





Sinemanın parlak spotlarından uzak kalmış ama en az onlar kadar ilgiyi hak eden iyi "kötü film" lerin Tolga Demirtaş tarafından masaya yatırıldığı bu siteye hoşgeldiniz.


Çetin İnanç İstismar Filmleri B-Film Blaxploitation B Movie Dario Argento David Cronenberg Edwige Fenech Erotik Yeşilçam Exploitation George Eastman Giallo Gore Hammer Film Productions I Spit On Your Grave Italian Trash Jess Franco Jesus Franco Joe D’Amato Joe D'Amato Lucio Fulci Mario Bava Nikkatsu Ninja Roger Corman Sergio Martino Sexploitation Slasher Trash Film Zerrin Doğan
Neil Jordan’dan masalsı bir uyarlama.
Film bildiğimiz Kurt Adam filmlerinden oldukça farklı. Perrault’un Kırmızı Başlıklı Kız masalının Freud yanlısı unsurlarla harmanlandığı bir görsel şov. Filmin yönetmen koltuğunda Neil Jordan var. Senaryo ise filme feminist bir bakış açısıyla yaklaşan ve bunu oldukça net bir şekilde belli eden Angela Carter’ın The Bloody Chamber adlı kısa öykülerinden oluşan kitapta geçen kısa bir öyküden. Filmi izlemeye başladığınız andan itibaren sihirli bir dünyaya adım atıyorsunuz. The Company of Wolves çocukluğun bitişi ve ergenliğe geçiş dönemini sorguluyor. Seksüel çağrışımlar, masumiyetin yitirilişi, vs. Bütün bunları yaparken de biraz önce belirttiğim feminist bakış açısı kendini belli ediyor. Ayrıca film bugüne kadar izlediğim belki de en iyi kurt adama dönüşme sahnelerini barındırıyor.
Angela Lansbury’nin canlandırdığı büyükanne karakteri mitolojik bir kadın bilge olarak tasvir edilmiş. Gençlikte yapılan hataları anlatarak çeşitli mesajlar veriyor.
Ayrıca yukarıda belirttiğim gibi kurtlar her ne kadar seksüel sembolleri ifade etse de bir yandan da seri katilleri, cinsel saldırganları sembolize de etmektedir. Film Ted Bundy’nin işlediği cinayetlere göndermeler de yapıyor. (Kurbanların cesetlerinin ormanda bulunması ve kurbanların bazılarının ergenliğe yeni adım atmış olması). Bir insanın nasıl böyle cinayetler işleyebileceğine inanamayan bizlere Neil Jordan filmde belki de kurtları kullanarak aslında hepimizin içinde hayvani bir yanın olduğunu yüzümüze çarpıyor.

Son olarak ta dikkatimi çeken nokta İngilizlerin kurt adam ve bu atmosferi yaratmadaki başarısı The Curse of the Werewolf (1961) bunun en iyi örneklerinden. Bir Amerikan klasiği olmasına rağmen An American Werewolf in London’ın da İngilterede geçtiğini hatırlatmakta fayda var.
Öteki Sinema‘da yazdığım yazıdır.
Eline sağlık Tolga.. Ben çok severim bu filmi.. Uzun zamandır izlememiştim. Bu gece tekrar izleyeyim bari.. Teşekkürler..
Yorumunuz: