iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram

İtalyan korku sineması denilince akla gelen ilk isimler bellidir: Dario Argento’nun stilize renk paleti, Lucio Fulci’nin çürümeye yüz tutmuş gore zombileri ya da Sergio Martino ve Umberto Lenzi gibi türün altın çağına damga vuran ustalar… Ancak bu dillere pelesenk olmuş devlerin yanında, en az onlar kadar tuhaf, cüretkar ve izlenesi işlere imza atmış bambaşka bir dünya daha var. Tozlu arşivleri karıştıran, unutulmuş VHS kasetleri didik didik eden gerçek korku tutkunlarının peşinden gittiği bu yönetmenler, İtalyan korku ve istismar sinemasının aykırı damarlarını besliyor. Bu yazıda o bildik listeleri bir kenara bırakıyor, türün hâlâ hak ettiği ilgiyi göremeyen 5 az bilinen ustasını masaya yatırıyoruz.

Renato Polselli (1922-2006)

Polselli, Argento veya Fulci kadar popüler olmasa da İtalyan korku sinemasının en nev-i şahsına münhasır figürlerinden biridir. Kariyerine 1950’lerde başlayan ve Amerikan pazarında bazen Ralph Brown ismini kullanan Polselli, düşük bütçeli ama sınırları zorlayan yapımlara imza attı. L’amante del vampiro (1960), Delirio Caldo (1972) ve bir cadı intikamını anlatan Riti, magie nere e segrete orge nel Trecento… (1973) onun en bilinen işleridir. Filmlerindeki cinsellik ve şiddet dozu o kadar yüksekti ki, İtalyan sansür kuruluyla sürekli başı derde girdi ve filmleri defalarca yasaklandı.

Polselli’nin asıl önemi, korku ve erotizmi beyaz perdede harmanlayan ilk yönetmenlerden biri olmasıdır. Filmleri ilk bakışta sadece sömürü (exploitation) sineması gibi görünse de, felsefe eğitimi almış olan yönetmen sahnelerinin ardına politik ve dini eleştiriler gizlemeyi bildi. Toplumsal ahlakın iki yüzlülüğünü cesurca yansıtması, onu türün meraklıları için özel bir yere taşıdı.

Armando Crispino (1924-2003)

Biella doğumlu Crispino, 1965-1975 yılları arasındaki yoğun kariyerinde özellikle giallo ve korku türünde kalıcı izler bıraktı. Türün erken dönem klasikleri arasında sayılan L’etrusco uccide ancora (1972) önemli bir iş olsa da, Crispino asıl zirvesini Autopsy (Macchie solari, 1975) ile yaptı.

Ennio Morricone’nin tekinsiz müzikleriyle desteklenen film, Roma’daki aşırı sıcak dalgasının intiharları tetiklediği kaotik bir atmosfer yansıtır. Filmi bugün bile “kült” yapan asıl detay ise o dönem için oldukça rahatsız edici olan morg sahneleridir. Crispino, ölümü ve kadavrayı estetik bir korku öğesine dönüştürme konusunda kusursuz bir yeteneğe sahipti.

Francesco Barilli (1943-)

Barilli, kendisini her şeyden önce bir ressam olarak tanımlayan, yapımcılarla anlaşamadığı dönemlerde sinemayı bırakıp fırçasına sığınan bir isim. Kariyerine Bertolucci’nin Before the Revolution (1964) filminde başrol oynayarak giren Barilli, Pasolini ve Bazzoni gibi isimlerin yanında pişmiş bir yönetmendir.

İlk uzun metrajı The Perfume of the Lady in Black (1974), Polanski’nin apartman üçlemesinden beslenen ama görsel olarak çok daha lirik ve atmosferik bir psikolojik korkudur. Ressam gözüyle kurguladığı kadrajlar, filmi mantıksal bir anlatıdan ziyade hipnotik bir dünyaya taşır. İkinci filmi Pensione paura (1978)’da yaşadığı yapımcı ve sansür krizleri onu sinemadan soğuttu. Argento’nun geç dönem işlerini “görsel numaraların hikayenin önüne geçmesi” nedeniyle sertçe eleştiren Barilli, ancak 2023 yılında tekrar yönetmen koltuğuna döndü.

Alberto De Martino (1929-2015)

De Martino, İtalyan sinemasının en üretken ve pragmatik isimlerinden biridir. Leone’nin yanında yardımcı yönetmenlik yaparak yetişen De Martino’nun ilkesi netti: “İlgimi çeken tür, gişe yapan türdür.” Uluslararası pazarda Martin Herbert takma adını kullanarak peplumdan spagetti western’e kadar her türde film çekti.

Korku türüne girişi de gişe başarılarını taklit ederek oldu. The Exorcist’in gölgesinde çektiği The Antichrist (1974), ABD vizyonunda Jaws gibi devleri bile geride bırakacak bir başarı yakaladı. Kirk Douglas’lı Holocaust 2000 (1977) ise The Omen’dan aldığı ilhamı kendi karanlık tarzıyla harmanlayan bir yapımdı. 80’lerde televizyonun yükselişiyle birlikte o da sessizce köşesine çekildi.

Fabrizio De Angelis (1940-)

De Angelis, İtalyan B-sinemasının hem yapımcı hem de yönetmen olarak en önemli mimarlarından biridir. Sektörde bazen Larry Ludman ismini kullanmıştır. Asıl ağırlığı yapımcılık tarafında olan De Angelis, Fulvia Film çatısı altında Lucio Fulci’nin en sert işlerini (Zombi 2, The Beyond, The New York Ripper) finanse eden isimdi.

Düşük bütçe, hızlı çekim ve yüksek ticari getiri modelinin en sıkı savunucusuydu. Yönetmenliğe 1983’te geçtikten sonra ondan fazla film yönetti. İncelikten ziyade tempoya, canavar tasarımlarına ve pratik efektlere odaklanan bir tarzı vardı. Killer Crocodile (1989), endüstriyel kirlilik sonucu ortaya çıkan mutant bir canavarı konu alan, onun yönetmenlik tarzını en iyi özetleyen işlerinden biridir.

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm