iyiköfüfilm

9
Kas
2013

The Cabin in the Woods (2012)

Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı. 2 Yorum Var

the-cabin-in-the-woodsDrew Goddard’ın ilk yönetmenlik denemesi olan “The Cabin In The Woods”, Goddard’ın senaryoyu birlikte yazdığı arkadaşı Joss Whedon ile görsel efektleri yapamadıkları şeylere saklama merakıyla başlıyor. Alias ve Lost’un prodüktörlüğünü ve yazarlığını yapmış olduğunu öğrenmem bir şey ifade etmiyor aslında benim için, bu iki diziden de haz etmiyorum çünkü. Ama ilk yönetmenliğini bu filmle yapmış olması ekstra harika, çünkü film sarkastik bir korku çorbası! 

Ne kadar az CGI, o kadar iyi makyaj mottosuna sadık kalan yönetmen ve ekip, görsel efektlerin gerçeğin yerini tutmamasında hemfikir. Ama efektler kostüm ve makyajla da ancak bir yere kadar gidebildiği için sadece ve sadece yapamadıkları durumlarda görsel efekt kullanma sözüne sadık kalmışlar. Labirentli sahnelerde kullanılan bilgisayar efekti basit olmasına karşın labirent/mühendislik açısından daha karışık bir tarafı da var. Aynı zamanda ağız sulandıran canavarların hücum etme sahnesi öyle bir hal alıyor ki, sırf hangi canavar nerde, kime saldırıyor derken ufak tefek hatalar göze batmıyor bile. Şeffaf dönen küplerin birbirlerine uyum sağlayacak şekilde durdurulmaları baya zor olmuş. Çoğunu yeşil ekranda çekip kalanını sonradan eklemişler. Asansörlü sahnede özellikle(o kadar fazla asansör var ki) rastgele canavar çekimi yapmışlar. Küpleri de yine somut şekilde nasıl kullanacaklarını belirleyebilmek için en ufak küpün içine kocaman böcekler koyup onlarla çalışmışlar.

Beyindeki tetris olayı hesabının yani bu canavarların asansörden puzzle halindeki çıkış fikri detayının ayrıntılı şekilde işlenmiş olması da ayrı bir eğlenceli!

Grant McCune anısına yapılan The Cabin in the Woods’un açılışı, çok önemli bir amaca hizmet eden Sitterson (Richard Jenkins) ve Hadley(Bradley Whitford)’in dedikodusuyla Funny Games vari (1997) şekilde yapılıyor. Bu arada Stockholm’un güneye kaymasının nedenini ve Japonya’nın tecrübesizliğini öğrendiğimiz kilit olaylardan sonra matkap almak isteyen Hadley ile iş ortağı Sitterson, bize en ufak bir ipucu bile vermiyor aslında. Sonrasında diğer karakterleri tanıtan film; beş gencin gözden ırak bir kulübede eğlenceli vakit geçirmek istemeleriyle devam ediyor. Mekan olarak arkadaşlarının kuzeninin kulübesini seçen gençler başlarına geleceklerinden habersiz yola koyulurlar. Her birinin ayrı ayrı önem arz ettiğini sonradan öğreneceğimiz grup sorunsuzca eve ulaşır. Aralarından Marty (Fran Kranz)’nin Jules (Anna Hutchison)’a sorduğu “doğruluk mu cesaret mi?” sorusunun ardından cesaret cevabını veren Jules, dondurulmuş kurt heykeliyle öpüşme görevine atanır. Görevini başarıyla tamamladıktan sonra alkolle ve evin gizli bölmelerinden sızdırılan kafa karıştırıcı sisle biraz daha şapşallaşan gençler, bodruma inen kapının bir anda açılmasıyla Dana’ya oraya girme görevi verirler. Alkol almaya gerek duymayan her daim sarhoş Marty’nin bunun iyi bir fikir olmadığı konusundaki düşüncelerini umursamazlar. Ve yeraltındaki antika eşyaları karıştırmaya başlarlar. Hepsi farklı bir cisme yönelir. Dana, eski bir günlük bulur ve yazılanları yüksek sesle okumaya başlar. Marty’nin ikazlarına kulak asmadan günlükteki Latince büyüyü okumaya başlayan Dana, uyuyan zombi redneckleri uyandırır. Artık akış değişmiştir. Daha sonra bunun üstüne bahis düzenlediklerini öğrendiğimiz mühendis kontrol ekibinden Sitterson kazananlara parasını verir. Hadley ile birlikte sıradaki gelecek hamleleri tahmin etmeye başlarlar. Ekipten birinin Sitterson’a onun da zombilere oynadığını neden parasını alamadığını, bunun haksızlık olduğunu belirtmesi üzerine Sitterson’ın zombi ile redneck zombiler arasında dağlar kadar fark olduğunu; ayı ile ayı balığı kıyaslaması yaparak anlatması ise nasıl bir filmle karşı karşıya olduğumuz ipucunu verebilir. 

Gelişen olaylar, aynı zamanda senaryoda ana olarak iki aynı temayı (av/avcı) çok farklı şekilde işliyor. Aralarında olayları tahmin edebilenin sadece Marty olması, uyarılarının biraz bile ciddiye alınmaması, sevişmek için en uygun ortamın ıssız ortam olduğuna inanan çift, hikayeyi bilmelerine rağmen uygulanılan klişeler… 

** Daha da merak ettiğim ayrıntılar**

Drew Goddard, gerçek kameradan altmışa yakın katman olduğu için çekimlerde sırayla gitmesinin baya önemli olduğunu söylüyor. Yeşil ekranın sürekli yer değiştirmesi ve (asansörlü canavarların salındığı sahnede) her kanlı sahneyi hemen temizlemeye çalışmalarının da baya yorucu olduğunu ekliyor. Ağaç sahnelerinde Grant McCune işbirliğiyle minyatür kurulmuş, çeşitli boyutlardaki ağaçlar farklı hızlarla çekildiklerinden onları büyükmüş gibi göstermeleri gerekmiş. Hatta ve hatta içlerinden şok dalgası geçiyor gibi hissedilsin diye oluşturdukları bu etki için de parabolik bir kubbe bulunan bir silindir üzerine toprak ekleyip kabloyla hızlıca çekmişler. Böylece toprağın tavana kadar sıçraması sağlanmış!

Oyunculuklar+senaryo+diyaloglar enfes, soundtrackler başarılı, favori karakterin herkese göre değişebileceği bir film. Her bir oyuncu karakter olarak ele alınmış. Karakter analizi öyle başarılı veriliyor ki, herhangi bir role düşen bir cümleden nasıl bir hayatı olduğunu anlayabiliyoruz. Öyle ufak bir detay var ki -kafama takılan- o da aslında, güya kontrol mekanizmasını ellerinde tuttuklarını sanan patronların, kader seçeneklerini belirlerken diğerleri için kendi gelecek akışlarını değiştirmiş olmalarını son anlarına kadar fark edememiş olmalarının mantıksızlığı. Örneğin, hayatı boyunca Merman’i görmek isteyen patron Hadley’in Merman’i görebilmesinin tek sebebinin ölüyor olması gibi ufak ayrıntılar. Film baştan sona bir Kopenhag Yorumu gibi. Yani, içlerinde oldukları için tam senaryoyu görememekten ileri gelen ahmaklık durumu. Sinapslar ya da örgü bozulduğu anda(yıkıldığı) her şey netlik kazanıyor. Gerçekliğinin algılanması için o şeyin yıkılması gerekiyor. Powerpuff Girls’teki acil çağrılar için kullanılan kırmızı hat olayını burada da görmek çok keyifli. Tek taraflı olan bu hat, adı üstünde çok çok acil durumlar için kullanılıyor. Ve kullanıldığında korkutucu bir yaratık baskını var mutlaka- Tabi ki bu kapanda süper güçleri olan ekip ‘powerpuff girls hattı’ değil, mühendis ekip de değil, kimse değil. Aslında insan formunda esrarını her daim yanında taşımayı ihmal etmeyen dumanlı Marty de değil. O kadar fazla teknik eleman var ki kahraman ilan edilecek kimse yok. İllaki birini söyleyeceksem ama ‘the director’ rolünde finalde göz kırpan Sigourney Weaver derim!

Gözüme fazlaca batan diğer bir hata(asansördeki Dana ve Marty’nin yüzlerindeki kan miktarı oranını değişiminden bahsetmiyorum) kulübedeki tek yönlü ayna olayı. Bir taraftan diğer tarafı görebilmek için iki loba giren ışık miktarlarının farklı olması gerekir ki -loş ışıktan aşırı parlak ışığa geçiş gibi- filmde iki odada görebildiğimiz kadarıyla aynı yoğunlukta ışık var ve bir taraf diğer tarafı görebiliyor?

Dana’nın ‘Günah Tohumu Carrie’ gibi kana bulanması ve sonradan taraf değiştirmesi, Waxwork (1988)’teki gibi yaratıkların hepsinin dünyamıza salınması, baby doll face katillerin tekrar patlama yapması, ‘Küp’ , ‘Pinhead’, Hadley’in sürekli bahsettiği ama bir türlü göremediği deniz yaratığı Kraken ve Black Lagoon’a selam çakan Merman, The Hills Have Eyes-Wrong Turn serisi karışımı ‘redneck zombi’ ailesi, dev yılan, ‘Shining İkizleri’, unicorn, Palyaço Pennywise, farklılaşmış kurtadamlar(underworld kurtadamları daha çok), ‘ballerina dentata'(gerçekten dişli bir balerin), jelimsi Blob(1958) yaratığı ve daha birçok canavarın bulunduğu kapan; birinci favori karakterim olan Hadley ile benzin pompacısı Mordecai’ın hoperlörlerle ilgili yaptığı çok eğlendiren bir diyaloğa da sahip! Filmin neredeyse tamamı keywords olan The Cabin In the Woods’un japonca resmi web sitesi çok daha başarılı. Diğer versiyon gereksiz minimallik içerisinde ki, filmimiz tam bir antiminimal. 2012 South by Amerika Southwest Film, İngiltere Dead by Dawn Horror Film ve Japonya’da da Old Town Taito International Comedy Film Festival’inde gösterilip, Kanada’da çekilen yapım için genel mekan Vancouver. Otuz milyon dolarlık bütçesinden çok daha fazlasını biçen The Cabin in the Woods, doksan beş dakika nasıl daha iyi kotarılabilirin cevabı aynı zamanda.

 Yağmur Özdemir (yagmurozdemir@iyikotufilm.com)

The-Cabin-in-the-Woods2

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...


  • nomercy33
    14 Kas 2013 00:04

    aa yine mi klasik teen slasher nidalarıyla başlayıp zevk kahkahalarıyla bitirdiğim bir film olmuştu. Lsd etkisinde yazılmış bir havası vardı filmin. 🙂

  • Muharrem
    16 Ara 2013 21:01

    Kesinlikle türe yenilik kattığı yadsınamaz. Hem türüne sadık hem de yenilikçi ve son derecede eğlenceli. Naçizane benim de filmle ilgili yazım; http://www.mumillica.net/2012/08/the-cabin-in-woods.html

  • Yorumunuz:


    Attack From Planet B Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korku Sitesi Once upon in a time in Western Öteki Sinema SİBB Sinematik Ters Ninja B-Film Blog


    yeni