iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram
11
Nis
2009

Deliria / Stage Fright (1987)

Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı. Yorum Yok
Stage Fright 1987 filmindeki ikonik baykuş maskeli katil Irving Wallace sahne ışıkları altında

1980’lerin sonuna doğru slasher sineması Amerika’da popüleritesini kaybetmeye başlamıştı. Tür hâlâ para kazandırıyordu ama artık eski heyecanı yoktu. Birçok yapım birbirinin kopyası gibi görünüyordu. Tam bu dönemde İtalyan korku sineması devreye girip slasher formülüne yeniden stil ve atmosfer kattı. Stage Fright de bunun en iyi örneklerinden biri.

Film, Michele Soavi’nin ilk uzun metraj yönetmenlik denemesi. Soavi zaten o dönemde Dario Argento çevresinde yetişen isimlerden biriydi. Tenebre, Phenomena ve Demoni gibi yapımlarda çalıştıktan sonra kendi filmini çekmeye başladığında ortaya düz bir slasher çıkarmıyor. Stage Fright’ın birçok sahnesinde giallo sinemasının o gösterişli ışık kullanımını ve rüya gibi akan atmosferini hissetmek mümkün.

Joe D’Amato yapımcılığındaki film, Nite Owl isimli seri katili konu alan deneysel bir müzikalin prova sürecinde geçiyor. Oyuncular gece boyunca tiyatroda çalışırken, psikiyatri kliniğinden kaçan Irving Wallace tesadüfen binaya sızıyor ve işler kısa süre içinde kontrolden çıkıyor. Aslında hikâye oldukça basit ama Soavi’nin filmde sadece basit bir hikaye anlatmıyor. Daha çok tiyatronun kapalı ve yapay atmosferiyle oynamayı seviyor.

Stage Fright 1987 filminde Michele Soavi’nin Giallo geleneğinden miras kalan kırmızı sahne ışıkları ve dumanlı atmosfer kullanımı.

Film boyunca oyun ile gerçek sürekli birbirine karışıyor. Oyuncular sahnede bir katili canlandırırken aralarında dolaşan gerçek katili fark edemiyorlar. Hatta filmin en iyi sahnelerinden birinde yönetmen Peter, sahnede duran gerçek katili oyunculardan biri sanıp cinayet provasına devam ediyor. Bu sahnedeki tuhaflık filmin genel havasını çok iyi özetliyor aslında.

Baykuş maskesi ise filmi tek başına başka bir seviyeye taşıyor zaten. Hâlâ gördüğüm en garip ve en rahatsız edici slasher kostümlerinden biri. Soavi katili sürekli karanlığın içinde göstermiyor; aksine sahne ışıklarının ortasına bırakıyor. Bu da filmi klasik stalk-and-slash havasından biraz uzaklaştırıyor.

Amerikan slasher sinemasının bütün temel parçaları burada mevcut. Matkaplar, bıçaklar, tek tek avlanan karakterler, kanlı ölüm sahneleri… Ama Stage Fright birçok benzerinden daha stil sahibi görünüyor. Soavi bazı cinayet sahnelerini öyle çekiyor ki film kısa kısa kabus sekanslarına dönüşüyor. Özellikle ışık kullanımı ve kamera hareketleri bazı anlarda hikâyenin bile önüne geçiyor.

Tiyatrodaki ekip de klasik korku filmi karakterleri gibi davranmıyor. İlk cinayetlerden sonra grubun ne kadar hızlı dağıldığını görmek filmin en sert taraflarından biri. Kimse kimseye gerçekten güvenmiyor. Peter karakterinin yaşananları bile gösterisi için reklam fırsatı gibi görmesi de ayrıca rahatsız edici. Film ilerledikçe tiyatrodaki insanlar katilden çok kendi egolarıyla uğraşıyor gibi hissettiriyor.

Michele Soavi imzalı Stage Fright 1987 filminde oyuncu kumpanyasının kilitli tiyatro binasında yaşadığı paranoya ve panik sahnesi.

Alicia karakteri ise filmin merkezini ayakta tutuyor. Başta oldukça kırılgan biri gibi görünse de olaylar büyüdükçe tamamen değişiyor. Soavi bunu abartılı kahramanlık anlarıyla vermiyor. Daha çok panik, korku ve hayatta kalma içgüdüsü üzerinden kuruyor.

Final bölümü ise filmin neden yıllardır unutulmadığını tek başına açıklıyor. Sahne boyunca havada dolaşan kuş tüyleri, ağır hareket eden kamera, loş ışıklar ve ortada oturan dev baykuş maskeli katil… Alicia’nın sahnenin altında nefesini tutarak bu manzarayı izlediği anlar gerçekten tuhaf bir atmosfer yaratıyor. Film burada korkudan çok görsel bir kâbus hissine yaslanıyor.

Michele Soavi daha sonra Stage Fright’ın İtalyan versiyonundaki bazı teknik problemlerden memnun olmadığını söylemişti ama film buna rağmen yıllar içinde kültleşmeyi başardı. Sadece iyi bir slasher olduğu için değil, 80’lerin son dönem İtalyan korku sinemasının o kendine özgü teatral havasını hâlâ çok güçlü taşıdığı için.

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm