iyiköfüfilm

18
Kas
2015

The Django (1966)

Spaghetti Western kategorilerinde yayınlandı. Yorum Yok

djangoSergio Corbucci’nin klasik spagetti westerninin, filme ismini veren başrolü Django’yu canlandıran Franco Nero için o ağır tabutu ardında sürüklerken hayat son derece zor olmalı. Akira Kurosawa’nın 1961 tarihli filmi Yojimbo’nun başrolünden esinlenerek modellenen Django klasik bir hayduttur –geçmiş ya da geleceği yoktur, sadece kan dökerek dindirebileceği bir intikama susamışlığa sahiptir. Meksikalı haydutlar ve iç savaşın bittiğini kabul etmeyen eski Konfederasyon askerlerinden oluşan bir klan arasındaki savaşın içine girmesi Django’nun sadece Konfederasyon lideri Binbaşı Jackson’dan intikam almayı değil aynı zamanda bunu yaparken General Hugo’nun Meksikalılarını da ortadan kaldırmayı planladığını göstermektedir.

Corbucci’nin bu başyapıtı hakkında söylenecek çok şey var. Django sıklıkla BBFC’nin filme 1993 senesine kadar sertifika vermeyi ısrarla reddetmesinde kabahat bulunan (ancak 1966’da ilk defa reddedilmesinden sonra film için o tarihe kadar yeniden başvuru yapılmadığı da unutulmamalı) son derece negatif, temposu düşük, kasvetli ve metruk bir filmdir. Ölüm her yerdedir; Django’nun sürüklediği tabutta, kasabanın hemen dışındaki mezarlıkta…hatta hayalet kasabanın çamurlu sokaklarında. Django duygusuz ve sevgisiz, sadece artan nefretten beslenen son derece soğuk bir karakter. Film bittiği zaman, filmin belki de en nihilist anında, intikam arzusu tatmin olduğu zaman filmin başındakinden daha da az his ile yürür.

Django son derece sadist bir film –genç Ruggero Deodato’nun bu filmin yönetmen yardımcıları arasında olduğunu söylemekte fayda olabilir. Filmin konuşulan sahnelerinden birinde manyak bir rahip Meksikalılar için casusluk yapmasının cezası olarak kendi kulağını yemeğe zorlanmaktadır. Bu lezzetli öğle yemeğinden sonra göğsüne bir kurşun sıkılır. Başka bir acımasız an ise Binbaşının Meksikalı mahkumları trap (atıcılıkta havaya atılan hedef) olarak kullandığı spor anlayışıdır –mahkumlar koşmaya başlar ve Binbaşı onları vurur. En kötüsü ise Django’nun Meksikalılardan çaldığı için cezalandırılmasını izlemektir –izleyici için dahi acı verici.

Ancak Django’nun en iyi yönlerinden biri üst düzey sürrealizmidir. Django silahını çekip her yöne ateş ederek büyük bir keşmekeş yarattığı zaman şaşırmamak elde mi? O tabutun içinde bir makineli tüfek gizlediğini hiçbirinizin tahmin etmediğine iddiaya girerim. Ve kasabanın salonu/genelevinin sahibi olan tuhaf İngiliz aksanıyla konuşan nevrotik cüceye baktığı zaman hangimizin tüyleri ürpermemiştir? Ve elbette Django’nun her hedefi tam isabet vurma yeteneği ve Django’nun arkasında duranları dahi temizlemeyi başardığı Hong-Kong kung-fu kavgalarının koreografisine sahip silahlı çatışmalar. Ve keskin nişancılığından bahsetmişken, elleri ve parmaklarında kırılmamış kemik kalmamışken sadece altı kurşun ile altı adamı temizlediği filmin finalindeki etkileyici performansa ne demeli?

Django İtalyan trash sineması, İtalyanların her şeyi Amerikalı kuzenlerinden daha büyük, daha iyi ve daha çılgınca yapabilme yeteneği için harika bir metafor. Franco Nero avare gezgin rolünde harikalar yaratıyor ve Django’daki performansı bu filmi takip eden her filminin büyük kitlelere ulaşmasını sağlayacak düzeyde bir süperstar statüsü kazandırdı.

Tolga Demirtaş (tolga@iyikotufilm.com)

django1966

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...


  1. Henüz yorum yapılmamış.

Yorumunuz:


Attack From Planet B Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korku Sitesi Once upon in a time in Western Öteki Sinema SİBB Sinematik Ters Ninja B-Film Blog


yeni