iyiköfüfilm

Facebook Twitter Instagram

Şiddet İstismarının Sinemadaki Öncüsü: The Last House on the Left

Şiddet istismarı, sinema tarihinin en çok nefret edilen, bazı ülkelerde yasaklanan ve ABD’de Wes Craven’ın filmleri arasında piyasada bulunması en zor olan yapımların başında gelir. 1972 yapımı The Last House on the Left (Soldaki Son Ev), şiddetin sinemada temsili açısından ilk ve en sarsıcı örneklerden birini sunar. Filmin çekimleri 1971 yılında sadece 4 hafta gibi kısa bir sürede tamamlanmıştır. Film, belirli bir gerçek olaydan esinlenmemiş olmasına karşın, izleyici üzerinde psikolojik bir baskı kurmak amacıyla “Tanık olacağınız olaylar gerçektir” ibaresiyle başlar. Hikaye, tipik bir Amerikan ailesi olan Collingwoodların tek çocuğu Mari ve kız arkadaşı Phyllis’in, Bloodlust adlı bir rock grubunun konserine gitme planıyla şekillenir. Mari’nin ailesi ile arasındaki kuşak çatışması, babasının bu grubun konserlerinde canlı civcivleri öldürdüğünü söylemesi ve kızına “Siz aşk nesli değil miydiniz?” diye sormasıyla belirginleşir. Babası, kızına konser dönüşü kutlayacakları doğum günü hediyesi olarak barış amblemli bir kolye armağan ederken, radyoda iki tehlikeli suçlunun hapisten kaçtığı anons edilmektedir.

Dehşetin Tanımı: Krug ve Çetesi

Film, olay örgüsünün devamında bu tehlikeli sapıkları izleyiciye tanıtmaya başlar. İki rahip ve bir rahibeyi öldürmüş olan Krug (ki kendisi Wes Craven’ın Elm Sokağı Kabusu’ndaki Freddy Krueger karakterinin isim babasıdır), arkadaşı Sansar, uyuşturucu bağımlısı oğlu Junior ve metresi Sadie bu grubun üyeleridir. Sadie, eşit temsili sağlamak amacıyla birkaç kız buluncaya kadar Krug’la cinsel ilişkiyi reddeder. Bu sırada Mari ve Phyllis, uyuşturucu ararken Junior’a rastlarlar ve ucuz mal vaadiyle kandırılarak sapıkların eline düşerler. Ertesi gün sapıklar kızları arabanın bagajına atıp yola koyulur; ancak tesadüfen arabaları tam da Mari’nin evinin yakınlarında bozulur. Grup, eğlenmek için ormana girerken, kızları eve dönmeyen Collingwoodlar durumu şerife bildirir. Şerif yolda terk edilmiş aracı görse de başta önemsemez, ancak daha sonra telsizden aracın kaçan sapıklara ait olduğunu öğrenir. Bu esnada ormanda kızlara uygulanan eziyet, sadece fiziksel saldırı değil, aynı zamanda derin bir aşağılama sürecine dönüşür.

The Last House on the Left (1972) filmi ve Wes Craven sinemasında şiddet temsili.

Ormandaki Vahşet ve Rahatsız Edici Sahneler

Ormanda yaşananlar gerçekten rahatsız edicidir; kızların sadece öldürülmeleri değil, onurlarını kıracak şekilde aşağılanmaları söz konusudur. Mari’nin ayakta dururken pantolonunun içine işemeye zorlanması, her iki kızın soyunup birbirleriyle sevişmeye zorlanması ve Sansar’ın Phyllis’i sırtından bıçaklayıp bağırsaklarını deşmesi (bu sahne filmin bazı kopyalarında bulunmamaktadır) şiddetin sınırlarını zorlar. Krug’un, Mari’nin göğsüne bıçakla adını yazması ve kız acı içinde kıvranırken ona tecavüz etmesi, filmin neden yasaklandığını açıklar niteliktedir.

Collingwood Malikanesinde İntikam Çanları

Katiller gölde yıkanıp temizlendikten sonra bir tamirci bulmak için en yakın eve, yani Collingwoodların kapısına dayanırlar. Evde telefon bozuktur ve iyi kalpli aile, kendilerini seyyar satıcı olarak tanıtan bu yabancılara geceyi evde geçirmelerini önerir. Ancak kaldıkları odada Mari’nin fotoğraflarını gören sapıklar, kimin evinde olduklarını anlarlar. Sansar kabuslar görmeye başlar, anne ise kızına aldıkları gerdanlığın Junior’da olduğunu fark eder. Kısa süre sonra göl kenarında kızlarının cesedini bulan karı-koca, korkunç bir intikam planı hazırlar. Kadın, Sansar’ı kandırıp dışarı çıkararak ormanda onun cinsel organını dişleriyle koparır ve onu bıçaklar. Evde ise baba, Krug ile Junior arasındaki tartışmadan faydalanarak bir elektrikli testere ile Krug’u haklar. Şerif ve yardımcısı içeri son anda girdiğinde, testereden fışkıran kanlar yüzlerine sıçramaktadır.

Wes Craven’ın Başarısı ve Teknik Tercihler

Filmin yarattığı etki pek çok nedene bağlıdır. Krug rolündeki David Hess, ilk oyunculuk deneyimi olmasına rağmen usta oyunculara taş çıkartacak bir performans sergilemiştir. Öte yandan Phyllis’in öldürüldüğü sahnede kasten düşük çözünürlüklü film kullanılması ve görüntü yönetmeninin belgesel kökenli olması, filme bir sinema eserinden ziyade sapıklar tarafından gizli kamerayla çekilmiş bir “snuff” film havası verir. Bu amatör ruh ve ham gerçekçilik, The Last House on the Left‘i sinema tarihinin en unutulmaz kabuslarından biri haline getirmiştir.

Tolga D. (tolga@iyikotufilm.com)

Facebookta paylaş Twitterda paylaş Mail ile gönder


Yorumunuz:

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm