iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram
2
May
2009

Killing Uçan Adam’a Karşı (1967)

Yeşilçam kategorilerinde yayınlandı. 1 Yorum Var
kilink-ucan-adama-karsi3

Türk sinemasının 60’lı yıllardaki telif anlayışını bir cümleyle özetlemek istersen: dünyada ne var ne yoksa alıp kendi potamızda eritmişiz. Superman’in pelerini, Batman’in maskesi, Captain Marvel’in “Şazam”ı — hepsini bir torbaya atıp silkelemişler, çıkan da “Uçan Adam” olmuş. Karşısında da İtalyan fotoromanından fırlamış, iskelet kostümlü, ahlak diye bir derdi olmayan Kilink duruyor. Yılmaz Atadeniz ile Çetin İnanç’ın bu iş birliği, Türk fantastik sinemasının en kural tanımaz köşe taşlarından birini oluşturuyor desem yeridir.

“Kilink Uçan Adam’a Karşı” (1967) serinin en garip halkalarından. Garip diyorum çünkü film yaklaşık 48-50 dakika sürüyor, bunun 20 dakikası da bir önceki filmin özetine gidiyor. Yani sen daha filme yeni oturmuşken film sana “hatırlarsan geçen sefer ne olmuştu” diye anlatmaya başlıyor. O dönemin pazarlama zekası mı desem, yoksa malzeme yetmediği için tutturulan bir çare mi — ikisi de olabilir bence.

Konu şu: Kilink’in öldürdüğü profesörün oğlu Orhan (İrfan Atasoy), intikam peşinde. “Şajam” diyor, o kadar. Bir anda Uçan Adam oluveriyor. Kilink ise kendi adasında gizli laboratuvarında bir ölüm ışını icat etmiş, üstüne bir de kahramanımızın nişanlısını kaçırmış. Klasik.

Uçuş sahneleri nasıl mı çekilmiş? Kamerayı yan yatırmışlar. Ölüm ışını neyle canlandırılmış? Bir pürmüz aleviyle. Gülmeyin, ben de ilk izlediğimde koltuktan düştüm ama bu saflık, bu “elimizdekiyle idare ederiz” tavrı filme tuhaf bir sevimlilik katıyor. Bugün baksan “amatörce” dersin, ama o dönem için bu bir tavırdı, bir “biz de yaparız abi” inadıydı.

kilink-ucan-adama-karsi2

En ilginç kısmı finali. Kayıp makaralar yüzünden (ya da hiç çekilmemiş sahneler yüzünden — kimse tam emin değil) film, sabit fotoğraflar üzerine dış ses anlatımıyla bitiyor. Kilink uçurumdan düşüp ölüyor — tabii bir sonraki filmde yine o çatlak kahkahasıyla geri dönecek olsa da. Türk sinemasında ölüm hep geçicidir, biliyorsunuz.

Kilink’i sevdirten şey tam da ahlaksızlığı bence. Diğer kahramanlar gibi vicdan muhasebesi yapmıyor, yoluna çıkanı temizliyor, kadınlarla ilişkisi de hep bir adım öndeymiş havasında. Kötü adam olması gerekirken izleyici onu bir çeşit karizmatik anti-kahraman olarak benimsemiş — ki bu da dönem için az buz bir şey değil.

Seri sonra “Kilink Soy ve Öldür” gibi daha karanlık, casusluk kokan filmlerle devam etmiş. John Barry’nin Bond müziklerini andıran o soundtrack’ler eşliğinde. Ben hâlâ bu filmlere her rastladığımda aynı heyecanı duyuyorum — belki de eksik olduğu için, belki de tam da bu yüzden.

kilink-ucan-adama-karsi

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


1 Yorum

  1. Can Evrenol 4 Mayıs 2009 - 13:52

    Bu filmi geçen sene sonbahardaFransa’da L’Etrange Festival Strasbourg’da izledim. Cadılar Bayramı gecesi bu filmi Alucarda ile birlikte ‘World Wierd Cinema’ kuşağında çifte matine olarak göstermişlerdi.

    Festivalin düzenleyicilerinden biri bana bir sene öncesinde de Dünyayı Kurtaran Adam’ı gösterdiklerini, bu gibi dönemin Fantastik Türk avantür filmlerine hayran olduklarını söylemişti.

    Yanıtla

Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm