iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram

1970’lerin başında yetişkin sineması denen şey, bugün anladığımız anlamda bir endüstri bile sayılmazdı. Jeneriksiz, isimsiz, bazen hangi filmin gösterildiği bile bilinmeksizin vizyona giren yapımlar; fuhuş yasalarından çekinen, hızlı para peşindeki amatörlerin elinden çıkıyordu. Basit kağıt müsvettelerine karalanan senaryolar, tek günde bitirilen çekimler, dağıtımcının kim olduğu bile belli olmayan kopyalar. Bu ortamda Bill Osco’nun üstlendiği Mona: The Virgin Nymph, ülke çapında pazarlaması yapılan, adıyla bilinen ve tam anlamıyla kurgu içeren ilk uzun metrajlı hard-core film olarak tarihe geçti.

Dramatik Bir İskelet: Mona’nın Psikolojik Motoru

Filmi sektördeki diğer yapımlardan ayıran şey, sahne sayısı ya da içerik değil, bir şablonun varlığı. Fifi Watson’ın canlandırdığı Mona, evlilik gecesine kadar geleneksel cinsel birleşmeyi reddediyor; ama diğer her şeyi açıkça ve isteyerek yaşıyor. Bu çelişki, filmin tüm dramatik yükünü taşıyan psikolojik motor gibi işliyor. Katı Viktoryen ahlakın içinde büyümüş bir karakterin ne kadar çarpıtılmış bir cinsellik anlayışına sahip olduğunu ortaya koyuyor. Bunu söylerken derin karakter analizi türünden bir şey kastetmiyorum — ama 1970 koşullarında bir yetişkin filminin böyle bir soruyla kurulmuş olması, gerçekten şaşırtıcı. Benzer dönem yapımlarının büyük çoğunluğunun herhangi bir motivasyon kaygısı taşımadığı düşünülürse, bu tercih sıradan değil.

Mekân Kullanımı ve Hukuki Riskler: Graffiti Productions

Graffiti Productions, filmi dört duvar arasına hapsetmemiş. Açık hava çekimleri, Los Angeles sokakları, tarlalar, arka geçitler, güneş ışığının pencereden süzüldüğü iç mekânlarla dönüşümlü kurgulanmış. O dönem için bu, sıradan bir tercih değil, gerçek bir hukuki risk alma meselesiydi. Günışığında, dışarıda, tanınabilir mekânlarda çekilmiş sahneler, sanki “bak, saklanmıyoruz” dercesine bir tutum taşıyor. Sektörün o dönemki paranoyası düşünüldüğünde bu cesaret takdiri hak ediyor.

Mona: The Virgin Nymph 1970 Film

Eksikler ve Ticari Başarı: Denver’dan Phoenix’e Gişe Rekorları

Film mükemmel değil. Diyalogların bir bölümü zorlama, bazı sahneler tempoyu kesiyor ve hikâye zaman zaman kendi yarattığı gerilimi taşıyamıyor. Osco’nun ticari zekâsı, sinematik tutarlılığının önüne geçiyor — özellikle ikinci yarıda bu his güçleniyor, film kendi kurduğu karakteri bir noktada bırakıp sahneden sahneye sürükleniyor gibi hissettiriyor.

Ama gişe rakamları tartışmasız. Denver’da altmış koltuklu bir salonda 20.000 dolar; Phoenix’te hiç reklam yapılmadan, yalnızca kulaktan kulağa 25.000 dolar. Bu rakamlar sektörün gözünü açtı. Yatırım yapılabilir, pazarlanabilir, hatta saygın bir endüstri mümkündü. Ve bu para yalnızca bir sonraki filmin bütçesini karşılamadı; zihinsel bir eşiği de aştı.

Mona’dan Harlot’a Uzanan Süreç

Mona’dan sonra Osco’nun aynı ekiple çektiği Harlot, canlı ses kaydı, daha güçlü bir mizah anlayışı ve Banka binasının çatısında geçen sahneleriyle bu ivmeyi sürdürdü. İki film yan yana izlendiğinde, Mona’nın bir deneme, Harlot’ın ise o deneyin güveni kazanmış hali olduğu görülüyor.

Tarihsel Bir Zemin Olarak Mona

Mona’yı salt ilk olduğu için önemli saymak yeterince dürüst bir okuma değil. İlk olmak bazen sadece zamanlamadır. Burada ilginç olan şu: Bu film, yeraltından çıkmayı yalnızca ticari bir hamle olarak değil, biçimsel bir iddia olarak da kurguladı. Seyircisine “bu bir film” dedi. Senaryo var, karakter var, dramatik mantık var. Sonrasında gelen Deep Throat ya da Behind the Green Door gibi yapımlar bu çıtanın üstüne çıktı; ama o zemini hazırlayan film Mona’dır.

Mona: The Virgin Nymph 1970 Film

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm