iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram

“Zavallı küçük kaltak.”

Germán Lorente’nin elinden çıkan Special Killers (1973), daha jeneriği akarken size büyük vaatlerde bulunan ama finalde “ben az önce ne izledim?” dedirten o tuhaf Avrupa ortak yapımlarından biri. İtalya, Fransa ve İspanya’nın parasını bir potaya eritip ortaya hibrit bir tür kırması çıkarma çabası, filmi ne tam bir giallo ne de bir poliziotteschi yapabilmiş. Aslında bu kararsızlık, filmin en büyük hem şansı hem de bahtsızlığı.

Açılış sekansı tam bir şov. Patty Shepard (Simone), kocasını alkolün ve hayal kırıklığının buğusunda tersleyip yatağa meçhul sevgilisini aldığında, biz İşte aradığımız o giallo estetiği diyoruz. Sevişme esnasında gelen o boğulma anı, cinsel dorukla ölümün iç içe geçtiği sahne, Ruggero Deodato’nun House on the Edge of the Park filmindeki tekinsizliği fısıldıyor kulağımıza. Ama gel gör ki, Frederick Stafford (Sandro) eve gelip karısının cesedini bulduğunda ağzından çıkan o soğuk cümle (“Zavallı küçük kaltak”) tüm atmosferi bir anda melodramatik bir yöne savuruyor.

Senaryonun matematiği burada bozulmaya başlıyor işte. Bir adamın, hem karısından bu kadar nefret edip hem de onun katilini bulmak için Roma’nın altını üstüne getirmesi rasyonel değil; ama zaten 70’ler tür sinemasında rasyonellik arayanın yolu pek buralara düşmez. Sandro, olay yerinde bulduğu o gizemli fotoğrafı Komiser Palma’dan (Michel Constantin) saklayıp kendi adaletinin peşine düşüyor. Fotoğrafı büyüttüklerinde karşımıza çıkan Laura (Femi Benussi) ise filmin tüm rotasını dedektiflikten, hastalıklı bir romantizme kırıyor.

Femi Benussi, dönemin şüpheli kadın rollerinin aranan ismi filmde de karşımıza çıkıyor. Ama yönetmen Lorente, elindeki bu potansiyeli bir türlü doğru dürüst bir aksiyona tahvil edemiyor. Araba takipleri var, hurdalıkta yumruklaşmalar var, hatta bir keskin nişancımız bile mevcut; fakat hepsi sanki olsun diye çekilmiş gibi. Bir sahnede yoldan geçen masum bir vatandaşın çat diye vurulması veya polis arabasının duvara toslayıp geçilmesi, filme o eğlenceli kötü havasını değil, bildiğin zevksizlik hissini veriyor. Ritim sürekli bir yukarı bir aşağı, insanın başı dönüyor.

italyan polisiye filmi special killers filminden bir sahne

Claude Jade’in durumu ise içler acısı. Hitchcock’un Topaz’ında Stafford’un kızı olarak izlediğimiz o zarif kadın, burada platonik aşkın pençesinde, karanlık odada fotoğraf büyüten bir yardımcı arkadaş rolüne hapsedilmiş. Hitchcock göndermesi yapacaksak, Vertigo’nun Midge’i gibi ama çok daha silik.

Filmin en ciddi zaafı, ilk yarım saatteki o sert ve vaat dolu gizemi, orta bölümde Sandro ve Laura’nın bitmek bilmeyen diyaloglarına kurban etmesi. Polisiye damarı bir anda kuruyor, yerini ucuz bir fotoroman estetiğine bırakıyor. Hele o final… Katilin kimliği açıklandığında, bunca cesedin ve takibin karşılığı bu mu olmalıydı diye sormadan edemiyorsunuz. Yine de Enrico Simonetti’nin müzikleri (evet, Claudio Simonetti’nin babası) o boşlukları bir nebze de olsa yamamayı başarıyor.

Eğer Femi Benussi’nin o tekinsiz cazibesini görmek veya 70’ler Roma’sının arka sokaklarında amaçsızca dolaşmak isterseniz bir şans verin. Ancak gerçekten sıkı, kılı kırk yaran bir senaryo matematiği ve giallo ruhu arıyorsanız, bu yapbozun parçaları birbirine pek geçmiyor.

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm