iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram

Sinema tarihi, dev bütçeli stüdyo işlerinin gölgesinde kalmış, yapım şartları ve kurgu masasında dönen oyunlarla bambaşka bir izleme deneyimine dönüşen tuhaf yapımlarla doludur. 1986 yapımı Ninja Champion (Kickboxing Connection veya Ninja Connection 2 gibi isimlerle de karşımıza çıkar), 80’lerin o bitmek bilmeyen ninja furyasının ve istismar sinemasının en nev-i şahsına münhasır örneklerinden biri. Bugünün ana akım izleyicisi için bu film muhtemelen tahammül edilemez bir saçmalık bütünü; ancak Godfrey Ho külliyatına aşina olanlar için durum tam tersi. Film aslında tek bir eser değil, Ho’nun “kes-yapıştır” tekniğiyle iki farklı dünyayı aynı potada eritmeye çalıştığı bir kurgu şaheseri. Ya da bir felaketi, bakış açınıza göre değişir.

Godfrey Ho ve IFD Films’in iş modeli tamamen ticari bir uyanıklığa dayanıyordu. 80’lerde video kiralama dükkanlarında kapağında “ninja” yazan her kaset peynir ekmek gibi satıyordu. Ho da bu talebi görmüş, Tayland veya Güney Kore’den ucuza kapattığı suç filmlerinin içine Batılı aktörlerle çektiği ninja sahnelerini serpiştirerek bir taşla beş kuş vurmaya başlamıştı. Ninja Champion’ın omurgasını oluşturan asıl film, Kim Si-hyun’un 1985 yapımı Güney Kore intikam gerilimi Poisonous Rose Stripping the Night’tır. Bu film kendi içinde gayet sert, tecavüz-intikam (rape-revenge) türünün tüm gereklerini yerine getiren, hatta yer yer erotizm dozu yüksek bir yapım.

ninja champion ninja fight scene

Koreli Rose’un Taipei’ye uzanan intikam hikayesi, dramatik anlamda absürt ama türün meraklıları için oldukça tatmin edici anlar barındırıyor. Kocası George (Jack Lam) tarafından tecavüze uğradığı için “kirlendiği” gerekçesiyle terk edilen Rose, elmas kaçakçılarının peşine düşer. George ise bu sırada tekerlekli sandalyeye mahkum, cinsel çekim duymadığı bir kadınla evlenmiştir. Bu melodramatik sos, filmin aksiyon sahnelerindeki mantıksızlıkla birleşince ortaya çıkan şey tam bir şenlik. Rose’un kurbanlarını baştan çıkarıp “Şarap değil, göğüs uçlarım seni pislik!” diyerek onları zehirlediği sahne, B-sineması literatürüne altın harflerle geçecek cinsten.

Jack Lam’in tekvando yetenekleri sayesinde dövüşürken adeta ışınlanması veya Michael Jackson ceketleriyle ortalıkta dolaşması, filmin görsel tutarsızlığını zirveye taşıyor. Bir sahnede karşınıza devasa bir sallanan atın olduğu bir tabut çıkabiliyor; neden orada olduğu ise asla açıklanmıyor.

İşte tam bu noktada Godfrey Ho’nun beyaz ve kırmızı kostümlü ninjaları devreye giriyor. İyi ninjalar beyaz, kötüler kırmızı giyiyor; kafa bantlarında ise kocaman “NINJA” yazıyor ki kimse karıştırmasın. Interpol ajanlarının elmas kaçakçılarının peşinde olduğu zayıf bir bahaneyle bu iki farklı film birbirine eklemlenmiş. Bruce Baron ve Pierre Tremblay arasındaki o bitmek bilmeyen final dövüşünün bir çocuk parkındaki tırmanma demirlerinde geçmesi, filmin prodüksiyon kalitesini (veya kalitesizliğini) özetleyen en net kare bence.

Richard Harrison meselesi ise gerçek bir sinefil gizemi. Harrison, Ho’nun filmlerinde o kadar çok kullanıldı ki, artık haberi bile olmadan eski görüntülerinin yeni filmlere yamandığı bir döneme girilmişti. Meşhur Garfield telefonuyla konuştuğu sahneler, Ninja Champion’un kült statüsünü perçinleyen o tuhaf detaylardan sadece biri. Üstelik Bruce Baron’ın tip olarak Harrison’a bu kadar benzemesi, kasten mi yapıldı yoksa tesadüf mü, orası hala muamma.

Müzik kullanımındaki umursamazlık ise telif hakkı ihlali kavramını yeniden tanımlıyor. Star Wars temasıyla açılan film; Pink Floyd, Kraftwerk, Tangerine Dream ve Jean-Michel Jarre gibi isimlerin eserlerini arsızca yağmalıyor. Hatta araya Japon animelerinden çalınmış ses kuşakları sızıyor. Bu ses kaosu, uyumsuz İngilizce dublajla birleşince izleyiciyi duyusal bir bombardımana tutuyor.

Ninja Champion, bir sinematik Frankenstein canavarı. Sadece “ninja” etiketiyle para kazanmak için orijinal bir Kore intikam filminin nasıl parçalandığını, üzerine nasıl alakasız sahneler yamandığını görmek için eşsiz bir film. Işınlanan tekmeler, zehirli göğüs uçları ve Garfield telefonlarıyla örülü bu kafa karıştırıcı Ho’yapımı, 80’lerin ucuz Asya sinemasına ilgi duyanlar için kaçırılmaması gereken bir deneyim.

Ho’nun bu “kes-yapıştır” estetiği, sinemada yaratıcılığın bazen sadece yokluktan değil, saf ticari kurnazlıktan da beslenebileceğinin en somut kanıtı.

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm