iyiköfüfilm

7
Nis
2013

Tecavüz ve İntikam Filmleri

Kavram-Kuram-Fenomen kategorilerinde yayınlandı. 2 Yorum Var

rape_and_revange_movies

I Spit on Your Grave (Meir zarch, 1976) ve Baise-Moi (Virginie Despentes and Coralie trinh-Thi, 2000) gibi filmler etrafında gelişen ahlaki tartışmalar göz önüne alındığında, tecavüz- intikam filmlerinin genellikle gereksiz ve gerici olduğu yönünde bir sonuç çıkar. 1992 yılında akademisyen Carol J.Clover tarafından yazılan Men, Women and Chainsaw: Gender in the Modern Horror Film kitabında yazar tecavüz- intikam temalı filmlerin aslında cinsiyet kavramının beyazperdeye taşınması açısından benzersiz bir bakış açısı olduğunu belirtiyor. Carol Clover film araştırmaları üzerine çalışan bir profesör ve “final girl” kuramını da geliştiren kişi. Sanat Tarihçi Diane Wolfthal ise 1999 yılında yazdığı kitabı In Images of Rape: The ‘Heroic’ Tradition and Its Alternatives’de cinsel şiddet içerikli temsillerin sinemadan çok daha önce var olduğunu, tecavüz- intikam temalı filmleri daha yakından analiz ettiğimizde ise aslında tekil bir sınıflandırma içine hapsedilmemesi gerektiğini belirtir.

Tecavüz-intikam kategorisinin genişliğine rağmen, bu filmler ağırlıklı olarak mağdur/zalim, iyi/kötü, kadın/erkek, doğru/yanlış arasındaki mantıktan ziyade duyguya dayanan bir çatışmayı içerir. İntikam arzusunun temelinde çoğunlukla melodramatik bir duygu yatar. Tecavüz-intikam filmleri istismar filmlerinin bir alt türü olarak 70’li yıllar boyunca oldukça popülerdir. Hikaye ise genel olarak tecavüze uğrayanın tecavüzcüsünden aldığı intikam üzerine kurgulanmıştır ve ilerleyiş çoğunlukla şöyledir; ilk olarak tecavüz gerçekleşir, işkence yapılır ve kadın ölüme terk edilir. Sonrasında kadının hayatta kaldığını görürüz ve iyileşme süreci başlar. Nihayetinde ise tecavüzcüsünden intikam alır ve onu öldürür.  Bazı durumlarda bu son aşama değişiklik gösterebilir yani tecavüze uğrayanın intikamını ailesinden birisi ya da bir arkadaşı da alabilir.

i-spit-on-your-grave

İtalyan kült korku filmi yönetmeni Dario Argento’nun The Stendhal Syndrome (La Sindrome di Stendhal, 1996) filmi cinsel şiddeti ekrana taşıyan bir intikam-tecavüz filmi.  Stendhal Sendromu, bir sanat eseri karşısında kendinden geçme, bayılma, heyecana kapılma şeklinde kendini gösteren bir tür psikolojik durum. Ana karakter Asia Argento’nun canlandırdığı Anna Manni de bu rahatsızlıktan muzdariptir ve gerçekle temsili arasındaki farkı algılayamamasına sebep olan bu rahatsızlık, acımasız cinsel saldırıların intikamını alma arzusunu da hayli zorlaştırmaktadır. Dedektif olan Anna, bir seri katil olan Alfredo’yu yakalamak için Floransa’ya gider. Yaşadığı sendrom, Alfredo’nun işine yarar ve onu kaçırıp tecavüz eder fakat tecavüzcüsünün elinden kaçmayı başarır.

Tecavüz-intikam temalı filmler net bir tanımı işaret etse de, eleştirmenler tarafından filmlerle ilgili farklı okumalar da yapılır.  Clover için tecavüz-intikam tanımlanabilir bir korku alt türüdür. Fakat The New Avengers: Feminism, Femininity and the Rape-Revenge Cycle kitabının yazarı Jacinda Read için ise bu bir tür ya da alt tür değildir, bunu bir anlatı yapısı olarak görür. Gerçi her ikisinin de hem fikir olduğu şudur ki; tecavüz-intikam anlatısı birçok türün içine yerleştirilebilir. Read’in reddettiği ise bu anlatıyı sadece korku tabanlı bir içeriğin içine sıkıştırmamak gerektiğidir. Tür olarak tecavüz-intikam durumu bir tartışma konusu olmasına rağmen, güçlü bir anlatım aracı olarak tecavüz kavramı daha az tartışmalı olmuştur.

Akademisyen Sarah Projansky tecavüz-intikam kurgusunu iki ana model ile tanımlar. Bu filmlerde, intikam bazen karısı ya da kızı tecavüze uğramış bir adam tarafından alınır, bazen de tecavüze uğramış kadının kendisi tecavüzcüsünün peşine düşer. İlkinde kadınlar arka planda kalırken, erkeklik üzerine kurgulanmış bir şiddet içerir. Fakat ikinci modelde, yani kadının kendi intikamını aldığı filmlerde biraz da feminist bir yaklaşım görmek mümkündür. Kanunların kendisini koruyamayacağını ve intikamını alamayacağını düşünen kadın kendi elleriyle bu sorunu çözer.

last-house-72-01

Tecavüz-intikam filmleriyle ilgili bir diğer yanılsama da filmlerin sadece erkek izleyiciye hitap ettiği ve bu filmlerin genel olarak erkekler tarafından izlendiğidir. Bu konu hakkında feminist korku dergisi Ax Wound’da aslında bu tür filmlerin kadın izleyici kitlesi olduğu da belirtilmiş ve tecavüz-intikam filmlerinde kadına karşı bir şiddet tasvir edilse de sonunda kazananın kadınlar olduğu nadir filmlerden olduğu için feminist bir tarafı olduğu da savunuluyor.

Bu kadar tartışmaya sebep olmuş bu filmlerle ilgili bir diğer tartışma konusu da çok ciddi bir mesele olan tecavüzün ekranlarda temsili olarak gösterilmesinin olayın ciddiyetini azalttığı ve olayı başka yöne taşıdığı yönündedir.

Tecavüz-intikam filmlerinin etik ve estetik yapısı her bir filmde çeşitlilik gösterir. Shame (Steve Jodrell, 1988) gibi bazı filmlerde tecavüz görüntüleri gösterilmezken, bazılarında ise dayanılmaz derecede bu sahneler uzatılabiliyor. Dario Argento’nun yukarıda da bahsettiğimiz filmi The Stendhal Syndrome’da ise etik ve estetik değerlerin tecavüz- intikam konusuyla güzel bir şekilde harmanlandığını görüyoruz. Bazı filmlerde ise tecavüz sahnesi, izleyicide uyandırması gereken kötü hissiyatın aksine erotik bir şekilde de sunulabiliyor.

Tecavüz-intikam filmleri deyince ilk akla gelenlerden biri şüphesiz ki Wes Craven’in 1972 yapımı filmi Last House on the Left. Gösterildiği dönem de göz önüne alındığında oldukça tartışmalara sebep olan film, fazlasıyla sert tepkilerle karşılaşmıştı. Birçok ülke sinemasında örneğine rastladığımız tecavüz-intikam filmleri zaman zaman özellikle kadınların, muhafazakarların tepkilerini çekse de bazen de kadının yılmaması, bütün gücüyle intikam alması açısından kadın hakları savunucularının da beğenisini toplamayı başarıyor.

 Tolga Demirtaş (tolga@iyikotufilm.com)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...


  • Anarchyst
    9 Nis 2013 20:16

    Tecavüz-İntikam filmi denince akla ilk gelen en azından benim aklıma ilk gelen film ı spit on your grave’dir

  • wherearethevelvets
    12 Nis 2013 21:33

    Tolga’nın da bir yerde belirttiği gibi, aslında ana akım sinemaya da sızan bir tür bu. Mesela 2007 yapımı Jodie Foster’lı Brave One veya 1996 yapımı Sally Field’lı Eye for an Eye gibi. Hatta türün ilk örneklerinden diyebileceğimiz 1960 yapımı
    Jungfrukällan Oscar almıştır (Last House on the Left bundan esinlenilmiştir).
    İzleyici iki yönden tatmin ediliyor bu “Rape and Revenge” filmlerinde; önce tecavüze ortak ediliyor ve cinsel duyguları tatmin ediliyor. Fakat her muhafazakar film gibi izleyici sadece tatmin edildiğiyle bırakılmıyor, zira bunlar suçlu duygulardır. İkinci olarak da şiddet duyguları tatmin ediliyor ve izleyici gerçek tecavüzcülerin öldüğünü görerek “asıl” suçluların cezalandırıldığını düşünerek vicdanını temizliyor.
    Yalnız ben işin feminizmle yakından uzaktan alakalı olduğunu düşünmüyorum. Tecavüze uğrarken bir objeye indirgenen kadın, intikam alırken de (çünkü aslında izleyici için alıyor o intikamı) basit bir maşadan farklı değildir.
    Rape and Revenge filmlerinde rape demek ille de koitus gerektirmez. Cinsel içerikli ama tecavüz içermeyen saldırılar da olabilir. Ayrıca mağdur her zaman kadın olmak zorunda değildir, hemen 2000 yapımı Vulgar’ı hatırlayın.
    Ellerine sağlık Tolga…

  • Yorumunuz:


    Attack From Planet B Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korku Sitesi Once upon in a time in Western Öteki Sinema SİBB Sinematik Ters Ninja B-Film Blog