iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram
Laura Gemser as Emanuelle attacked by rats in the dungeon scene from Koğuştaki Vahşet (Violenza in un carcere femminile, 1982)

İtalyan B-tipi filmlerin emektar yönetmenlerinden Bruno Mattei’in izlediğim ilk filmi sanırım 1990ların ikinci yarısında yurtdışından takas yoluyla kopya bir kasetini getirttiğim Nazi toplama kampı filmi K.Z.9 – Lager di sterminio’ydu (1977). İstismar sinemasının karanlık bodrumuna inen kaygan merdivenin en son basamaklarındaki türlerden “Nazi-istismarı” türünün daha tanınmış ürünlerine oranla, anımsadığım kadarıyla, pek kitsch motif içermeyen bu filmi son derece iç karartıcı ambiyansıyla bir hayli etkileyici bulmuştum. Mattei’in internetteki korku/istismar filmleri tartışma forumlarında düpedüz alay konusu yapıldığını fark ettiğimde bu yüzden bir hayli şaşırmıştım. Nitekim Mattei’in en tanınmış filmi olan Virüs’ü (1980) de Türkiye’de çıkmış resmi video kasetinden izlediğimde zombi türünün başyapıtlarından olduğu sanrısına kapılmamakla birlikte Z-tipi değil B-tipi bir film olarak not etmiştim. Bu sinemacının sanal alemdeki yerleşik ününe denk düşen bir ürünü ile karşılaşmam ise İtalyan yapımı muhtelif köpekbalığı filmlerinden köpekbalığı sahnelerinin montajlanmasıyla imal edilmiş Cruel Jaws (1995) ile olacaktı.

Virüs’ün yanı sıra Mattei’nin Türkiye’de video mecrasında kaseti çıkmış bir diğer filmi ise yine Virüs gibi Standart Video tarafından piyasa sürülmüş olan ve Mattei’nin yine Virüs’te olduğu gibi yönetmenlik bahsinde “Vincent Dawn” mahlasını kullandığı kadınlar hapishanesi filmi Koğuştaki Vahşet (Violenza in un carcere femminile, 1982). Video furyası sona erdiğinde bit pazarından edinmiş olduğum Koğuştaki Vahşet kasetinde önce bir dizi fragman yer alıyor. Bunlardan özellikle korku/western karması olduğu anlaşılan Hayaletler Şehri (Ghost Town, 1988) bir hayli ilginç görünüyor (bir ara bulup izlemeye niyetliyim); fragman seçkisindeki diğer filmler ise Deri Enseliler (Leathernecks [Colli di cuoio], 1989) adlı savaş filmi, bir manastırda geçen korku filmi Cehennem Labirenti (Catacombs, 1988) ve fantastik romantik komedi Hunk (1987).

Koğuştaki Vahşet bir Fransız-İtalyan ortak yapımı ve aslında Laura Gemser’in başrolde olduğu ‘siyah Emanuelle’ filmleri serisinin en son demlerindeki ürünlerden. Ancak film ne bizde ne İtalya’da ne de ABD’de bu şekilde lanse edilmemiş. Bunun sebebi Gemser’in bu filmde canlandırdığı mahpusun araştırmacı gazeteci Emanuelle olduğunun filmin ancak son yarım saatinde ifşa ediliyor oluşu olabilir. Tabii ‘siyah Emanuelle’ filmlerine aşina izleyiciler için bu ifşa bir sürpriz içermiyor.

Female prisoners in green uniforms walking through the prison corridor in Koğuştaki Vahşet (1982)

Bir hapishaneye nakledilecek kadın mahkûmların arasına son anda Laura Gemser’in canlandırdığı ve adının Laura olduğu söylenen kadının eklenmesiyle açılan Koğuştaki Vahşet bir yandan koyu yeşil battaniyeler serili ranzalardan başka pek bir şeyle döşeli olmayan koğuşlarda koyu yeşil tek tip hapishane giysileri içinde yaşayan kadın mahkûmların görüntüsü üzerinden yarattığı gerçekçilik hissi üzerinden bir miktar iç karartıcı bir ambiyans yansıtıyor; Luigi Ceccarelli imzalı müziklerin ritmik tınılar kullanılan aksiyon sahnelerinden farklı olarak durağan sahnelerde hüzünlü tınılar içermesinin de bu ambiyansta payı var.

Öte yandan Koğuştaki Vahşet sadist baş gardiyan rolünde dudaklarının kenarında sinsi bir gülümseme belirirken gözlerini manik biçimde faltaşı gibi açan Franca Stoppi’nin karikatürize performansı başta olmak üzere pek çok unsur üzerinden kasten ya da gayriihtiyari olarak “matrak” da oluyor zaman zaman. Bu arada Laura’nın gerçek kimliğini itiraf etmesi için maruz bırakıldığı, metalik bir silindir içine konulup bu silindire gardiyanların coplarla vurmalarıyla yapılan ses/gürültü işkencesi Fu Manchu romanlarından, bu filmlerden uyarlanmış filmlerden fırlamış bir “Çin işkencesi” gibi durarak filme pulp bir çağrışım da katıyor.

Ayan beyan sadist olan baş gardiyandan farklı olarak sadist zevklerini saman altından su yürüterek tatmin eden müdirenin kadın bir mahkûmun erkek iki mahkûm tarafından ırzına geçilmesini renkli vitraylarla döşeli bir odadan röntgenlerken kendi sevgilisiyle seviştiği ve tüm bunların Laura/Emanuelle’in mahzende kırmızı gözlü farelerin saldırısına uğrayışı ile paralel kurguda ekrana geldiği sahneler bir yana Koğuştaki Vahşet’in, daha doğrusu Violenza in un carcere femminile’in en akılda kalıcı sahnesi lezbiyen seks içeren uzunca bir sahne. Lezbiyenlik odaklı bu sahne Koğuştaki Vahşet’te izlendiğinde orijinali kadar etkileyici olmayabilir çünkü Türkçe video sürümde bir hayli makaslanmış, kuşa dönmüş. Söz konusu sahne sadist baş gardiyanın ofisi gibi kullandığı bir hücreye biri mahkûmlar arasındaki ispiyoncusu olmak üzere iki kadın mahkûmu getirtmesiyle başlıyor. Baş gardiyan diğer mahkûmu kısa bir süre bizzat taciz ettikten sonra ispiyoncunun kollarına yönlendiriyor ve tahrik olmuş vaziyette onları izlerken iki kadın sevişmeye başlıyorlar. Bu arada paralel kurgu ile toplu koğuşlarda başka iki kadının da sevişmeye başlamasını izliyoruz. Nihayet baş gardiyan az öncesine dek zevkle izlemekte olduğu iki kadını aniden kontrolünü kaybetmişçesine şiddetli biçimde coplamaya başlıyor… Koğuştaki Vahşet sürümünde bu uzun sahneden çıplak sevişme sekansları içeren toplam dört dakikaya yaklaşan beş pasaj kesilmiş, böylece geriye kalan esas itibariyle kısa taciz ve coplama sekansları olmuş! Sansür veya Standart Video’nun otosansür yetkilisinin kadın kadına sevişmeye tahammülsüzlüğünün yanında birbiriyle sevişen iki kadının coplanarak şiddete maruz kalmalarının ekrana gelmesinde sakınca görmemiş olması manidar…

Koğuştaki Vahşet’te makaslandığını tespit edebildiğim bir diğer pasaj ise Emanuelle’in kendisine yardım eden (Gemser’in gerçek yaşamdaki eşi Gabriele Tinti tarafından canlandırılan) doktorla filmin sonuna doğru bir samanlıkta sevişmelerinin sarmaş dolaş öpüşerek ön sevişme faslının ardından Emanuelle’nin doktorun üstüne çıkmaya yöneldiği nispeten biraz daha açık olan son 15 saniyelik bölümü.

Emanuelle and the doctor in the hayloft scene near the end of Koğuştaki Vahşet (1982)

Bu arada sansür bahsini kapamadan önce yukarıda andığım erkek mahkûmların kadın mahkûma tecavüz sahnesinin 15 saniyelik kısmının filmin 1982’de İtalya’da sansürden geçme şartı olarak makaslanmış olduğunu kaydedeyim ki bu koşula rağmen film anca 3-2 oy çokluğuyla gösterim izni alabilmiş.

Koğuştaki Vahşet’in bahsetmeden geçemeyeceğim bir özelliği ise erkek mahkûmlar arasındaki efemine bir tip üzerinden basmakalıp pasif erkek eşcinsel temsili. Kadın mahkûmlardan biri pencereden avludaki erkek mahkûmlara teşhircilik yaparken bu efemine mahkûm diğerlerine “iğrenç bir şey bu, ben size yetmiyor muyum?” diyerek onları bu teşhirci gösteriyi izlemekten caydırmaya çalışıyor. Yalvarmalarının nafile olduğuna kani olduğunda ise vahim bir hata yaparak “sizi heyecanlandırıp ortada bıraktığında bana koşmayın” diyor. Bu son sözler üzerine erkek güruh bakışlarını, ulaşamayacakları teşhirci kadından hemen yanlarındaki bu efemine erkeğe çeviriyorlar ve ona topluca hücum ediyorlar. Bu temsilin eşcinselleri aşağılayıcı yönü açık ama öte yandan zavallı adam yara bere içinde ve son nefesini vermek üzere revire kaldırıldığında doktor onu “İsa’yla yüz yüze geldiğinde başını eğmen için hiçbir sebebin olmayacak” diye teselli ederek eşcinselliğin günah ya da utanılacak bir şey olmadığını ima ediyor. Bu arada söz konu efemine mahkûmu gerçek yaşamda da eşcinsel olan ve popüler sinemada sık sık karikatürize biçimde efemine karakterleri canlandırmış olduğu kaydedilen Franco Caracciolo’nun canlandırdığını ekleyeyim.

Koğuştaki Vahşet’i izlediğim diğer Avrupa yapımı kadınlar hapishanesi filmlerinin, özellikle Jess Franco’nun yönettiklerinin çoğundan ayıran bir diğer özelliği ise net biçimde mutlu son ile bitmesi! Baş karakterin Af Örgütü (Amnesty International) gönüllüsü olduğunun açığa çıktığı bir film için özellikle dikkate değer bir tercih bu.

Kaya ÖZKARACALAR

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm