iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram

Larry Buchanan ile ana akım sinema arasındaki estetik uçurum ölçülemez düzeydedir. Buchanan bu mesafenin kapanmasını hiçbir zaman istemedi. Filmleri sinemalarda gösterime girdiğinde Kuzey Amerika’nın, unutulmuş arabalı sinemalarına gönderilen, özensiz işlerdi. Kuzey Amerika taşralarında insanların oturup gişe rekorları kıran son vizyon filmlerine ayıracak vakti yoktur; Buchanan sineması bu dünyanın, gösterişsiz gerçekliğin bir yansımasıdır.

American International Television ve Renkli Yeniden Çevrimler

1960’ların ortasında American International Television, bir televizyon paketi anlaşmasını yeni renkli filmlerle canlandırmak istediğinde Buchanan’a geldiler. Şartlar basitti: Filmler renkli olacak, kadroda adı duyulmuş birkaç oyuncu bulunacak, seksen dakika sürecek ve hemen teslim edilecekti. Buchanan’ın bu teklife nasıl atladığını, o dönemin kısıtlı bütçeleriyle eski elliler siyah beyaz yaratık filmlerini kelimesi kelimesine nasıl yeniden çektiğini anlatmadan önce durup bu adamın nereden geldiğine bakmak lazım.

Teksas’ta bir yetimhanede büyüyüp oranın sinema salonunda film izleyerek bu sektöre girmeye karar vermiş, ilk filmi Grubstake’i çekerken Stanley Kubrick’i görüntü yönetmeni yapmak isteyip parası yetmediği için vazgeçmiş birinin o aceleci sinema anlayışını başka türlü kavrayamazsınız.

“It’s Alive!” ve Sıfır Bütçeli Bir Hezeyan

Yetmişlerin meşhur Monster Times gazetesi Tüm Zamanların En Kötü Elli Fantastik Filmi listesini yaparken Buchanan’ın It’s Alive! filmi için televizyonların bunu sabah 1’den önce göstermeye cesaret edemediğini yazmıştı. Larry Cohen’in katil bebek filmiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan bu 1969 yapımı iş, Amerikan televizyonları için yapılmış sıfır bütçeli bir hezeyandır.

Film, New York’tan Los Angeles’a giden ve Arkansas Onyx Mağarası civarının ıssız yollarında kaybolan yeni evli Norman ve Leela Sterns çiftinin araba yolculuğuyla açılır. Kesintisiz on dakika sürdüğünü hissettiren, ne bir müzik ne de bir diyalog barındıran bu çekim boyunca araba sadece ilerler. Yağmur başlar, silecekler çalışır. Arka planda kasvetli bir anlatıcı, güneş parlarken yağmur yağdığında şeytanın karısını öptüğüne dair tuhaf bir şeyler geveler.

Çift benzin bulmak için durdukları evde Greely adında bir adamla karşılaşır. Greely onları evinde hapseder ve mağaradaki tarih öncesi bir su dinozoruna yem etmeye çalışır. Tommy Kirk’ün canlandırdığı yaralı paleontolog Wayne ve Greely’nin iradesini kırıp esir aldığı sahte kahya Bella ile birlikte kapana kısılırlar. Greely paleontologun kafasına aletle vurur, karısını tehdit eder. Buraya kadar her şey standart bir canavar filmi taslağıdır.

Buchanan filminden bir kare

Pinpon Gözlü Dalgıç Kıyafeti

Ancak canavar perdede göründüğünde Buchanan sinemasının asıl yüzü ortaya çıkar. Yönetmen, özel efektlere bütçe ayırmamış, her işe koşan bir set çalışanına Buchanan’ın eski filmi Creature of Destruction’dan kalma eski bir dalgıç kıyafeti giydirip gözlerine de iki pinpon topu yapıştırmıştır. Tommy Kirk yıllar sonra bu filmde oynadığı için hissettiği öfkeyi kusarken pek de haksız sayılmazdı. Bir oyuncunun ciddiyetle kaçmaya çalıştığı şeyin pinpon gözlü bir dalgıç kıyafeti olması Buchanan’ın prodüksiyon değerlerine olan kayıtsızlığının en somut örneğidir. Altı günde çekilmiş, laboratuvardan gelene kadar tek kare filmin bile izlenmediği bir setten bahsediyoruz.

Ed Wood Kıyaslaması ve Mekanik Sinema Anlayışı

Bence Buchanan’ı Ed Wood ile kıyaslamak tamamen anlamsız. Wood bizi eğlendirmek, kendi vizyonunu ekrana yansıtmak için çırpınırken, Buchanan sadece teslim tarihlerine yetişmek ve günü kurtarmak derdindeydi. Eski filmleri yeniden çekerken gösterdiği mekanik tavır bunun en net kanıtıdır. The Eye Creatures aslında Invasion of the Saucermen’in ucuza renklendirilmiş bir kopyasıdır. In the Year 2889, Roger Corman’ın Day the World Ended’ından direkt aşırmadır. Zontar, the Thing from Venus ise yine Corman’ın It Conquered the World’ünün bir nevi yeniden yorumudur. Buchanan bu yeniden çevrimlerde Eisenhower döneminin o gergin atmosferini alır ve kısa sürede Johnson yönetiminin, hastalıklı yapısına dönüştürür.

Dünyanın sonunun Teksas usulü bir versiyonu olan Zontar’da inek bir bilim insanı gömme dolabındaki radyosuyla Venüs’ten gelen yarasa benzeri bir yaratıkla iletişim kurar. Tüm o küresel panik kurgusu, içinde hiçbir yaratıcılık barındırmayan formika kaplı ucuz evlerde geçer. Buchanan seyirciden olan bitene inanmasını beklemez. Bize sadece içinden sıcak ve soğuk su akan sıradan bir mutfak lavabosu gösterir ve gerisini umursamaz. Bu filmlerde ana akım uzaylı istilası filmlerindeki romantik yalanların sert bir ifşası yatar. Dünyayı kurtaracak olanlar askeri dehalar değildir; bir benzin istasyonu görevlisinin derme çatma hayatı, uzaydan gelen güçler tarafından ele geçirilmeye değer görülen yegane hedeftir.

Oyuncu Kadroları ve Mavi Filtrenin Altındaki Gerçeklik

Oyuncu kadroları tiyatrocular, yerel Teksaslılar ve kariyeri bitmiş eski yıldızların tuhaf bir karışımından ibaretti. John Agar’ın Zontar ve Curse of the Swamp Creature filmlerindeki hali acınasıdır. Eski western kahramanı gözle görülür şekilde sarhoş ve çökmüş bir halde kamera karşısına geçer. Les Tremayne döküntü bir panayır sihirbazı olarak arzıendam ederken, Tommy Kirk Mars Needs Women’da Marslı elçi rolünü mecburen üstlenir. Mars Needs Women zaten başlı başına ayrı bir tuhaflıktır; kızıl gezegenden gelen el fenerli adamlar üremek için dünyalı kadınların peşine düşer. Buchanan bu oyuncuları kullanır, onlara birkaç dolar öder. Görüntü kalitesinin rezilliğini gizlemek için mavi filtre kullanılır. O mavi filtrelerin altındaki umursamazlık Buchanan sinemasının yegane gerçeğidir.

Yönetmenin diğer işlerine baktığınızda arada sırada paylayan bir enerji kırıntısı bulabilirsiniz. Hatta sanat evi ürünü olarak pazarlanan ve bazı festival yetkililerinin başka isimle sızdırılmış bir Ingmar Bergman filmi zannettiği Strawberries Need Rain veya Tunus’ta çekilen The Rebel Jesus bile kendi çapında bir cüret barındırır. Jack Ruby’nin striptiz kulübünü gösteren Naughty Dallas veya Kennedy suikastının alternatif tarihini sunan The Trial of Lee Harvey Oswald, memleketi Dallas’a olan hastalıklı bağlılığının ürünleridir. Marilyn Monroe efsanesini ucuz bir şölene çevirdiği Goodbye Norma Jean bile kendi içinde absürt bir çekiciliğe sahiptir. Rob Bottin makyajlı Neandertallerin arasında daracık orman kıyafetleriyle muz yiyen Jenny Neumann’lı Mistress Of The Apes de öyle.

the rabel jesus filmiy ilgili bir gazete küpürü

Bir Dip Noktası: The Loch Ness Horror

Fakat 1982 yapımı The Loch Ness Horror için aynısını söyleyemem. Bu film düpedüz bir felakettir. Kötü çekilmiş olduğu için değil, aksine görüntü yönetimi Buchanan standartlarına göre fazla profesyonel kaldığı için. Sorun ise filmin katlanılmaz derecede sıkıcı olmasıdır. Canavar sadece kafasını gördüğümüz, karada sürünen bir el kuklasından ibarettir. Aksiyon sıfırdır, her şey evin içindeki bitmek bilmeyen diyaloglarla geçiştirilir. Bir filmin ucuz olması tolere edilebilir, hatta o ucuzluk bir süre sonra kendi estetiğini yaratır; ancak sıkıcı olması affedilemez. The Loch Ness Horror istismar sinemasının o vahşi, ucuz heyecanından tamamen yoksun, seyirciyi kaseti durdurup ileri sardıracak kadar yorucu bir dip noktasıdır.

Kariyerinin son demlerinde çektiği Down On Us ile Janis Joplin, Jimi Hendrix ve Jim Morrison’ın CIA tarafından öldürüldüğü kurgusunu ekrana taşırken bile o savruk tarzından ödün vermedi.

Ana akımın dertleriyle uğraşmak her zaman daha prestijlidir. Buchanan’ın filmlerini savunmak için ise elinizde pek bir şey yoktur. Kötü çekilmiş, aceleci, çoğu zaman sıkıcı. Ama o pinpon gözlü dalgıç kıyafeti aklınızdan çıkmıyor.

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm