iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram
Renato Polselli'nin Mania (1974) filminden, elinde şamdan tutan kadın karakterin karanlık bir koridorda dehşet içinde baktığı gotik korku sahnesi.

İtalyan B-sinemasının sınır tanımayan, figürlerinden biri olan Renato Polselli’nin “Ralph Brown” takma adıyla imza attığı Mania (1974), gotik korku, giallo, çılgın bilim insanı ve sadomazoşist istismarı aynı potada eriten uçuk kaçık bir film. 1970’lerin tür sinemasında uçlarda gezinmeyi sevenler için bu film, sadece aşırılıklarıyla değil, etrafında örülen kayıp film mitiyle de özel bir takdiri hak ediyor.

Filmin hikayesi, perdedeki hezeyanlar kadar absürt bir yapım sürecine dayanıyor. Başrolde oynama şartıyla filmi finanse eden Sicilyalı karateci Ettore Elio Aricò (sahne adıyla Brad Euston), dağıtımcılarla yaşadığı kriz sonrası filmin dolaşımdaki kopyalarına el koyup saklayarak Mania‘yı 30 küsur yıllık bir karanlığa gömmüştü. 2007’de Roma’daki Cineteca Nazionale arşivlerinde sansürlü bir 35mm kopyasının şans eseri bulunması, Eurocult film arkeologları için eksik bir yapboz parçasının tamamlanması anlamına geliyordu. Polselli’nin, filminin yıllar sonra tekrar gün ışığına çıktığını göremeden sadece birkaç ay önce vefat etmiş olması ise bu efsanenin trajik bir yan notu olarak kayıtlara geçmiştir.

Açılışında, karanlık çöktüğünde bilinçaltının denetlenemeyen güçlerinin serbest kalacağına dair felsefi bir metinle seyirciyi selamlayan Mania, mantığın çöpe atıldığı bir delilik simülasyonu sunuyor izleyiciye. Fırtınalı bir gecede, kocasının trajik ölümünden kendini sorumlu tutan ve aklını yitirmenin eşiğindeki Lisa’nın (Eva Spadaro), sürücüsüz beyaz bir araç tarafından darlanmasıyla başlayan hikaye, hızla grotesk bir kabusa evriliyor. Radyasyonla arıları havada durdurup hastalıkları tedavi edeceğini sanan çılgın Profesör Brecht, laboratuvar yangını, ihanet ve yüzü yanan ikiz kardeş Germano… Lisa’nın, psikiyatristinin tavsiyesiyle bu travmalarla yüzleşmek için olayın geçtiği malikaneye (ki burası Polselli’nin diğer filmlerinden de aşina olduğumuz Isarco Ravaioli’nin şahsi villasıdır) dönmesiyle film tam gaz ilerliyor.

İtalyan B-sineması örneği Mania (1974) filminde, dehşete düşmüş iki kadın karakterin arkasında beliren şeffaf ve gülen sahte hayalet figürü.

Polselli’nin oyuncu yönetimi, tamamen histeri krizleri ve yuvalarından fırlayan gözlerle atılan çığlıklar üzerine kurulu. Kariyerindeki tek film rolünde Eva Spadaro, Polselli’nin vazgeçilmezi olan Rita Calderoni şablonuna harfiyen uyarak sürekli elini ısıran, krizden krize koşan abartılı ama filmin bu buhranlı ruhuna tam oturan bir performans sergiliyor. Kardeşleri canlandıran Brad Euston filmin trash yükünü omuzlarken, sürekli hırpalanan, kafasına poşet geçirilip dilsiz bırakılan mazoşist hizmetçi Erina rolündeki Mirella Rossi ise sinemasal eziyetin bir yansıması olarak öne çıkıyor.

Görsel ve işitsel estetik, yönetmenin sinematik kuralları hiçe sayan serbest bırakılmış tarzının zirvesi. Görüntü yönetmeni Ugo Brunelli’nin aniden patlayan stroboskopik ışıkları, eğik kamera açıları ve bitmek bilmeyen zoom hareketleri, klostrofobik ve halüsinatif bir atmosfer yaratıyor. Umberto Cannone’nin sentezör ağırlıklı melankolik ana teması ile yılan balığı saldırısı gibi absürt anlarda devreye giren yüksek tempolu 70’ler asit rock parçalarının tezatlığı, gotik org sesleri ve sürekli havlayan köpek efektleriyle birleşerek dört dörtlük bir işitsel kaos vadediyor. Mario Bava ve Riccardo Freda’nın gotik başyapıtlarına selam çakan görsel hayalet oyunları ise bu kaosu tırmandırıyor.

Mania (1974) filminin finalinde, Lisa ve Erina karakterlerinin pleksi ve sacdan yapılma pres makinesine sıkışıp çığlık attığı klostrofobik işkence sahnesi.

Final ise Polselli’nin sınır tanımazlığının en iyi kanıtı. Lisa ve Erina’nın pleksi ve sacdan yapılma bir pres makinesinde ezilme tehlikesi geçirdiği BDSM soslu bilimkurgu işkencesi, filmin en tuhaf parçalarından biri. William Castle’ın House on Haunted Hill‘ine göz kırpan sahte hayalet kumpasının ortaya çıkışı, yanık derilerin sökülüp atılması, intihar, çatıdan ağaç dallarına atlama ve tüm bu cinnetin yarattığı devasa şokla dilsiz hizmetçinin mucizevi bir şekilde yeniden konuşmaya başlaması gibi ardı ardına patlayan twistler, filmin mantık arayan izleyiciyi dumura uğratıyor.

Mania, vizyona girdiği dönemde izleyiciyi korkutmaktan çok bir korku tüneli atmosferi yaratıyor. Kusursuz bir senaryo veya tutarlı bir kurgu arayanları fazlasıyla yoracağı kesin. Kısıtlı bütçesine rağmen (ki jenerikte bürokratik fon koparmak için sahte stüdyo ve isimler bile kullanılmıştır) kitsch estetiği, eksantrik erotizmi ve dizginlenemeyen hayal gücüyle, İtalyan istismar sinemasının en tuhaf, en kural tanımaz anıtlarından biri olarak keşfedilmeyi bekliyor.

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm