iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram
La Bonzesse 1974 - man in crocodile costume fetish scene still

24 Mayıs 1974. Fransa’da bir film nihayet vizyona giriyor, üstüne üstlük “16 yaşından küçüklere yasak” damgasıyla ve birkaç sahnesi makasa kurban verilmiş halde. Bir yıl boyunca çekmecede bekletilen bu film, tam bir ay sonra gişeleri silip süpürecek olan Emmanuelle’in gölgesinde kalmaya mahkumdu zaten, kimse o an bunu bilmiyordu belki ama sonuç değişmedi. François Jouffa’nın ilk uzun metrajı La Bonzesse, tarihin bu talihsiz zamanlamasının kurbanı olarak hafızalardan silindi.

Benim bu filmi keşfetmem Pete Tombs ve Cathall Tohill’in “Avrupa Seks ve Korku Sineması” adlı muhteşem kitabıyla oldu. Tabi ki timsah kostümü giymiş adam ve bir kadının sevişme sahnesini görselini görmem filmi iyice merak etmeme yetti.

1974 sonrası Fransa’sı, bu tür tuhaflıkların ve cüretkar denemelerin ortaya çıkması için kusursuz bir zemin hazırlamıştı. Emmanuelle’in gişede yarattığı etki ve Giscard hükümetinin liberal sanat politikaları bir araya gelince, sansürün ipleri hızla gevşedi. Bu kültürel devrim, sinema endüstrisinde adeta bir patlama yarattı; sert seks filmleri kısa sürede piyasayı tamamen ele geçirdi. Öyle ki, cinsel açlık ve özgürlükçü yasaların birleşimiyle, Fransız ticari sineması bu yapımları arka sokaklardan çıkarıp ana akım sinema salonlarının vitrinine taşıdı. Büyük şehirlerle birlikte, en ücra taşra kasabalarının gece matinelerinde bile bu sert filmler kapalı gişe oynuyordu. Bu özgürlükçü ve sınır tanımaz dönem, 1975 yılında düzenlenen ilk ve tek Paris Pornografik Film Festivali ile kendi tuhaf zirvesini yaşadı. La Bonzesse, işte böylesine kaotik, burjuva ahlakının esnediği üzerinde her şeyin mümkün göründüğü bir geçiş döneminin tam ortasında doğmuştu.

Filmin yönetmeni Jouffa’nın profili kendi başına ilginç kişilik. Gazeteci, belgeselci, röportajcı. Kurmaca sinemaya bir yönetmen olarak değil, gerçekliği belgelemenin alışkanlıklarını taşıyan biri olarak giriyor. Jean-François Davy’nin Prostitution ve Exhibition II filmlerinde röportajcı sıfatıyla çalışmış olması bilinçli bir tercih bence; La Bonzesse’in genelev sahnelerini gerçek tanıklıklara dayandırma iddiası da buradan geliyor olsa gerek. Sonradan Tony Crawley ile birlikte kaleme aldığı Entre deux censures, le cinéma érotique de 1973 à 1976 kitabı da gösteriyor ki Jouffa bu türü kayıt altına almak istemiş. Kendi filminin de bir gün böyle bir kitaba malzeme olacağını tahmin etmiş miydi? Sanmıyorum.

La Bonzesse 1974 film still - two women in lace nightgowns in bedroom scene

Béatrice (Sylvie Matton, filmde Sylvie Meyer adıyla) bir felsefe öğrencisi. Bu meslek seçimi tesadüfi değil, çünkü film boyunca karakterin her kararı bir tez önermesi gibi kuruluyor: sıkıntı, özgürlük arayışı, sonra Mme Renée’nin lüks genelevinde “Julie” kimliğiyle çalışmaya başlaması. Müşteri galerisi zaten kendi başına bir toplumsal kesit  diplomatlar, piskoposlar, timsah kılığına girip ilişkiye giren fetişistler. Jouffa burada bir tür envanter çıkarıyor sanki, burjuva ahlakının gündüz yüzü ile gece yüzü arasındaki karşıtlığı ortaya çıkarıyor.

Jean-François (Bernard Verley) karakteri ise filmin en açık falsosu. Zengin bir reklamcı, Béatrice’e evini açıyor ama aralarında hiçbir zaman cinsellik gerçekleşmiyor bir çekingenlik mi, iktidarsızlık mı, film bunu hiç netleştirmiyor.

Sonra Seylan geliyor.

Béatrice’in Sri Lanka’ya gidip saçlarını kazıtması, bir Budist rahibesine (bir bonzesse’e) dönüşmesi, filmin gerçek iddiasının nerede yattığını gösteriyor. Bu bir erotik film maskesi altında bir arınma anlatısı denemek istiyor, cinselliği tüketmiş bir bedenin kutsala doğru çekilişini. Ama asıl cüretkar hamle finalde saklı: Paris’te Martine’in (Jean-François’nın artık Béatrice’in yerine geçen arkadaşı) cinsel birleşme sırasındaki inlemeleri, Seylan’da Béatrice’in Budist dualarıyla kesilerek birbirine karıştırılıyor. Sesler üst üste biniyor, iki kıtanın iki bedeni aynı ritme kilitleniyor. Kimi eleştirmen bunu inandırıcılıktan uzak, hatta gülünç bulmuş; kimi ise burada gerçek bir teolojik iddia görmüş cinsellik ile tanrısal olan aynı enerjinin iki farklı görünümü mü diye sormuş. İkisi de haksız sayılmaz aslında.

La Bonzesse 1974 - actress with glitter face makeup on telephone

Filmde Paris’in burjuva iç mekanlarıyla Sri Lanka’nın açık, ışıklı manastır coğrafyasını karşı karşıya getiriyor; bu kontrast filmin tek gerçekten tutarlı biçimsel kararı denebilir. Karakterler motivasyonsuz sıçramalarla ilerliyor, olay örgüsü zaman zaman izleyiciyi ortada bırakıyor. Bu, aslında dönemin erotik-felsefi hibrit filmlerinde sık görülen bir hastalık. O yılların Fransız seks sinemasında, perdedeki cinselliği mutlaka varoluşsal bir bunalıma ya da derin felsefi bir temele bağlama gibi ilginç bir takıntı vardı; sanki gösterilenleri meşrulaştırmak için entelektüel bir kılıf şartmış gibi.

Sylvie Matton’un performansı yine de filmi ayakta tutan şey. La Bonzesse maalesef yanlış zamanda çıktı ve beklenen ilgiyi göremedi. Belki de Pete Tombs ve Cathall Tohill’in kitabı olmasaydı, bugün adını hatırlayan çok daha az insan olacaktı.

Pete Tombs ile yaptığım röportajı buradan okuyabilirsiniz.

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm