yine Yurter’in yönettiği İyi Gün Dostu‘nda kocasıyla otel işleten tatminsiz bir kadını canlandırarak porno oyunculuğunu sürdürdü.

Furyanın çoğu ismi, yıldızları dahil, beyaz perdeden tamamen çekilirken Doğan seyrek de olsa görünmeye devam etti: Cüneyt Arkın ile Kartal Murat‘ta (1980), Behçet Nacar ile Kobra‘da (1983) oynadı; son kez 1990’da Eser Zorlu’nun Yorum Yok filminde küçük bir rolle perdeye döndü.

Türk sinema tarihine “ilk” unvanıyla geçmek bazen bir meziyet, bazen sadece zamanlama meselesidir — Zerrin Doğan için ikisi de biraz geçerli.

Kes-yapıştır sahnelerden kopuş

1979 öncesi dönemde sektör farklı çalışıyordu. Filmler normal ya da hafif erotik tonlarla çekiliyor, sansürden geçiriliyor, ardından sinema salonlarında gösterime girerken araya yabancı filmlerden alınmış pornografik sahneler monte ediliyordu. Bu, tamamen işletmecilerin talebi ve baskısıyla gelişen bir durumdu.

Öyle Bir Kadın ki‘yi önemli kılan, bu montaj mantığını terk etmesiydi. Artık cinsellik, dışarıdan eklenen parçalarla değil, yerli oyuncular tarafından doğrudan sahnelenmişti.

oyle-bir-kadin-ki-1979-film-incelemesi

Bu filmlerin ortak özelliği, pornografik içeriği normal bir anlatıya yerleştirme çabasıydı. Doktor muayenesi, piyano dersi, hatta polisiye soruşturma gibi senaryolar kurgulanıyor, ama bunların hepsi uzun sevişme sahnelerine gerekçe oluşturmak içindi. Öyle Bir Kadın ki bir suç hikayesi, Çırpınış (1980) gerilim, İşte Meydan ise macera filmi gibi sunulmuştu; oysa gerçek işlevleri Zerrin Doğan ve Hakan Özer gibi oyuncuların seks performanslarını göstermekti.

Kısa metrajlı versiyonlarda bu senaryo kaygısı bile yoktu. Tek mekanda, doğaçlama ilişkilerle doğrudan cinsellik gösteriliyordu.

12 Eylül ve mecra kayması

1979’da başlayan bu üretim dalgası, 12 Eylül darbesi ve ardından gelen yasaklarla sinema salonlarından silindi. Ama sektör yok olmadı, sadece yer değiştirdi. Video kaset piyasasına, ardından VCD’ye ve internete kaydı. Ana akım sinemadan tamamen kopuk, kendi kuralları olan kapalı bir sektör haline geldi.

Bu süreçte Tugay Toksöz gibi eski Yeşilçam jönlerinin ekonomik çaresizlikten bu filmlerde oynamak zorunda kalması, kadın oyuncuların toplumdan tamamen izole olup ortadan kaybolması, dönemin trajik boyutlarını gösteriyor.

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm