iyiköfüfilm

Yeni Eşcinsel Sineması terimi ilk defa akademik B.Ruby Rich tarafından 1992’de Sight and Sound dergisinde 1990ların başlarında eşcinsel temalı bağımsız film akımını tanımlamak için kullanıldı. Yeni Eşcinsel Sinema kavramı queer kelimesinden türeyip 1980 ve 1990larda akademik yazılarda gay, lezbiyen, biseksüel ve travesti kimliğini ve deneyimlerini tanımlamak ayrıca cinselliğin geleneksel tanımları dışındaki diğer değişken özelliklerini açıklamak için kullanılmaya başlandı. 1992 itibariyle bu terim 1990lardan bu yana çekilen bazı filmler için de kullanılmaya başlandı. Yeni Eşcinsel Sineması hareketi heteronormalliğin reddi ve toplumun uç noktalarında yaşayan LGBTler gibi bazı konular edindi.

1992 tarihli makalesinde, Rich 1991 yılındaki film festivalinde gay ve lezbiyenlerin varlığına dikkat çekerek “Yeni Eşcinsel Sinema” kavramını gay ve lezbiyen bağımsız film yapımcıları tarafından özellikle Kuzey Amerika ve İngiltere’de yapılmış benzer temalı filmler hareketi olarak adlandırdı. Rich teorisini Village Voice gazetesindeki yazısında form olarak radikal, heteroseksüellik tanımını ve 70ler ve 80lerde gay hakları savunucuları tarafından oluşturulmaya çalışılan pozitif gay ve lezbiyen imgelerini zora sokan bir şekilde cinsel kimliklerin agresif bir dışavurumu olarak Yeni Eşcinsel Sineması kavramını genişletti. Yeni Eşcinsel Sineması filmlerinde başrol oyuncuları ve anlatımlar baskın şekilde LGBTlere aitti ancak bu kişiler toplumdan dışlanmış ve dejenere olarak yansıtıldı ve bu kişiler de kendilerini suçlu ya da kanun kaçağı gibi göstererek kendilerine radikal ve geleneksel olmayan hayat biçimleri ve cinsiyet rolleri benimsediler.

Amerikan aktör River Phoenix’in Gus Vant Sant’ın 1991 tarihli filmi My Own Private Idaho filmindeki gay fahişe Mikey Waters rolü eşcinsel sinemaya popülerlik kazandırdı.

1980lerin postmodernist ve postyapısal teorilerine göre, Yeni Eşcinsel Sineması insan cinselliği ve kimliğini sosyal olarak yapılandırılmış ve bu sebeple onun sabit değil de değişken ve akışkan olarak gösteriyordu. Yeni Eşcinsel Sinema dünyasında, cinsellik çoğu zaman kaotik ve yıkıcı bir güç olarak baskın heteroseksüel güç yapıları tarafından dışlanan ve baskı altına alınan bir kavramdır. Yeni Eşcinsel Sineması filmleri hemcinsler arasındaki cinsel ilişkiyi gayet açık bir şekilde gösterir ve aile, evlilik gibi geleneksel heteroseksüel kavramları tersyüz eder. Belli bir politik akımı takip etmeyen Yeni Eşcinsel Sinema filmleri kimlik, cinsiyet, sınıf, aile ve toplum hakkındaki varsayımları yıkıp onlara meydan okuduğu için radikallerdir. 1991 tarihli belgesel Paris is Burning seyircileri başka bir altkültür alanıyla tanıştırdı. Yönetmen Jennie Livingstone, New York’un eşcinsel partileri ve evlerini ve buralardaki zenci topluluğu kameraya aldı. Bu topluluk Amerikanların farkında olmadığı anlaşılmamış bir yer altı topluluğuydu. Eşcinsel performanslarda estetik üstünlük ve ihtişam son derece gerekli unsurlardır. Pop ikonu Madonna’dan esinlenilmiş dans stilleri de eşcinsel deneyimin merkezindedir. Livingston gibi Yeni Eşcinsel Sinema figürleri, izleyicileri cahilliklerini bir kenara bırakıp, insanlığın çeşitliğinden keyif almaya itti.

Bu filmler ayrıca çoğunlukla 1980lerin AIDS krizini ele alarak Ronald Reagan hükümetinin AIDS salgını ile başa çıkmasındaki başarısızlığını ve gay topluluğunun sosyal olarak kusurlu görülmesindeki etkisini incelediler. Popüler Holywood sinemasının AIDS’i görmezden gelmesi sonucu Yeni Eşcinsel Sineması gay topluluğu tarafından gay ve lezbiyenlerin klişelendirilmesi ve baskı altına alınması tarihine yeni bir sayfa açtığı için sevinçle kabul edildi.

Todd Haynes’in Poison, Isaac Julien’in Young Soul Rebels, Derek Jarman’ın Edward II, Tom Kailin’in Swoon, Gregg Araki’nin The Living End filmlerinin hepsinde gay ve lezbiyen başrol oyuncuları ve konular, gay seksinin açık seçik görüntüleri, kültüre aykırı çıkışlar ortak noktaydı. Bu yönetmenler filmlerini yaptıkları zamanda gay toplumu 1980lerdeki AIDS krizinden muzdaripti ve Amerika’da Ronald Reagan, İngiltere’de Margaret Thatcher yönetiminde muhafazakar bir politika izleniyordu. Jarman’a1986da AIDS tanısı konuldu ve 52 yaşında 1994te öldü.Jarman’ın gay hakları ve eşitliği savunucusu olması onu LGBT toplumu içinde etkin bir aktivist konumuna getirmişti.

Eşcinsellik teorisi ve politikası akademik çevrelerde öne çıkan konular oldular. Eşcinsel yanlıları homoseksüellik ve hetereoseksüellik gibi kategorilerin tarihsel sosyal yapılar olduğunu ve kültürel davranışlar sonucu değişime uğrayabileceğini savundular. Rich, bir çok filmin sabit ve geleneksel olmayan cinsel kimlikleri temsil etmeye başladığını ve bunların da “Yeni Eşcinsel Sineması” kavramını oluşturduğunu söyledi.

Çeviren: Duygu Arslan

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...


  1. Henüz yorum yapılmamış.

Yorumunuz:


Attack From Planet B Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korku Sitesi Once upon in a time in Western Öteki Sinema SİBB Sinematik Ters Ninja B-Film Blog


yeni