iyiköfüfilm

13
Ağu
2012

Sybil Danning Röportajı

Röportaj kategorilerinde yayınlandı. 3 Yorum Var

İpek Çakır : Röportaj teklifimizi kabul ettiğin için teşekkürler Ms.Danning. Bu bizim için bir onur. Hakkında “B filmlerinin kraliçesi” ve “seks sembolü” gibi tanımlamalar yapılıyor. Bunlar arasından en sevdiğin ve seni en iyi anlattığını düşündüğün hangisi?

Sybil Danning : Benimle bu röportajı gerçekleştirdiğin için teşekkürler İpek, bu benim için bir zevk. Siteniz çok güzel. ABD medyası, benim 80li yıllarda güçlü kadın rolleri için bir yol oluşturduğumu ve öncülük ettiğimi belirtti. O dönem kadınların güçlü rollerde oynaması için çok zor zamanlardı, bu nedenle basının hakkımda yazdıklarını yansıtıyorum ve buna saygı duyuyorum. 80li yıllar filmlerin genellikle ülkenin durumunu yansıttığı bir dönemdi. Reagan başkandı ve “Star Wars” gerçekten ve gerçek hayatta yaşanıyordu. Filmler bu maço atmosferi yansıtıyordu. RAMBO ve COMMANDO filmleri vardı, kadınların rolleri arka plandaydı ve nispeten daha az ilgi çekiciydi. 1979 yılında Hollywood’a geldiğimde bana ilk önemli rolümü veren Roger Corman gibi yapımcılara minnettarım. Mükemmel bir kült klasik olan c filminde “St.Exmin” karakterini oynadım. 6 erkekle birlikte iyi gezegeni kötü adamlardan kurtarmaya giden tek kadındım. Açık şekilde, Akira Kurosawa klasiği SEVEN SAMURAI filminin uzayda geçen remake versiyonuydu. BBTS bu sefer Blu-Ray olarak geçen yıl tekrar çıktı, ve dağıtımcı tarafından bu yeni gösterimi tanıtmak için dünyaca ünlü San Diego Comic Convention’a davet edildim. Başarılı olmaya devam ediyor ve şunu söylemekten mutluluk duyuyorum ki, film çekildikten sonra doğan yeni genç izleyiciler arasında da popülerlik kazanmaya devam ediyor. Bu film 80lerdeki patlayışımı sağladı ve ardından başka güçlü roller geldi. Rollerim birbirine göre daha az ya da daha çok da olsa seksi roller ve bu benim için sorun değil. Bir kadın aynı zamanda hem seksi hem güçlü olabilir ve ben ikisini de olmayı seviyorum. Bir seks sembolü çok olumlu bir şey ve çok farklı bir şey olan “seks objesi” olmakla karıştırılmamalı.

İpek Çakır : Filmlerindeki rollerine baktığımızda, gerçekten güçlü kadın figürlerini oynadığını görüyoruz. Bununla ilgili ve güçlü kadınların filmlerdeki ve gerçek hayattaki önemi hakkında ne düşünüyorsun?

Sybil Danning : Filmlerdeki bir boşluğu doldurdum ve bundan sonra ve günümüze kadar olmak üzere stüdyolar bunu 90larda yapmaya başladılar, şimdilerde ise çizgiroman adaptasyonları ile yapıyorlar ki bu bence iyi bir şey. Hep güçlü kadın rollerini oynamayı tercih ettim ve dünyada kadınlara karşı hala bu kadar haksızlık yapılıyorken, hayranlarımın yarısını oluşturan genç kadınlara güçlü bir rol model oluşturduğum için mutluyum. Bir restorana gittim ve kadın garson beni tanıyarak yanıma geldi. CHAINED HEAT adlı filmimi 5 kere izlediğini ve bu filmin ona kaybetmek üzere olduğu işiyle alakalı mücadele etmesi yönünde cesaret verdiğini mutlulukla ve gururla söyledi. Bu filmdeki “Erika” adlı karakterim önce hapishane sistemi içinde savaşıyor daha sonra da otoritelerle savaşarak özgürlüğünü elde ediyor. Bu gibi durumlarda, hayatlarında sorunlar yaşayan kadınların hakları için savaşmaları ve hayatlarında değişiklik yapmaları yönünde kendi yöntemimle onlara yardımcı olabildiğimi gördüğüm için büyük memnuniyet duyuyorum.

İpek Çakır : Geçmişe baktığınızda, oynadığınız karakterler içinde hangisini en çok sevdiniz ve neden?

Sybil Danning : “St.Exmin” yanında, kesinlikle “Erika” ve WARRIOR QUEEN filmindeki “Berenice” diyebilirim. Bu filmde eski Pompei’deki kadınların kölelikten kurtarılması için savaşıyordum. Ama açıkçası, şimdiye kadarki favori rolüm, MIVTSA JONATAN ( OPERATION THUNDERBOLT olarak da bilinir) filmindeki Alman Baader Meinhoff Grubu’nda yer alan özgürlük savaşçısı “Halima” karakteriydi. Bu film ile Oscar ödüllerinde “en iyi yabancı film” dalında adaylık almıştık. Bu benim için en zorlayıcı roldü çünkü bu karakter gerçekten yaşamış ve tarihe geçmiş biriydi. Bu olayla ilgili yapılmış olan 3 film için de gerçeklere dayanan tek film buydu. Yönetmen Menahem Golan hayatta kalanlarla röportajlar yapmıştı ve böylece kesin olarak gerçeklere dayanan bir film yaptık. Karakterimin koyu renkli gözlükler takmasına kadar bu böyleydi ki bunu da bu tarihi olayda rehin alınan kişiler onaylamıştı. Los Angeles Times da dahil olmak üzere, dünya basını Klaus Kinski ve benim yarattığım portrelerin etkileyici ve gerçekçi olduğunu yazmışlardı. Bu benim için kolay olmadı çünkü oynadığım karakter inandığı şey uğruna savaşmasının yanında sadist bir doğaya sahipti. Bu rolü fazla abartılı oynamak onu bir karikatüre dönüştürebilirdi, ve tam yansıtamamak da sıkıcılaştırabilirdi. Şunu söylemekten de gurur duyuyorum ki bu filmin finansmanı için gereken tüm parayı ben biriktirmiştim, bu Alman parasıydı, dağıtımını sağlamıştım ve arkadaşım Klaus Kinski’nin filmde oynamasını sağladım. Her zamanki gibi muhteşem bir oyunculuk sergilemişti.

İpek Çakır : Film çekimlerinden önce, dövüş sanatları ya da silah kullanımı ile ilgili özel eğitim aldınız mı?

Sybil Danning : Aslında hiç bir zaman tam olarak dövüş sanatları yapmadım. Sadece “Sybil Danning’s ADVENTURE VIDEO” adlı 26 video koleksiyonu için benzerlerini yaptım. Bu projede kostümler giydim, silahları adapte ettim ve çeşitli filmleri canlandırdım. HERCULES ve THE SEVEN MAGNIFICIENT GLADIATORS filmlerini çekmek için Roma’ya gitmeden önce Hollywood’da kılıç savaşını öğrendim. Daha sonra da sahnelerim için setteki dublörlerle egzersiz yaptım. Bu tür sahnelerimin çoğunu kendim oynadım ve her filmden önce dublörlerle çalışarak ve egzersiz yaparak öğrendim. Filmlerde gerçek bir kılıç savaşçısı ya da dövüş sanatçısı olmanız gerekmiyor. Aksine, sanatı sadece film çekimi için öğreniyorsunuz, bu da gerçeğini yapmaktan çok farklı. Silahları her zaman sevmişimdir ve Arthur Cassell’in sahibi olduğu Beverly Hills Gun Club’a üyeydim ama maalesef burası artık yok. Aynı zamanda çöle gidip hedefleri vurmayı da severdim ve burda 357’nin bir kickback özelliğini öğrendim. Avusturya’daki (burda büyüdüm ve yetiştirildim) avcılığı seven bir aileden gelmeme rağmen ki onlar büyük ve küçük hayvanları avlarlardı. Benim hiç bir zaman hayvanları avlamaya karşı bir ilgim olmadı. 357 Magnum’un çok güçlü bir kickback özelliğini öğrendiğimde ve sevdiğimde bir çöldeydim. Bu filmlerde boşlukları vurduğunuzda tecrübe etmediğiniz bir şey ama gerçekten de güzel bir his.

İpek Çakır : Bizimle film setlerinde yaşadığın özel ve önemli bir anını paylaşır mısın?

Sybil Danning : Aklıma ilk gelen BLUEBEARD setinde Richard Burton ile yaşadığım bir anı çünkü onun işlerini hep takdir etmişimdir ve ona karşı ilgim vardı. Budapeşte, Macaristan’da stüdyoda geçiyor. Daha hiçbir sahnemi çekmemiştim ve yapımcı beni Richard ile tanışmam için sete çağırdı. Kitabını okumuştum, onunla ve hayatıyla ilgili her şeyi takip etmiştim ve onunla ilk defa görüşeceğim için heyecanlıydım. Bu tür buluşmalarda çekingen ya da huzursuz asla olmam, ama bu sefer farklıydı. Richard bir sahnesini bitirdi ve bütün o Bluebeard görüntüsü içinde bana doğru geldi. El sıkıştık ve o güzel derin sesiyle şöyle dedi : “Ah seni öldürmeliyim.” Ona söylemek istediğim çok şey vardı ama ağzımdan çıkan tek şey şu oldu : “evet hepimiz bir gün ölmek zorundayız.” Cevabımın garip olduğunu düşündüm ve sonradan farkettim ki o an için uygunsuz bir cümleydi. Richard’ın abisi yakın bir zamanda ölmüştü ve çok yakın olduklarından dolayı bu durum onun için çok acı vericiydi. Bunu daha sonra karavanında votka içerken ve ilginç, akıllıca bir sohbet ettiğimizde öğrendim. Onun hakkında doğum yerinin, Pontrhydyfen, Galler, telaffuzu da dahil olmak üzere bu kadar çok şey biliyor oluşum onu çok etkilemişti. Şüphesiz ki tüm zamanların en iyi aktörlerinden biriydi ve aynı derecede ilginç ve çekici bir adamdı.

İpek Çakır : Geçmişi ve günümüzü karşılaştırdığında, sence sinema endüstrisinde neler daha iyi ve neler daha kötü oldu?

Sybil Danning : Mükemmel soru. Maalesef bence zaman geçtikçe sinema endüstrimiz kötüleşti. Şu hale geldi, sadece alt sınırdaki dolarların önemli olduğu bir fabrikaya benzeyen bir endüstri. Bu bir iş, ve beni yanlış anlamayın, bence ortaya çıkan ürün para kazandırmalı. “Show business” olarak adlandırılıyor ve günümüzde ABD için geriye kalan birkaç karlı ihracattan biri olan bu işin korunması adına, şovun devam edebilmesi adına çalışılmalı. Maalesef stüdyoların daha da yüksek bütçeli filmler yapması daha da az sayıda film çekilmesine, daha az sayıda film yaratıcısının film çekme şansı yakalamasına ve daha az sayıda oyuncunun/yıldızın çalışma fırsatı bulmasına neden oldu. Geçmişin Hollywood’unda çalışmaya devam etmek isterdim. O zamanlar oyuncular stüdyolarla sözleşme yaparak çalışırlardı ve stüdyo şefleri ile yapımcılar birlikte çalışarak oyuncuları yıldız yapacak filmler ve roller yaratırlardı. Günümüzde stüdyolar avukatların ve şirketlerin kontrolü altındalar. Aklıma pek fazla bilinmeyen ama en güzel stüdyo olan Culver Studios geliyor. Burda Orson Welles ve Alfred Hitchcock favorilerimden biri de dahil olmak üzere büyüleyici işler çıkardılar, David O Selznick ve klasikleri, GONE WITH THE WIND ve favori filmim, DUEL IN THE SUN. Yine de iyimserim çünkü dijital çağımız film yaratıcılarına daha az bütçelerle yaratıcı olma şansını tanıyor. Stüdyolar için bile para biriktirmek her zamankinden daha zor oldu. Klasikler yapmak zor, ama tür filmleri yapılıyor ve dağıtılıyor. Önemli olan şey türü ne olursa olsun izleyicilerin görmek isteyeceği iyi bir film yapmak çünkü para kazandırmalı..bu olmazsa şov devam etmiyor.

İpek Çakır : Bağımsız filmler ve ana akım filmleri arasındaki farklar konusundaki fikrini sormak istiyorum. Avantajları ve dezavantajları hakkında neler düşünüyorsun?

Sybil Danning : Bir önceki soruda buna biraz değindim. Her zaman şöyle hissettim, ana akım filmler/stüdyo filmleri ya da “A” filmler olarak adlandırılan filmler yüksek bütçelerin ve gösterişli dolarların sonucu. Bağımsız filmler ya da “B” filmler diye adlandırılanlar ise düşük bütçelerin ve küçük dolarların sonucu. Bence stüdyolar bütçeleri gerektiğinden fazla yukarı çekiyor, daha az sayıda film yapma durumuna karşılık büyük riskler alıyorlar, bence bu sağlıklı değil. Genelde stüdyoların bu yıl dağıtımını yaptıklarının yarısı geçen yıl çekilmiş şeyler oluyor. Bunun yanında stüdyolar kendi imtiyazlarındaki filmler olmadığı sürece, daha az sayıda filmin finansmanını sağlıyorlar ve filmleri çekmek için yapımcıların stüdyolara giderken projelerinin finansmanını da yanlarında getirmelerini istiyorlar. Stüdyoların nasıl çalıştığı konusunda çok şey öğrendim ve bu konuda 3 yıllık bir tecrübem var. CEO Sherry Lansing ile olmak üzere ve Billy Wilder Building‘de Tom Cruise ofisinin yanında bulunan 7 ofis dahil olmak üzere, Paramount Studios ile 3 yıllık bir prodüksiyon anlaşması yapmıştım. Daha sonraları Sunset Gower Studios (önceki adı Columbia Studios)da ofislerim oldu. Avrupa’dan gelen biri olarak, çok sayıda bağımsız filmde çalıştım ve o tür film çekimlerindeki aile hissine benzeyen dostluğu çok sevdim. Tam olarak rahat değildiniz, tehlikeli durumlar oluyordu, donuyordunuz ya da berbat bir şekilde terliyordunuz ve çoğu şey doğaçlama yapılıyordu ama bunları kabul ediyordunuz çünkü her şey filmi yapabilmek adınaydı. Biraz farklı da olsa Hollywood’da da bağımsız filmler yaptım, burda şartlar Avrupa’dakine göre daha iyiydi, ama dostluk yönünden değişen bir şey yoktu. Herkes birlik halindeydi ve filmin yapılmasına yardımcı oluyordu. Avrupa’da ve daha sonra Hollywood’da büyük stüdyo filmleri yapmaya başladım. Küçük bir filmdeki samimiyet ortamı bu tür filmlerde yoktu ama sonuç olarak stüdyo filmlerinde bile bir aile hissiyatı ortaya çıkıyordu. Her ikisinde de, her zaman filmleri üzgün bitirdim, çalıştığım ve alıştığım aynı insanları göremeyeceğim için. Doğal olarak, kendi karavanınıza sahip olmak, giyim ve makyaj sanatçıları, kostüm tasarımcıları ve giydiriciler, en iyi dublörler vb. unsurlar sadece büyük bütçeli filmlerde sahip olabileceğiniz bir lüks. Sonuçta önemli olan şey ortaya çıkan yapım ve iyi bir filmde yer almış olmak. Büyük bir filmde, dağıtımın iyi yapılması şansına sahipsiniz bu da dünya çapında daha fazla kişinin filmi görmesi anlamına geliyor. Bu durum daha düşük bütçeli filmler için her zaman geçerli değil. Her iki türde filmleri de yapmayı seviyorum ve iyi oldukları sürece, hayranlar da izlemek istediği sürece ikisi de dünya çapında pazara sahip.

İpek Çakır : Son yıllarda, bir Tarantino ve Rodriguez ortaklığı olan Grindhouse filminde yer aldın. Bu tecrübe senin için nasıldı? Bize bununla ilgili daha fazla bilgi verir misin?

Sybil Danning : Quentin Tarantino ile Jackie Brown filminin galasında tanıştım. Pam Grier ve ben uzun yıllardır arkadaşız ve onu bu filmde görmekten dolayı çok mutlu oldum. Her zamanki gibi muhteşemdi. GRINDHOUSE filminin galasına kadar aslında Robert Rodriguez ile tanışmamıştım. Sevdiğim bir oyuncu arkadaşım Ken Foree aracılığıyla Rob Zombie‘ye onunla çalışmak istediğimi ilettim. Bir hafta sonra ofisi beni aradı ve yola çıktım. Sadece rolün konuşulduğu sıradan bir buluşma değildi. Ofislerimin olduğu Gower Studios’a gittim ve şimdi Rob’un da orda ofisi var. Gittiğimde Rob beni giyinme odasında kostüm tasarımcısıyla birlikte bekliyordu ve bunu görünce kendimi çok iyi ve evimde gibi hissettim. Bana eşi Sherry Moon ile birlikte WEREWOLF WOMEN OF THE SS fragmanı için “Krupp Sisters” gibi benzer görünmemizi istediğini söyledi. Hepsi bu kadardı, tanışmak, konuşmak, tartışmak gibi normal süreçleri böylece geçmiştim ve kostüm seçimi aşamasına gelmiştim bile. Şunu söylemeliyim ki, izin verdiğiniz takdirde size çok genç, çok yaşlı, çok uzun, çok kısa olduğunuzu söyleyebilen ve katledilmek üzere seçilenler gibi davranan bir endüstride, böyle bir karşılama görmek hoştu. Rob ne oynayacağıma karar verdi ve hiç soru sormadı. Ne istediğini tam olarak biliyordu ve onun istediği her şeyi oynardım çünkü onu gerçekten takdir ediyorum, muhteşem bir film yaratıcısı özellikle yönetmen olduğundan dolayı da saygı duyuyorum. Çok iyi bir yönetmen olarak size ne yapmanız gerektiğini söylemiyor, bir rol için seçilmişseniz bunun gereğini yapmanızı bekliyor ve ancak tamamen onaylamadığı şekilde olduysa ya da görüş alanına giremediyseniz sizi düzeltiyor. Potansiyel bir uzun metrajlı film için bana göstermiş olduğu birçok harika film materyali çekti ve biliyorum ki bu yakında bir film olacak. Hollywood’un kuzeyinde çekim yaptık, Hollywood’dan yapay kar getirildi, ışıklandırma ve tepelere karşı düşen kar ile birlikte her şey güzel göründü, askerlerin yürüyüşü de dahil olmak üzere herşeyiyle 40lı yıllardan bir film gibi oldu. Fragmanından sonra kendisi de çok başarılı olan MACHETE filminden sonra, biliyorum ki sırada WEREWOLF WOMEN OF THE SS var ve bunun için heyecanla bekliyorum.

İpek Çakır : Hangi aktörler, aktrisler ve yönetmenler favorilerin?

Sybil Danning : Benim için favorileri belirtmek zor. Şimdiye kadar çalıştığım nerdeyse herkesle çalışmaktan çeşitli nedenlerden dolayı son derece memnun kaldım. Çalışmak istediğim kişileri söyleyebilirim. Leonardo diCaprio ve RusselL Crowe ile çalışmayı isterim. Çok takdir ettiğim ve kesinlikle çalışmak istediğim yönetmen Martin Scorsese. Her filmini yaparken tutkuyla çalışması onunla ilgili en çok takdir ettiğim şey. Bu işin içindeki en iyi İtalyan film yaratıcılarından birisi ve umarım bir gün onunla çalışırım. Kadın yönetmenlerden beğendiğim ve çalışmak istediklerim ise çok iyi yazılmış ve yönetilmiş olan IN THE LAND OF BLOOD AND HONEY adlı filmi yöneten Angelina Jolie ve THE NIGHT PORTER adlı başyapıtı yöneten Liliana Cavani.

İpek Çakır : Bize yeni projelerinden ve ayrıntılarından bahseder misin?

Sybil Danning : Çok fazla şey söylemek istemiyorum ama sana kesinleşen ve öncelikli projem RUGER hakkında ayrıntıları anlatmak istiyorum. Bu karakter/ismin haklarına sahibim. L.A BOUNTY filmimde yer alıyordu ve bu filmim sadece DVD olarak satıldı ve dünya çapında TVde gösterildi ama Rusya’da dahil olmak üzere her bölgede gösterildi ve çok başarılı oldu. Video oyunu ve çizgi roman adaptasyonu yapımı devam ediyor aynı zamanda benim yazdığım bir senaryoya dayanarak filmi de yapılacak. Çok heyecanlıyım çünkü Avusturya’dan Almanya’ya Çin’e kadar her yerden büyük ilgi görüyor. Prodüksiyon partnerim aynı zamanda sevdiğim bir arkadaşım olan ve oyun ve çizgiroman sektöründe teknoloji gurusu olan Las Vegaslı Les Thomas. Kendisi yakın zaman önce Cloud Computing Journal tarafından “key analisti ve global oyun endüstrisi yapımcısı” olarak tanımlandı ve International Consumer Electronics Show 2012ye katıldı. Burda RUGER ile tüm dünyadan büyük ilgi gördü. Bu projeyi takip etmek ve bunları söylediğim sırada devam eden güncellemeleri görmek için lütfen www.sybildanningsruger.com adresini ziyaret edin.

Bir başka proje için ise Bill Chartoff ile görüşme halindeyim. Kendisi ROCKY, RAGING BULL, THE RIGHT STUFF ve Jason Statham‘ın da yer aldığı THE MECHANIC gibi filmlerin yapımcısı. Birlikte SOLIDARITY adlı bir filmin yapımını üstlenmeyi düşünüyoruz. Bu, FROM HERE TO ETERNITY filmiyle “en iyi senaryo” dalında Akademi Ödülü almış olan Daniel Taradash tarafından yazılmış bir politik aşk hikayesi. Avrupa’daki demokrasi yanlısı birliğin lideri olan, Nobel Barış ödüllü ve 7 çocuk babası LECH WALESA ile ilgili bir hikaye. Onunla birlikte savaşan ve mahkum edilen “Anna” karakterini oynayacağım.

Bunların yanında bittiği zaman yayınlanacak resimli kitabımı yazıyorum. Onla paralel olarak da sonuna karar verdiğimde bitecek anı kitabı yazıyorum. Şunu söylemekten gurur duyuyorum ki baş editörüm aynı zamanda sevdiğim bir arkadaşım olan yazar Marshall Terrill. “Elvis Presley : Still Taking Care of Business” kitabını yazdı ve bugünlerde FAME AND FORTUNE adlı filmin yapımcılığını üstleniyor. Aynı zamanda “Steve McQueen : The Life and Legend of a Hollywood Icon” kitabını yazdı bu kitap da beyazperdeye uyarlanacak. Şu sıralar BOURNE LEGACY ile adından söz ettiren Jeremy Renner bu filmde yapımcı ve oyuncu olarak yer alacak.

Son olarak Paris, Fransa’dan muhteşem Dzmitri Samal‘ın pikselli el yapımı tasarımcı gözlüklerinin temsilciliğini yapıyorum. İnternet adresi www.samaldesign.com

İpek Çakır : Bugünlerde çalışmadığın zamanlarda, vaktini nasıl değerlendirmekten hoşlanıyorsun?

Sybil Danning : Maalesef son yıllarda kime zaman tekrarlayan bir aile trajedisiyle karşı karşıya kaldım ve bu nedenle zamanımı bu acıyı ve rahatsızlığı azaltmak için elimden geleni yaparak geçiriyorum. Bazen tek yapabildiğim sevgi ve huzur sağlamaya çalışmak olsa da. Bence hepimizin hayatta olmasının bir nedeni var yaşadığımız her şey bunun bir parçası. Bu yüzden ne zaman sevdiğim kişilerin yardıma ihtiyacı olsa, ailem başta olmak üzere, bir şeyler yapabildiğim için minnettarım.

Daha önce de belirttiğim gibi silahla ilgilenmeyi seviyorum. Ata binmeyi ve kayak yapmayı da seviyordum ama artık yapamıyorum çünkü film çekimleri nedeniyle 2 diskimle ilgili sorun yaşadım ve doku yırtılması oldu. Ek olarak da bir rolüm için spor salonunda çalışırken de yaralandım. Senaryo yazmayı seviyorum ama çok az zaman bulabiliyorum. Kurukalem, mürekkep ve renkli kalem ile resim yapardım ve sulu boya ile yağlı boyayla da yapabilmek için zaman bulmayı umardım. Genelde çiçekler ve kadın portreleri yapardım ama nü kadın resimleri yapmayı da isterim. Yazmak istediğim senaryolar ve kitaplar için fikirlerim var. Zaman önemlidir ve önceliklerimizi bilmeliyiz. Şu anda zamanım zor durumda olan ve sevdiğim birine ait ve önceliğimi bu oluşturuyor. Hayat felsefem, “Asla hiçbir şey için geç değildir.”

İpek Çakır : Sinemada gerçekten tecrübelisin. Sinema endüstrisine yeni girmiş olanlara nasıl tavsiyelerde bulunmak istersin?

Sybil Danning : Günümüzde sinema endüstrisine girmek çok daha zorlaştı, aslında bu hiçbir zaman kolay değildi, Hollywood’a geldiğimde bile. Kişinin kendisine sorması gereken en önemli ve birinci soru : Gerçekten yapmak istediğim şey bu mu ve böylesi son derece zorlu bir görev için kendimi adamaya hazır mıyım?” Kişinin kendine sorması gereken ikinci en önemli soru ise “sürekli olarak eleştiri/kabullenilmemek durumlarıyla karşılaştığım halde devam edebilecek miyim?” Şu bilinir ki Hollywood’da Los Angeles’ın en güzel erkek ve kadın garsonları vardır. Çünkü ABD’nin her yerinden güzel genç erkekler ve kızlar buraya gelerek yıldız oyuncu olma ve başarılı olma hayallerini gerçekleştirmek isterler ama daha ileriye gidemezler. Hollywood’a geldiğimde, bana şöyle sordular : “5000 tane işsiz oyuncu varken niye burda başarılı olacağını düşünüyorsun?” Ben de şöyle dedim. “Tamam o zaman ben de başarılı olurum.” Günümüzde işsiz olan bu kadar oyuncu varken, film stüdyoları daha az iş üretiyorken, ajanslar yeni oyuncuları değerlendirmek için yeterli proje almadıklarından yeni oyuncu almıyorken hatta bazılarını bırakıyorken, ve bağımsızlar düşük bütçeli projelerinde yer alacak ve finansmanını sağlayacak sabit aktörler arıyorken kariyer yapmak her zamankinden daha da zor. Bu şartlara rağmen bu ortamda başarılı olmak isteyen birileri varsa, sadece 2 şey söyleyebilirim : 1. Bu işe diğer her şeyden daha fazla kendinizi adadığınızdan emin olun ve başarılı olma yolunda tekrar ve tekrar kabul edilmemeyi göze alın 2. Çabalarınızı destekleyici yedek bir planınız olsun çünkü önünüzde çok zorlu bir yol var. Gördüğünüz her rol için, bu rol için kabul edilmemiş birkaç kişi mutlaka vardır. Bütün bunlara katlanacak güçlülükte ve iyi performans sergileyecek hassaslıkta olmanız gerekiyor. Birilerinin hevesini kıracak en son kişiyim ama gerçekten bu iş için yaratılmış olmanıza emin olmanız gerek. Eğer böyle olduğunu düşünüyorsunuz tabi ki de bu iş için çalışmaya devam edin.

İpek Çakır : Son sorum, Türkiye’deki hayranlarına ve okuyucularımıza neler demek istersin?

Sybil Danning : Öncelikle Türkiye’yi ve önde gelen Türk yönetmen Nuri Bilge Ceylan‘ı 2012 Cannes Film Festivali’nde “Bir Zamanlar Anadolu’da” filmiyle Carrosse d’Or Ödülü’ni aldığı için tebrik etmek istiyorum. Filmi izlemedim ama bu ödülün her yıl bir dünya yönetmenine işinin cesaretli ve bağımsız fikirli olması nedeniyle verildiğini biliyorum. Önceki kazananlar arasında Clint Eastwood ve David Cronenberg yer aldığından bu çok prestijli bir ödül. Türkiye ve Nuri Bilge Ceylan adına bu ödülü aldıkları için çok mutluyum. Projesi hakkında bilgi sahibi olduğum takdirde, onunla çalışmak isterim ve umarım bunu yapmak için bir proje ve fırsat buluruz.
En iyi arkadaşım ve Hollywood’da müzik sektöründe çok prestijli bir avukat olan kocası beni Türkiye sahillerinde tatildelerken aramışlardı ve iki İstanbullu genç adamla (arkadaşlarıyla) telefonda konuştuk. Büyük hayranlarımdı ve benimle gerçekten konuştuklarına inanamadılar. Büyük hayranım olduklarını söylemelerinin yanında imzalı fotoğraflarımı da istediler ve Türkiye’de çok hayranım olduğunu söylediler. Bunu duymaktan büyük mutluluk duydum ve söz vermiş olduğum gibi onlara fotoğraflarımı gönderdim. Bu bende Türkiye’yi görme isteği yarattı ve umarım yakın zamanda bunu yaparım. Bu arada bana bu kadar yıldır sadık kaldıkları için Türkiye’deki hayranlarıma teşekkür ediyorum ve güzel ülkenizi yakında görmeyi umuyorum.

Bu adreslerden beni takip edin
www.twitter.com/sybildanning
www.facebook.com/sybildanning
www.sybildanning.net

Röportaj :İpek Çakır

Sybil Danning Interview

İpek Çakır : Thanks for accepting our interview Ms. Danning. It’s a real honor for us. You’ve got titles given to you like “queen of the B movies” and “sex symbol“. Which one do you like the best and you think that describes you the best?

Sybil Danning : Thank you for having me Ipek, it’s my pleasure. Your website is very beautiful. The media in the US declared I paved and pioneered the way of the strong female roles in the 80’s at a very difficult time for women to play strong roles and so I reflect what the press gathered and very much respect that. The 80’s were a time that as often, the movies reflected the mood of the country. Reagan was President and it was a “Star Wars” era for real, and for reel. Movies reflected this macho mood. There were RAMBO and COMMANDO movies, and women’s roles took a back seat and were less interesting. I’m thankful for producers like Roger Corman who Gave me my first major role upon my arriving in Hollywood 1979. I played “St. Exmin” in the wonderful, cult classic Sci-Fi movie, BATTLE BEYOND THE STARS, the only woman who goes along with 6 men to save the good planet from the bad guys. Obviously, it was a kind of remake of Akira Kurosawa’s classic SEVEN SAMURAI in outer space which. BBTS just came out again last year, this time on Blu-Ray and I was invited by the distributor to promote the new release at the world renowned San Diego ComicConvention. It continues to have a very successful life and I’m happy to say, popularity with continuous new young audiences born after the movie was even made. This movie catapulted me into the 80’s with further strong roles that followed. My roles were and are more or less always sexy too which is ok. A woman can be strong and sexy and I like being both. A sex symbol is something very positive and should not be mistaken with “sex object” which is totally different.

İpek Çakır : Looking at your roles in the movies, we see that you’ve acted really strong female figures. How do you feel about this and about the importance of strong women in movies and in the real life?

Sybil Danning : I filled a niche in movies that later and to date the studios started making in the 90’s and are now making with all the Graphic Novels adaptations and that’s a good thing. I’ve always preferred playing strong female roles and with still much unjust in the world for women, am happy to be a strong role model for young women who make up 50% of my fans. I went to a restaurant where the waitress did a double take in recognizing who I was. She told me with happiness and pride that it was my movie CHAINED HEAT she saw 5 times that gave her the courage to fight for her job she was about to lose. It was my character “Erika” in that movie who after fighting within the jail system, ended fighting
against the authorities that gave her freedom. It is situations like that, that gives me great satisfaction in knowing I, in my own little way can help women struggling in their everyday lives, fight for their rights to help them make a difference in their lives.

İpek Çakır : When you look back, which characters you acted did you like the most and why?

Sybil Danning : Beside “St Exmin”, it definitely was roles like “Erika” or “Berenice” in WARRIOR QUEEN where I fought in ancient Pompeii to free females from slavery I loved most. But honestly, my favorite role of all thus far, was that of the freedom fighter, “Halima” of the German Baader Meinhoff Group in MIVTSA JONATAN, aka OPERATION THUNDERBOLT for which we received an Oscar Best Foreign Film Nomination. This was the most challenging role for me because she was a character that in the true sense of the word, went down in history. This was the only of 3 movies made on the true event that was based on true facts. Menahem Golan the director interviewed survivors and so we made a movie based on precise true facts, down to my character wearing dark glasses which the hostages confirmed she wore. The worldwide press, including the Los Angeles Times quoted Klaus Kinski and my portrayal was mesmerizing and true. This was not easy as my character was not only fighting for what she believed in but was also sadistic in nature. To overplay this role would have made her a caricature and to underplay her, boring. It is
also my pride in that I raised all the financing, which was German money, got the distribution and my friend Klaus kinski for the male role in which he was, as always, brilliant.

İpek Çakır : Before the making of the movies, did you get special training about martial arts or using guns?

Sybil Danning : I never really did martial arts, I only did the rap-a rounds for my 26 Video Collection titled “Sybil Danning’s ADVENTURE VIDEO” wherein I wore the costumes, adapted the weapons and took on the stance of the various movies. I learned to sword fight in Hollywood before going to Rome to shoot HERCULES and THE SEVEN MAGNIFICENT GLADIATORS and then practiced with the stuntmen on the movie, my scenes. I did do most all of my own stunts and learned and practiced before each movie with the stuntmen.
In movies you don’t have to be a professional martial arts man or swordsman. On the contrary, you learn the art for the camera only, which is quite different from the real art. I’ve always loved guns and belonged to the Beverly Hills Gun Club owned by Arthur Cassell, which unfortunately no longer exists. I also loved going into the desert to shoot at targets where I learned a powerful kickback of the 357. Though I come from a hunting family in Austria (where I was born and raised) that hunted all kinds of small and large game, I personally never had any interest in shooting animals. It was in the desert where I discovered the very strong kick-back of the .357 Magnum and loved it. This is something you don’t experience when shooting blanks on a movie set but gives you a good feel for what’s real.

İpek Çakır : Can you share with us a special and significant memory that you lived in the movie sets?

Sybil Danning : Because I was always a huge admirer of his work and had a crush on him, it was on the set of BLUEBEARD with Richard Burton that comes to mind first. It was at the studio in Budapest, Hungary. I had not shot anything yet and the producer invited me to the set to meet Richard. I had read his book, followed everything about him and his life and was excited about meeting him the first time. Never to be bashful or anxious about such a meeting, this time would prove different. Richard finished a scene and came towards me in all his grand Bluebeard look, we were introduced. He extended his hand, shook mine and in his beautiful deep voice he said “Ah, I must kill you.” There was so much I wanted to say to him but the only thing that came from my mouth was “yes, we all have to die sometime.” I thought my answer strange and in hindsight feel it was not appropriate. Richard’s eldest brother had just died and he was suffering as they were very close as I found out later when we shared Vodka and much interesting and intelligent conversation in his trailer. He was impressed I knew so much about him including pronouncing the name of his birth town, Pontrhydyfen in Wales correctly. He was undoubtedly one of the greatest actors ever and equally an interesting and enticing man.

İpek Çakır : When you compare the past and our times, what do you think got better or got worse in the
cinema industry?

Sybil Danning : Excellent question. Unfortunately I think as time passed our movie industry has worsened. It has become exactly that, an industry resembling more a factory where only the bottom line dollar counts. It is a business, and don’t get me wrong, I believe the end product must make money. It is called “Show business” and so the business must work for the show to go on to preserve what is definitely today for the US one of the few profitable exports. Unfortunately the studios making ever higher budgeted movies has resulted in much fewer movies being made, less movie makers having the opportunity to make them and less stars/actors, given the opportunity to work. I would have loved working in the Hollywood of yesteryear when actors were under contract to the studios and studio heads worked with producers to create movies and roles therein for actors to become stars.
Today, the studios are controlled by attorneys and corporations. To mind comes the lesser known but most beautiful studio Culver Studios where Orson Welles and Alfred Hitchcock made their magic including one of my all time favorites, David O Selznick and his classics, GONE WITH THE WIND and my favorite movie, DUEL IN THE SUN. I am however optimistic because our digital age again gives moviemakers the opportunity to be creative with lower budget movies. It has become more difficult than ever, even for the studios, to raise financing for movies. Hard to make are classics, but genre movies are being produced and distributed. Important is to make a good movie the audience will want to see no matter what the genre is because again, it must make money…or the show does not go on.

İpek Çakır : I’d like to ask your opinion about the difference between independent and mainstream movies? What do you think about the advantages and disadvantages?

Sybil Danning : I kind of touched on that above in your last question. I’ve always felt that mainstream movies/studio movies or the so called “A” movies are a matter of high budgets
and the almighty $. Independent movies or the so called “B” movies are a matter of low budgets and little $. I think the studios are taking the budgets way over the top, taking huge risks at the expense of doing much fewer movies which is not healthy. In most cases studios are distributing 50% this year of what they did last year. Studios are also financing less movies unless they are their own “tent pole” franchises and expecting producers to bring financing with their projects to the studios in order to get them made. I learned a lot about how the studios work and had 3 years of experience close-up. I had a 3 year production deal at the Paramount Studios under CEO, Sherry Lansing with 7 offices in the “Billy Wilder Building” next to Tom Cruise. Thereafter I had offices in the Sunset Gower Studios (former Columbia Studios.) Coming from Europe, I worked on many independent movies and enjoyed the camaraderie of that kind of family movie making. You had no particular comfort, things got dangerous, you froze or sweat terribly and much was improvised but you accepted that because you were into the movie for the movie’s sake. To a different degree I also made independent movies in Hollywood that were quite a bit above the European movie making level, nonetheless the camaraderie was the same. Everyone held together and helped get the movie made. I started doing big studio movies in Europe and then Hollywood. The closeness of a small movie was not there but you do end up with a sort of family feeling, even on the studio movies. On both, I always ended the movies sadly, knowing I would not see the same people I worked with and grew fond of. Naturally the comfort of having your own trailer, dressing and make-up artists, costume designers and dressers, top stunt people, etc is a luxury you only have on big budget movies. In the end it boils down to the product and if you were a part of a good movie. With a big movie you have the chance of good distribution, meaning more people worldwide will see it which is not always the case with lower budget movies. I like making both types of movies and as long as they are good – and fans want to see them, there is a market worldwide for both.

İpek Çakır : In recent years, you took part in a Tarantino and Rodriguez collaboration “Grindhouse”. How was that experience for you? Could you tell us more about it?

Sybil Danning : I met Quentin Tarantino at the Premiere of Jackie Brown. Pam Grier and I have been friends for many years and I was happy to see her in that movie. She was fantastic as always. I actually never met Robert Rodriquez until the premiere of GRINDHOUSE. Through a dear actor friend Ken Foree, I let Rob Zombie know I would like to work with him. A week later his office called and I was on my way. It was not a meeting as usual, talking about the role or anything. I got to the Gower studios where I had my offices and now Rob had his. I felt at home and very good going to this studio to find Rob already waiting for me in the dressing room with the costume designer. He told me he wanted his wife Sherry Moon and me to look alike as the “Krupp Sisters” in the faux trailer for
WEREWOLF WOMEN OF THE SS. That’s it, I was already at the costuming stage and passed up the normal stages of meeting, talking, discussing which role, etc. None of that and I must say, it was very welcoming in an industry that if you let it, will treat you like cattle to the slaughter, you’re to young-to old -to skinny-to tall-to short, etc. Rob had decided what I should play and asked no questions! He knew exactly what he wanted and I would have played anything he wanted because I truly admire and respect him as a fantastic filmmaker and in particular, director. As fantastic director he does not tell you what to do, once you are chosen for a role he expects you to deliver and will only correct you unless he absolutely disapproves and you’re not on his wave length of his vision. He shot a lot of wonderful film material for a potential full length movie he showed me and I know it will become a movie soon. We shot north of Hollywood in the desert, fake snow was brought in from Hollywood, everything looked beautiful with master lighting and against the barren hills of the desert with snow falling, soldiers marching and all it looked like a movie of the 40’s. After MACHETE a very successful movie after the faux trailer, I know WWOTSS is next and I look forward to it.

İpek Çakır : Which actors,actresses and directors are your favorite ones?

Sybil Danning : It’s hard for me to point out favorites. I’ve very much enjoyed working with almost everyone I worked with for one reason or other. I can say who I would love to work with. I would love to work with Leonardo DiCaprio and Russell Crowe. The director I very much admire and would absolutely love to work with is Martin Scorsese. His passion is what I most admire in every movie he’s made. He’s one of the last great Italian movie makers in the business and I hope someday I can work with him. As Female director I admire and would love to work with is Angelina Jolie for her superb written and directed movie IN THE LAND OF BLOOD AND HONEY and Liliana Cavani for her masterpiece THE NIGHT PORTER.

İpek Çakır : Could you tell us more about your upcoming projects and details of them?

Sybil Danning : I don’t want to say too much but I will tell you about my absolute priority project which is RUGER™. I own this character/name from the movie L.A. Bounty which was a very successful movie only sold on DVD and TV worldwide but sold in every territory including Russia, etc. I currently have a Video Game and Graphic Novel in Development as well as a movie all based on a screenplay I’ve written. I’m very excited because there is interest from all areas worldwide from Austria, Germany to China. My dear friend, producing partner and tech Guru in the Game & Graphic Novel business out of Las Vegas, Les Thomas, was recently called a “key analyst and producer in the global gaming industry” by Cloud Computing Journal and attended the International Consumer Electronics Show 2012, wherein he got much interest for RUGER worldwide. Please go to www.sybildanningsruger.com to follow this project and for up-dates which has taken action as I write this.
On a more serious note, I’m in discussion with Bill Chartoff, producer of ROCKY, RAGING BULL, THE RIGHT STUFF and THE MECHANIC with Jason Statham to coproduce SOLIDARITY with me. It’s a political-love story feature film written by the late Daniel Taradash, Academy Award winner best screenplay (FROM HERE TO ETERNITY,) based on LECH WALESA – Leader of Solidarity instigator of Democracy in Europe, winner of the Nobel Peace Prize and proud father of 7. I will play the role of
“Anna” who fought alongside Walesa and was incarcerated with him.
I’m writing my “Picture Book” to be published when done and parallel my “Memoire” to be published once I decide the ending. I’m very proud to say, my editor in chief and dear friend, renowned Author Marshall Terrill, of books such as “Elvis Presley: Still Taking Care of Business” which he’s currently producing the movie titled FAME AND FORTUNE. He also wrote “Steve McQueen: The Life and Legend of a Hollywood Icon” also being adopted for the big screen with Jeremy Renner as star and producer (currently spectacular in BOURNE LEGACY.)

As of recent I rep gorgeous “Dzmitry Samal’s pixelated hand made designer glasses from Paris, France” go to www.samaldesign.com

İpek Çakır : Nowadays when you’re not working, how do you like to spend your time?

Sybil Danning : Unfortunately I’ve had a family tragedy to deal with the last few years which from time to time re-occurs so my time is graciously spent helping best I can to diminish pain and discomfort, sometimes only able to be present with love and comfort. I believe we all have a calling in life and whatever we go through is part of that, so whenever our loved ones or anyone needs help, starting with family I am thankful to be able to do so. I loved
shooting guns as mentioned. I loved horseback riding and skiing which I can no longer do since I had 2 discs out and ruptured tissue from all the stunt work I did and an injury in the gym while practicing a wrestling move for a role. I love writing screenplays but have
too little time. I used to draw with pencil, ink and crayon and hope for time to be able do water colors and ultimately oil. I drew mainly flowers and some womens’s portraits but would love to do women’s nudes. I have ideas for a few screenplays and books I want to still write. Time is so precious and we must prioritize. Right now my time belongs to a person in need who I love and that is my immediate priority. My philosophy is, “It’s never to late for anything.

İpek Çakır : You’re really experienced in cinema. Which advises would you like to give to the newcomers in cinema industry?

Sybil Danning : It’s become so much more difficult to break into the movie business today, although it’s never been easy at any time, even when I came to Hollywood. The first important issue
is, one really have to ask oneself first, “Is this really what I want to do and am I ready to dedicate myself totally to an extremely difficult task?” The second and most important question one has to ask oneself is “Am I strong enough to take constant criticism/rejection and be able to go on?” it’s known that Hollywood has the most beautiful male and female waiters in all of Los Angeles due to so many beautiful young girls and boys coming from all parts of the Us and the world to follow their dream of making it in Hollywood as an actor/star and never making it beyond that. When I came to Hollywood, I was asked, “Why do you think you can make it here, there are 5000 actors out of work?” I said, “Ok so I’m
going to make it”. Today with so many more actors out of work, movie studios producing less work, agencies not taking on new actors as they cannot find enough projects to employ actors they represent and are letting off actors they have and independents looking for established actors to substantiate and finance their low budget projects it is more difficult than ever to make a career. If anyone wants to make it today in this environment, I can only say two things: 1. Be sure you are more dedicated than anything else and be able to take rejection time and time again to make it and 2. Make sure you have a backup plan to support your efforts because it’s going to be a very bumpy ride. For every role you see someone in, there were multiple rejections preceding such. You have to have toughness to stand through it as well as sensitivity to perform. I’m the last person to discourage anyone but you have to know you are cut out for it. If you think you have it-go for it!

İpek Çakır : As the last question, what would you like to say to your fans in Turkey and to our readers?

Sybil Danning : First I would like to congratulate Turkey and foremost Turkish director Nuri Bilge Ceylan for winning the Carrosse d’Or Award at the 2012 Cannes Film Festival for “Once Upon a Time in Anatolia,’ I did not see it but understand this to be given every year to a world director for the “courage and independent-mindedness” of his or her work. Because Clint Eastwood and David Cronenberg are among the previous winners, this is an extremely prestigious Award and I am very happy for Turkey and Nuri Bilge Ceylan to have received this Award. Having an idea of what his movie is about, I would love to work with him and hope we can find a project and opportunity to do so. My best friend (Irish) and her husband from Hollywood a very prestigious attorney in the music business called me from Anatolia/Riviera on their vacation and put two young men (their friends) from Istanbul on the phone. they were big fans of mine and could not believe they were actually talking to me. They told me not only were they big fans and asked for an autographed photo, but that I have many fans in Turkey. I was most happy to hear that and sent them their autographed photos as promised. This left me with the yearning to see Turkey and I hope I will very soon. Meanwhile I thank all my fans in Turkey for being loyal all these years and I hope to see your beautiful country soon.

Please follow me;
www.twitter.com/sybildanning , www.facebook.com/sybildanning,
www.sybildanning.net

Interview : İpek Çakır

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...


  • yağmurözdemir
    13 Ağu 2012 12:08

    ah ben de imzalı fotoğrafını alabilsem!

  • İpek Çakır
    13 Ağu 2012 15:47

    Evet iyi fikir. İleteceğim kendisine 🙂

  • yağmurözdemir
    16 Ağu 2012 21:04

    ov harika;)

  • Yorumunuz:


    Attack From Planet B Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korku Sitesi Once upon in a time in Western Öteki Sinema SİBB Sinematik Ters Ninja B-Film Blog


    yeni