iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram
22
Nis
2009

Neon Maniacs (1986)

Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı. 5 Yorum Var
Neon Maniacs (1986) filmindeki yaratik kadrosu Golden Gate Koprusu'nun altinda toplu halde.

Neon Maniacs (1986) Neon Maniacs bir 80ler korku filmi. Ve bana bir diğer 80ler Rick Sloane filmi Hobgoblins’i (1988) anımsattı. Neon Maniacs uzun süre IMDb’de en kötü 100 listesinde yer alıyordu. Fakat sanıldığının aksine o kadar da kötü bir film değil. Eğlenceli ve yer yer de korkunç olmayı başarabiliyor.

Neon Maniacs’taki yaratıklar sanki Mad Max filminden fırlamış gibi. Zaten tiplere baksanız Hellraiser’ın Cenobite’ları ile Village People grubunu birleştirmişler gibi duruyor. Slasher, Samurai, Axe, Archer, Soldier ve ileride korku ikonuna dönüşecek Andrew Divoff’un ilk rolü olan Doc gibi her birinin kendine özgü tasarımı ve öldürme yöntemi olan tam 12 farklı canavar var ortada. Bu Post-Apokaliptik yaratıklar niye ve hangi amaçla orada bilinmemekle birlikte, yaratıkların Gremlinler gibi sudan etkilendiklerini ekleyeyim. Yaratıklar sadece gece dışarı çıkıyorlar ve Golden Gate köprüsünün altında yaşıyorlar. Hikaye zaten bir balıkçının köprünün altında üzerinde canavarların resimlerinin olduğu tuhaf tarot benzeri kartlar bulmasıyla başlıyor ama bu kartların mevzuyla ne ilgisi olduğunu film boyu asla öğrenemiyoruz. İşin komiği, yaratıkları yok etmenin tek yolu su ve adamlar dünyanın en sisli, suyla en çevrili şehirlerinden biri olan San Francisco’da, yani suya çok yakın yaşıyorlar… ilginç.

Filmin açılış sahnesinde akşam vakti Golden Gate köprüsünün altında balık tutan bir adamı görüyoruz. Sonra adam eve doğru yola koyulurken Neon yaratıklarının vahşi saldırısına uğruyor. Daha sonra filmdeki esas kızımız Natalie ve arkadaşlarının birlikte olduğu bir minibüse konuk oluyoruz. Gençler parkta eğlenmektedirler ve Neon Manyakların hedefi olurlar. Bu saldırıdan tek kurtulan Natalie (Leilani Sarelle) daha sonra yaratıklar tarafında takip edilmeye başlar. Ona bu mücadelesinde, kendisine aşık olan Steven ve odası maskelerle, posterlerle dolu tam bir korku filmi hastası olan Paula (Donna Locke) eşlik ediyor. Paula karakterini izlerken Friday the 13th Part IV’daki Tommy Jarvis’i hatırlamamak imkansız.

Neon Maniacs (1986) filmindeki Doc (Andrew Divoff) yaratiginin yakin cekimi.

Şuana kadar anlattıklarım klişelerle dolu olabilir fakat bundan sonraki metrodaki kovalama sahnesi ve okul partisi gerçekten iyi kotarılmış. Filmi yıllar sonra tekrar izlediğimde bile metrodaki kovalama sahnesinde gerçekten gerildim. Filmdeki yaratık makyajları da bütçesine göre oldukça başarılı.

Filmin zirve noktası olan okul partisi sahnesi ise mantığın ortadan kalktığı “Battle of the Bands” (Grupların Savaşı) sekansı. Kahramanlarımız canavarları okul dansına çekip herkese su tabancaları dağıtarak onları yok etmeyi planlıyorlar. Canavarların suyla temas ettiklerinde buharlaşıp yeşil bir balçığa dönüşmesi tam 80’lerin yaratıcı ama bir o kadar da komik pratik efekt uygulaması. Bu sahnede çalan New Wave ve Heavy Metal şarkıları, sırf filmin süresi uzasın diye dakikalarca kesilmeden verilmiş.

Filmdeki kıyafetler, müzik vs. buram buram 80ler kokuyor. 80lerin o ucuz atmosferini filmi izlerken iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Aslında filmin bu kadar tutarsız ve ucube bir kült esere dönüşmesinin arkasında tam bir prodüksiyon kaosu var. 1.5 milyon dolarlık bütçeye rağmen çekimler sırasında para bitince prodüksiyon üç ay boyunca durmuş. Arada birçok oyuncu kaçıp geri dönmeyip roller yeniden dağıtılınca, Ape denen canavar filmin başında devasayken, sonunda gözle görülür şekilde ufak kalmış. Filmin sonuna gelindiğinde para tamamen suyunu çektiği için hikaye hiçbir yere bağlanmıyor, canavarların akıbeti belli olmuyor ve jenerik pat diye aniden giriyor. O meşhur kesik finalin sebebi tamamen parasızlık. Senaryoda olup da paranın kurbanı olan, bir canavarın kurbanın kafasıyla basketbol oynaması gibi sahneleri görememek üzücü.

Filmin yönetmeni Joseph Mangine’in bu ilk yönetmenlik denemesi ve zaten topu topu iki film çekebilmiş. Mangine aslında bir görüntü yönetmeni. Filmin orijinal görüntü yönetmeni Oliver Wood proje durduğunda işi bırakıp kaçınca, Mangine mecburen hem yönetmenliği hem de kamerayı üstlenmiş. Kendisini zaten Exterminator 2, Dreamland, Alone in the Dark gibi 80lerden hatırlayacağımız bir çok filmin arkasındaki sinematografiden tanıyoruz.

Neon Maniacs, hırslı bir senaryonun parasızlık ve kötü yönetim altında nasıl bir fiyaskoya döndüğünün hüzünlü ama seyretmesi acayip keyifli bir kanıtı. Hele o bütçesizlikten doğan kaos ve tuhaflıklar filme ayrı bir hava katmış. 80lerin bu ucuz filmini “kötü film” severlerin ıskalamayacağını düşünüyorum.

Natalie (Leilani Sarelle) minibuste Neon Maniacs yaratiklarinin parkta duzenledigi saldiriya ugrarken.

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


5 Yorum

  1. quattromosche 4 Mayıs 2009 - 13:55

    En azından son 2-3 yıl için sinemada gösterime girmiş öyle filmler var ki bu film onların yanında klasik sayılır. Zaten altmışlara ve seksenlere ait olmak kimilerince kötü bir film olmak için yeterli sayılıyor herhalde. Zevklere saygım var, filme de çok iyi demiyorum ama IMDB kullanıcıları bazen abartıyorlar mı ne?

    Yanıtla
  2. punisher 16 Mayıs 2009 - 10:59

    80 lerin zengin altyapısından çıkmış bir film, ben zamanında keyifle izlemiştim. video kasetleride en çok kiralanan filmlerdendi.

    Yanıtla
  3. Hakan 17 Mayıs 2009 - 14:25

    Bu filmde yaratıkların kızı neden kovaladıklarını bir türlü anlayamadım:)

    Yanıtla
  4. Ercan 26 Mayıs 2009 - 09:28

    paylaşım için teşekkürler.. yazarın bahsettiği gibi o kadar kötü bir film değildi metro sahnesini çok beğenmiştim tabi o zamanlarda.

    Yanıtla
  5. zeki 28 Aralık 2011 - 17:59

    Evil Dead 2 ile hemen hemen aynı döneme denk gelir . Zamanında Evil Dead ve Neon Maniacs(Gece Yaratıkları olarak çevrilmişti) videocularda en çok kiralanan korku filmleriydi.Ben o dönemde çocuktum , kasetlerin üzerinde filmin adının altında türü yazardı .Bu iki filmde ise diğerlerinden farklı olarak “süper korku” yazıyordu. Kiralayıp ta korkudan yarısını seyredemediğim tek filmdir kendisi . Yıllar sonra internetten bulup izledim(orjinal adını bilmediğim için bulmakta epey zorlandım). Film şimdi tabi ki bir “kötü film” örneği ama yinede yaratıcı ve farklı yanları var . Hele ki seksenlerin tutkunuysanız müzikler ve atmosfere bayılırsınız.

    Yanıtla

Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm