iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram
13
Nis
2009

Cani Arrabbiati (1974)

İstismar Filmleri kategorilerinde yayınlandı. 2 Yorum Var
cani arrabbiati 1974 filminden bir şiddet sahnesi

“İnsanlar vahşidir, dünya da bir kafes.”

Mario Bava’nın gotik şatoları, Blood and Black Lace’in o göz alıcı mor-yeşil ışıklarını veya sisler içindeki mezarlıkları unuttuğu an, İtalyan sineması için de bir kırılma noktasıdır. Yönetmen, kariyerinin son düzlüğünde kendi elleriyle kurduğu estetik, rüya benzeri atmosferi darmadağın edip bizi kavurucu bir Roma yazında, Opel Rekord Caravan’ın arka koltuğuna hapsediyor. Poliziotteschi furyasının ortalığı kasıp kavurduğu döneminde çekilen film, türün getirdiği maço polis ve intikam şablonlarını da reddediyor. Bava’nın kamerayı neredeyse tamamen bir arabanın içine sabitlemesi basit bir bütçe imkansızlığı ya da mekân kısıtı değil; filmin tüm anlatısını ayakta tutan asıl senaryo matematiği tam olarak bu dar alandan besleniyor. Seksen dakika arabanın içinde terli vücutlardan yayılan ter kokusunu, vıcık vıcık sıcağı ve klostrofobiyi ensenizde hissettiriyor.

Çekimlerin kronolojik yapılması ve yapımcı Roberto Loyola’nın iflasıyla setin tam bir kaosa dönmesi filme yaramış. Al Lettieri’nin alkol problemi yüzünden kovulup yerine gelen Riccardo Cucciolla’nın araba içine gizlenmiş (kadraja girmeyecek şekilde sayfalar arabanın çeşitli yerlerine yapıştırılmış) senaryo sayfalarından replik okuması bile ana karakterlerin şaşkın, çaresiz ve tedirgin duruşuna garip bir doğallık katmış. Filmin yapımcısı Roberto Loyola’nın iflas etmesiyle birlikte film ekibinin çekleri karşılıksız çıkmış, ancak ekip Bava’ya olan saygılarından dolayı çekimleri üç hafta içinde tamamlamayı başarmıştır. Yukarıda da belirttiğim gibi Loyola’nın iflası sonucunda film mahkemelik olmuş, kilitlenip rafa kaldırılmış ve Bava’nın 1980’deki ölümüne kadar izleyiciyle buluşamamıştır. Filmin kurtarılması ise, rehinelerden birini canlandıran aktris Lea Lander’in hakları satın almasıyla ancak 1990’ların ortasında mümkün olabilmiştir.

Filmdeki çetenin elebaşları zaten tam bir psikopatlar geçidi. George Eastman’ın (Thirty-Two) o devasa fiziğiyle yaydığı hayvansal ve cinsel enerji ile Maurice Poli’nin (Doc) soğukkanlı liderliği arasındaki kontrast harika işliyor. Şizofren Blade (Don Backy)’in ise her gülüşü insanın sinir uçlarına dokunuyor. Bava, şiddeti estetize etmeyi reddettiği için Thirty-Two’nun Maria’yı yol kenarında işemeye zorlayarak aşağıladığı o meşhur sahne, dönemin sinemasal ve toplumsal anlayışına göre oldukça cesaret gerektiren bir iş. Yönetmen burada kan dökerek değil, kurbanın psikolojik yıkımına odaklanarak seyirciyi de o haysiyet kırıcı suçun ortağı yapıyor.

Araba bir tünele girdiğinde ekranın tamamen kararması ve sadece silah sesinin duyulması ise tam bir sinematografi dersidir. Görüntüyü yok edip sese yüklenmek, Stelvio Cipriani’nin o sinir bozucu, tekrara dayalı gergin müzikleriyle birleşince film tam bir şölen sunuyor.

cani arrabbiati filminden george eastman thirtytwo ve maria asagilama sahnesi psikolojik yikim odakli bava

Her şey kusursuz mu? Değil! Filmi bir kaç kez izlerken fark ettim, otoyoldaki bazı takip sahnelerinde dış çekimlerin kurgu ritmi, arabanın içindeki o muazzam klostrofobik tansiyonu yer yer baltalıyor. Bava dışarıya çıktığı an büyü hafifçe bozulur gibi oluyor, neyse ki hemen içeri dönüyoruz da o boğucu atmosfere tekrar gömülüyoruz. Kimin ne bildiğini, bir sonraki saniyede ne yapacağını kestiremediğimiz için arabadaki o belirsizlik tam bir hayatta kalma savaşına dönüyor. Herkes birbirinin bir sonraki hamlesinden, zihninin arkasındaki karanlıktan şüphe ediyor.

Zaten filmi düz bir suç gerilimi olmaktan çıkarıp tam bir misantropi anıtına dönüştüren şey, o her şeyi tersyüz eden finali. Yol boyunca hasta çocuğu için çırpınan o sakin, mazlum baba figürünün (Riccardo) bir anda battaniyenin altından silahı çekip Doc ve Blade’i soğukkanlılıkla öldürmesi tam bir kırılma. Birkaç saniye sonra adamın telefon kulübesine gidip çocuğu aslında fidye için kaçırdığını öğrendiğimiz an, insan doğasına dair tüm inancımızı sorgulatıyor.

Cani Arrabbiati, insana dair anlatılan en karanlık masallardan biri. Keyfini çıkarın!

rapid dogs filmi mario bava sinematografik renk kullanımı

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


2 Yorum

  1. quattromosche 4 Mayıs 2009 - 13:35

    Aslında filmografisinde çeşitli türlü filmler olmasına rağmen Bava’nın belki de en ayrıksı filmlerinden. Filmi oğlu Lamberto ile beraber çekmiş. Fakat film yapımı sırasında Bava vefat ettiği için oğlu tamamlamış. Her ne kadar Mario Bava’yı sevsem de, belki de oğlu nedeniyle, bir tür ikinci sınıf Last House On The Left hıssiyetı beklesem de seyrettiğimde gerçekten şaşırdım ve de utandım. Zamanında gösterime girmemiş ama bir festivalde gösterildiğinde olumlu eleştiriler almış filmin sinemalarda oynaması ancak doksanlarda mümkün olmuş.

    Aydınlık bir havada geçmesine rağmen boğucu, moral bozucu ve şaşırtıcı bir film.

    Yanıtla
  2. m.volkangenc 9 Ekim 2011 - 00:13

    izlenmesi gereken bir film

    Yanıtla

Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm