iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram
10
Şub
2009

Altered States (1980)

Bilimkurgu Filmleri kategorilerinde yayınlandı. Yorum Yok

Ken Russell Sinemasında Bilim ve Mutasyonun Sınırı

Ken Russell imzalı Altered States (Gerçeğin Ötesinde), yönetmenin filmografisindeki en şahsına münhasır ve kuşkusuz en ünlü yapıtı diyebiliriz. Russell’ın diğer işlerine kıyasla daha “piyasa işi” olarak adlandırılsa da, bu durum filmin kalitesinden bir şey eksiltmediği gibi onun kendine has dokusunu da bozmuyor. Russell genel olarak Peter Greenaway kadar geniş kitlelerce tutulmasa da, entelektüel ve tuhaf filmleriyle sinema tarihinde özel bir yere sahip. Aslında filmin yapımcısı başlangıçta Arthur Penn idi; fakat yaşanan fikir ayrılıkları sonucu koltuğunu Ken Russell’a devretti. Film, Paddy Chayefsky’nin derinlikli bir romanından beyazperdeye uyarlandı.

Daha Anlaşılır, Daha Vurucu

Russell’ın filmleri genellikle yoğun ve yorucu bir altyapıya sahiptir ki bu yönüyle yine Greenaway’i anımsatır. Ancak Altered States, yönetmenin en anlaşılır ve makul yapımlarından biri olarak genel izleyici kitlesine çok daha yakın duruyor.

İzolasyon, başarı saplantısı ve ruhsal uzaklaşma gibi temaları son derece vurucu bir görsellikle izleyiciye aktarıyor. Hikayenin merkezindeki Profesör Eddie Jessup, hırslı bir bilim adamı olarak arkadaşı fizikçi Arthur Rosenberg ile gizli deneyler yürütmektedir. Jessup, bu tehlikeli deneylerde bizzat denek koltuğuna oturmayı tercih eder.

Deneyin Ötesi: İzolasyon Tankından İlk İnsana

Eddie kendini ses ve ışık geçirmeyen, içi yarıya kadar tuzlu suyla dolu bir izolasyon tankına kapatır. Buradaki teknik detay aslında oldukça dramatiktir; suyun 36 derecenin biraz altında tutulması gerekir, çünkü tam 36 derece olduğunda vücut dışarı ısı veremez ve kendi ürettiği ısıyla “pişmeye” başlar. Tankın içindeki kişi suyun üzerinde batmadan durabildiği için görme, duyma ve dokunma duyuları neredeyse tamamen devre dışı kalır. Eddie, bu duyusal yoksunluğun beyinde yarattığı etkiyi görmeye çalışsa da başlangıçta somut bir sonuç elde edemez. Ancak Prof. Eduardo Eccheverria ile tanıştığında işin rengi değişir; Eduardo ona Güney Amerika yerlilerinin kullandığı mistik bir mantardan ve bu mantarın yarattığı sarsıcı halüsinasyonlardan bahseder.

Eduardo, Eddie’yi bu mantarın gücü konusunda açıkça uyarır. Mantar, insanı sadece birkaç yıl öncesine değil, varoluşun en başına, ilk insanın ortaya çıktığı o karanlık zaman dilimine götürmektedir. Eddie ise varoluşumuzdan itibaren tüm bilgilerin beynimizde kodlandığına ve bu karışımın o antik kodları açığa çıkaracağına inanarak yola koyulur. İzolasyon tankı deneylerini bu karışımla yapmaya başladığında ise gerçeklik kırılır. İlk deneyin ardından çektirdiği röntgen filminde iskelet yapısının bir gorilinkiyle aynı çıkması, çılgın profesörün zaman ve mekan kavramlarını altüst ettiğinin kanıtıdır.

Filmin bu noktadan sonra hız kazanması ve doktorun yaşadığı mutasyonun görselleştirilmesi sinematik açıdan oldukça etkileyici. Görsel efektler günümüz teknolojisiyle kıyaslandığında belki bazı izleyicilere eski gelebilir ancak dönemi için gayet başarılı ve samimi bir işçilik sunuyor. Zaman, mekan, gerçeklik, varoluş ve Tanrı kavramları üzerine bunca karmaşık soru soran bir filmin, finalde “tek gerçek aşktır” diyerek noktalanması belki de senaryonun en zayıf halkası.

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm