iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram
faces of death serisinden bir sahne mondo filmlere örnek

Egzotik manzaralar, kanlar içinde bir mezbahane, bazen Avrupa’da underground bir gece klübü, bazen de bir cinsiyet değiştirme operasyonunun tam ortasında bir anlatıcının küçümseyici ve heyecanlı yorumlarıyla arka arkaya akan birbirinden tuhaf ve vahşi bir anlatım. İşte bu mondo filmlerin armonisi.

Mondo filmlerin tek bir amacı vardır, izleyiciyi şoke etmek. Bunu yaparken pervasızca şiddet görüntülerini ya da şok edici gariplikleri ekrana taşırken, izleyiciye her zaman doğruyu gösterdiğini söylemek pek mümkün değildir. Örneğin kamyonun altında kalan bir kadının cesedi, San Diego’daki 1978 yılında 146 kişinin öldüğü kazayı anlatırken kullanılmış ve sanki kadın o uçak kazasında ölmüş gibi aksettirilmiştir. Belki de mondo filmlere yöneltilen en önemli eleştiri de tam da bu sebeple, film yapımcılarının iddia ettikleri gibi her zaman olağan dışı olayları belgelemeleri değil, onları manipüle ederek izleyiciye yansıtmalarıdır.

Mondo filmlerin doğuşu:

Mondo türü, istismar sinemasının bir alt türü olarak sınıflandırılır. Mondo Cane (1962) ise türün başlangıcı olarak kabul edilmektedir. European Nights (1959) ve World By Night (1960) filmleri de erken dönem mondo filmler olarak kabul edilmektedir. Bu iki filmin içerikleri adlarından da anlaşılacağı üzere Avrupa ve dünya başkentlerinin underground gece hayatı üzerine yoğunlaşmıştır. Mondo Cane ise tam bir belgesel kıvamındayken, yönetmenleri Gualtiero Jacopetti ve Franco Prosperi şiddetin dozunu Mondo Cane 2 (1963)’de daha da arttırarak kendini yakan bir budist rahibin görüntülerinin de olduğu bir dizi ölüm sahnelerini de serinin ikinci filmine eklemişlerdir. İlk dönem mondo filmler genel olarak yapışık doğan ikizler, genetik nedenlerle farklı doğan insanlar, sınırları zorlayan dinsel ritüeller, intihar ya da toplumsal katliam görüntüleri, cinsiyet değiştirme ameliyatları, tuhaf cinsel fetişler gibi tuhaf olaylar üzerine yoğunlaşmıştır.

Mondo Bizarro filminde yanağına iğne batırılan adam

Mondo Cane’in yakaladığı gişe başarısının ardından Mondo Bizzaro, Mondo Daytona, Mondo Mod, Mondo Topless, Mondo Infame ve Mondo Hollywood gibi birçok mondo adını kullanan film ortaya çıktı. Çoğunluğu da sansasyon yaratmak amacıyla çıplaklığı kullandı. Erich F. Bender’in 1967 yapımı Helga filminde ise odak noktası yine seksti. Fakat bu sefer diğerlerinden farklı olarak ana amaç Alman Sağlık Bakanlığı’nın da desteğiyle gençleri cinsellik hakkında eğitmek, doğum ve doğum kontrolü hakkında bilgi vermekti.

70’li yılların sonuna doğru Mondo filmlerinde görülen en bariz değişiklik seks ve şiddetin kademeli olarak birbirinden ayrılmasıydı. Porno filmlere erişilebilirliğin artmasıyla artık mondo filmlerde seks sahneleri gittikçe azalmaya başladı. Yönetmenliğini John Alan Schwartz’ın yaptığı Faces of Death (1978) filmi ise türe bambaşka bir boyut getirdi ve tam bir geçiş filmi oldu. Tamamıyla insan ve hayvanların ölüm görüntülerini ekrana yansıtan film, ev video sisteminin popülaritesiyle Amerika Birleşik Devletlerinde en çok kiralanan video kasetlerden biri oldu. İngiltere’de ise ilk yayınlanan yasaklı 39 Video Nasties filminden biri oldu.

80’li yıllarda artan teknoloji ile felaket ve şiddet çekimleri artış gösterirken ve bu sebeple artık daha gerçekçi belgeseller çekilmesi beklenirken, garip ve ilgi çekici olma adına gerçeklikten uzaklaşıldı.

Mondo etkisi, sinemanın her alanında kendini gösterdi. Örneğin, Rene Cardona’nın yönetmenliğini yaptığı Night of Bloody Apes (1969) filminde gerçek bir açık kalp ameliyatından görüntüler kullanıldı, Freaks (1932), The Mutations (1974), Even Dwarves Started Small (1969) filmlerinde ise gerçek insan anomalileri, Superbeast (1972) ve Man Behind The Sun (1987) filmlerinde ise gerçek otopsi sahnelerine yer verildi.

Mondo Cane (1962) filminden bir sahne: canlı yılanlarla poz veren kadın

Africa Addio (1966)

Türün başlangıç filmi olarak Mondo Cane gösterilirken çoğu kişi tarafından da türün en iyi örneği olarak Africa Addio gösterilmektedir. Türün üçüncü filmi olan Africa Addio’da da Jacopetti ve Prosperi, Mondo Cane serilerinde olduğu gibi yine birlikte çalışmışlardır. Filmde 1960’lı yıllarda Afrika’da yaşanan olayların gerçeğe dayalı bir anlatımı planlanmıştır.

Filmde yer alan kareler arasında 1963 yılında Kenya’da Mau Mau terör örgütünün yarattığı iç karışıklık, Tanzanya’da yaşanan ırkçı ayaklanma, Zanzibar devrimi, Ruanda’da yaşanan soykırım ve Angola’da Portekiz’e karşı gerçekleşen milliyetçi isyan yer alır. Bunların yanısıra vahşi hayvanların milli parklarda avlanarak öldürülmesi, siyahi zengin Afrikalıların beyaz hizmetçi tutması, cinayetler, işkenceler, kopan uzuvlar gösterilmektedir. Hatta Jacopetti ve Prosperi, film ekibinin birçok kez ölümle burun buruna geldiğini iddia etmiştir.

Film ekibinin Afrika kıtasında bulunduğu dönem tam bir kaos ortamıydı. Kabile savaşları, politik belirsizliklerin tam ortasında ekibin doğru yerde doğru zamanda olması gerçekten büyük bir şanstı ya da Jacopetti ve Prosperi’nin kurguladığı bir senaryo sahneleniyordu. Örneğin; cinayet ve hayvan kıyımıyla suçlanan şüpheliler hakim karşısına çıkıyor, cezası açıklanırken anlatıcı ses araya giriyor ve “ömür boyu hapse mahkum edildin” diyor, fakat gerçekte dikkatlice arkadan hakimin kısılan sesine kulak verdiğinizde “dört yıl hapse mahkum ediyorum” dediğini duyuyordunuz.

Genel izleyici açısından en korkunç ve en mide bulandırıcı şey ise sınır tanımaksızın gerçekleştirilen hayvan katliamları oldu. Bunların en dehşet vericisi ise, bir gölet içerisinde kapana kıstırılan hipopotam ailesinin öldürüldüğü sahnelerin yavaş çekim ile verilmesiydi. Hayvanların etrafı bir grup yerli tarafından çevrilmiş ve hayvanlara sürekli mızrak atıyor, yavrularını korumaya çalışan iki ebeveyni hedef alıyorlardı. Her iki ebeveyn de uzun ve tek taraflı bir savaş sonunda katledildikten sonra, yavruları halatlarla sudan çekiliyor ve defalarca bıçak ve mızrak darbelerine maruz kalıyorlardı. Yavru her yanından bıçaklanıyor ve darbeler alıyordu. Saldırganlar ise gülerek ve kahkahalar atarak bu başarılarıyla gurur duyuyorlardı. Bu sahne, filmin birçok kopyasında el altından kırpılmıştı. Bu olay meydana geldiği zaman film ekibi şans eseri mi oradaydı? Kaçınılmaz bir olayın rastgele görgü tanıkları mıydılar? Yoksa her şey önceden planlanmış ve sahnelenmiş miydi?

Africa Addio (1966) filminden kesik eller sahnesi

Africa Addio, en az Jacopetti ve Prosperi’nin daha önceki çalışmaları kadar uydurmaydı ama burada buna ek olarak Jacopetti’nin kendi kaleme aldığı diyaloglarda ırkçı imalar bulunuyordu. Siyah oldukları için ilkel, medeniyetsiz yamyamlardır yaftası Mondo Cane günlerinden bu yana fazla değişmemişti.

Africa Addio’nun tüm çelişkilerine rağmen, ekranda görüntülenen ölümlerin gerçekliğine dair hiçbir şüphe yoktu. İnsanlar gerçek anlamda duvarın önünde kurşuna diziliyorlardı. Bunlardan birinde siyahi bir adam, bir grup üniformalı paralı asker tarafından ciddi şekilde darp ediliyor, anlatıcı ise izleyicinin bu adama sempati duymasını engellemek için talihsiz tutsağı 27 çocuğu canlı canlı yakmakla suçluyordu. Kamera, korkudan gözleri fal taşı gibi açılmış, ellerini açarak bu kişilere yalvaran adamdan üç metreden daha az bir mesafeden bu arbedeyi takip ediyordu. Buna rağmen, beyaz komutan emin adımlarla olay yerine geliyor, tabancasını çekiyor ve savunmasız adamı göğsünden vuruyordu. Yaralanan adam, iki büklüm oluyor ve yere kapaklanıyordu. Bu gönüllü cellat ileri hamle yapıyor ve başına sıktığı ikinci kurşunla kurbanın ızdırabına son veriyordu. Kurbanın bedenini fetüs pozisyonuna sokmaya çalışıyor ama bunu başaramıyor ve kanlar içindeki ceset hiçbir cenaze işlemi yapılmadan gömülmek üzere bir yere çekiliyordu.

Benzer bir sahne Jacopetti ve Prosperi’ye büyük sorunlar yaratmıştı. Yapımcıların gerçekten de belgeselin gücünü artırmak için yasa dışı adam öldürmeyi teşvik ettiğine dair suçlamalar yapıldı. Gerçekten de bu suçlamalar, filmin yayınlanmasından çok önce kamuoyunda tartışılıyordu.

Yapımcılara yapılan suçlamalar yeniden incelendi ve nihayetinde dava Adalet Bakanlığı tarafından reddedildi. Bununla birlikte, filme duyulan kızgınlık Africa Addio’nun gişe başarısını büyük ölçüde etkiledi. Film İtalya’nın Oscar’ı olarak bilinen Donatello David ödülünü almış ve birçok eleştirmenden harika eleştiriler almış olsa da kamuoyu kaygılıydı.

Şubat 1965’te Jacopetti İtalya-Kongo İlişkileri Merkezinde bir konuşma yaptı ve dinleyiciler arasında yumruklu bir kavga çıktı. Film nihayetinde kapılarını sinemaseverlere açtığında ise Bolonya polisi sinemaya bomba yerleştirildiğine dair ihbarlar aldı ve Berlin’de protestocular sinema salonunu bastı.

ABD’de 1970 senesinde Africa Blood and Guts adıyla yeniden yayınlanması üzerine ise gişe başarısı büyük ölçüde artmıştı. New York Times’ın film hakkındaki yorumu şöyle oldu: “izleyicileri şoke etmek ve acı ve umutsuzluk hissetmelerine neden olmak dışında hiçbir olası tiyatral özelliği olmayan, korkunç ve hastalıklı bir katliam kataloğu.”

Kaynaklar:

L’impotanza Di Essere Scomodo: Gualtiero Jacopetti https://www.youtube.com/watch?v=hab6cLCl_hI

Stephen, Price. The Horror Film. Rutgers University Press, 2004.

Lupi, Gordiano. Cannibal! il cinema selvaggio di Ruggero Deodato. Mondo Ignoto, 2003.

Alaca Karanlık Dergisinden yayınlanmış yazımdır.

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm