iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram

70’lerin İngiliz istismar sineması, çoğu zaman İtalyanların estetik şiddeti ya da Amerikan grindhouse tarzının çiğliğiyle boy ölçüşemez. Ama o kendine has kasveti, sislere bürünmüş kasvetli Londra sokakları ve kikirdek mizahıyla (nudge-nudge wink-wink) bambaşka bir dünyanın kapısını açar. Intimate Games (ya da pazarlama kurnazlığıyla sonradan takılan ismiyle Sex Games of the Very Rich), tam da bu dünyanın orta yerinde duran, tuhaf yapımlardan biri.

Filmin arkasındaki isimlere bakınca insan ister istemez bir heyecanlanıyor. Yapımcı koltuğunda İtalyan Guido Coen var, yönetmen ise Diabolik ve Barbarella gibi kültlerin senaryosuna imza atmış Tudor Gates. Gates’in Hammer dönemindeki vampir filmlerinde kurduğu o gotik ve psikedelik atmosferi düşününce, insan ister istemez görsel bir şölen, en azından bir parça stil bekliyor. Ama hayır, film sizi tam bir İngiliz gerçekliğine hapsediyor.

Hikaye, Oxford’da öğrencilerine psikoloji dersi veren Profesör Gottlieb’in (George Baker) etrafında dönüyor. Profesörün tezi basit: Herkesin bir cinsel fantezisi vardır ve bu gizli düşünceler hayatın yükünden kaçış yoludur. Öğrencilerini sokaklara salıp insanların fantezilerini röportaj yaparak araştırmalarını istiyor.

Burada bir parantez açıp 70’ler İngiliz seks komedilerinin o meşhur kaba saba yanına değinmek lazım.

Film, iddialı fanteziler vaat etse de karşımıza çıkanlar genellikle hayal kırıklığı. Genç öğrencilerin peşine düştüğü denekler öyle pek de iştah açıcı değil; itici bir barmen, şişman fetişi olan yaşlı bir jokey ya da elinde güverciniyle bir kadının kalçasını hayal eden Hugh Lloyd. Özellikle Lloyd’un o güvercinli sahnesi, filmin ne kadar absürt yanlarından biri.

Kadro ise gerçek bir geçit töreni gibi. Suzy Mandel ve Mary Millington gibi dönemin ikonik seks yıldızlarını görmek şaşırtıcı değil belki. Ama asıl şoku George Baker ve Ian Hendry’i görünce yaşıyorsunuz. Repulsion’ın o cool aktörü Ian Hendry’i, bilardo masasında yeğeninin soyunmasını izlerken görmek insanın içini biraz burkuyor. Üstelik o yeğen rolünde Anna Bergman var. Evet, büyük usta Ingmar Bergman’ın kızı. Sanırım o dönem hayat herkes için zordu.

Bu filmi bugün izlenebilir kılan şey erotizmi değil, o dönemin sosyolojik ikiyüzlülüğünü ele vermesi. Filmdeki heteroseksüel sahneler lise düzeyinde bir mizahla, adeta karikatürize edilerek verilirken, Suzy Mandel ve Heather Deeley’nin lezbiyen sahnesinin saksafon eşliğinde sanatsal bir yumuşaklıkla çekilmiş olması çok şey anlatıyor. İngiliz sansürünün neye izin verip neyi tehlikeli bulduğuna dair net bir örnek.

Profesör Gottlieb’in finaldeki akıbeti ise aslında tüm o akademik kibrin nasıl bir hüsranla sonuçlanacağının habercisi gibi. Başkalarının fantezilerini deşen adamın kendi zihnine yenik düşmesi şaşırtıcı değil. Bir noktayı yarım bırakmış olmayayım; profesörün akıl hastanesine gidişiyle biten o sekans, filmin aslında ne kadar nevrotik bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor.

Intimate Games kesinlikle bir Eskimo Nell değil, hatta yanına bile yaklaşamaz. Ama bazen sinemada aradığımız şey estetik kusursuzluk olmuyor. Bu film, 70’lerin o bastırılmış, hafifçe kirli ve oldukça tuhaf İngiliz bilinçaltını olduğu gibi önümüze koyan bir yapım.

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm