iyiköfüfilm

25
Oca
2013

Splinter (2008)

Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı. Yorum Yok

Toby Wilkins imzalı 2008 yapımı “Splinter”, yapıldığı yıl İspanya’daki Sitges Film Festival’inin de favori seçkilerindendi. Evrimsel süreç içinde altta yatan “basit hücreli insan?!” diye yeni kavram dalgasını ortaya atan yapım, parodisini yaptığı küresel ısınmayı ince şekilde işleyip üstüne bir de ciddi anlamda eğlendiriyor. Screamfest‘te de görücüye çıkan yapım, eli boş dönmeyip en iyi kurgu, makyaj ve efektlerde de birden fazla ödülü toplamış.

Oklahoma’da bir benzin istasyonunda çalışan Blake (Charles Baker), ne olduğu tam anlaşılamayan bir yaratık tarafından saldırıya uğrar. Kısa bir süre sonra istasyona yolu düşecek olan, yıldönümlerini kutlamak için tatile çıkan çift Polly (Jill Wagner) ve Seth (Paulo Costanzo), -daha çok Polly’nin kalmayı planladığı- kamp çadırının yırtılması sonucu geceyi otelde geçirmeye karar verirler. Yola çıkan çiftimiz kısa bir süre sonra yolda polis tarafından aranan mahkum Dennis (Shea Whigham) ve onun kız arkadaşı hapçı Lacey (Rachel Kerbs) tarafından alıkonulur. Devam edilen yolda, ölü halde yatan canlıyı ezmeleri sonucu lastikleri patlayan kahramanlarımız merak içinde canlının durumuna bakmaya girişir. Bu arada kafalarında silahla sürekli tehdit edilen çiftimizden Polly lastiği değiştirirken, çarptıkları canlının durumunu öğrenme sorumluluğunu biyolog Seth üstlenir. Ezilen canlının üstündeki parazitin, lastiğin patlamasına yol açtığını anlamaları biraz uzun sürer. Dörtlünün, ölü hayvan üzerinde büyüyen diğer organik formdaki canlının herhangi bir temas halinde bile enfeksiyona yol açtığını öğrenmeleri ise çok uzun sürmez. Benzin istasyonuna vardıklarında, ilaç bağımlısı Lacey’nin tuvalette enfekte halde yardım isteyen görevli Blake’i farketmesiyle çok daha hareketli olayların başlamasına tanık olacaklardır. İnsan üzerinde asalak şeklinden de çıkıp tamamen onun yerini alan canlının beslenme, avlanma sistemiyle birlikte kahramanlarımızın hayatta kalma mücadelesi başlar.

Görsel efekt çalışmaları çok daha yoğun olan The Grudge 3‘ün de yönetmeni Toby Wilkins, filmi Arriflex D-20 kameralarıyla çekmiş. Wilkins’in görsel efektlerdeki uzmanlığını birkaç sekansın dışında genel olarak hissetmek mümkün. Ülkemizde “Kıymık” adıyla vizyona giren yapımın ön tanıtımlarını, yüksek çözünürlüklü kablo yayınında isim yapmış HDNet Movies yapmış. ‘Arabaya yabancı alma’ gibi fazlaca sıradan mesajıyla yola çıkıp tam tersi yöne ilerleyen (hatta sıradan şekilde kahramanların arasında oluşan kenetlenme durumu) filmin, insan türünün organizmalarla olan parazitik ilişkisine kadar yol alan eğlenceli bir yapısı var.

Filmdeki yaratıkların davranış şekli; “metabolize olmaları” sonucu kan emilimi gerçekleştirmeleri yani hücresel bileşenlerinin emilimini yaparak küf şeklinde davranmaları! Ki bunu da canavarlaştırarak seyirciye sunma şekli görsellik bakımından fazlaca özgün! Ortada avlanmaya programlanmış şekilde dolaşan canavar el, arada yapılan misillemelerle birlikte olayı daha da güzelleştiriyor. Sorun şu ki, filmi çok ciddiye alıp yerden yere vuran eleştirmenler yok değil. Özgünlük çabasına girmeye kalkışmayan Splinter, genel anlamda acayip! Şöyle ki bu sefer ne bir fizikçi var, ne bir tıp doktoru ne de bir ordu mensubu… Yani hatta, elbise askılarını büküp birleştirmeyle bile “çok zekice!” dalgasını bile geçebiliyor. Genel halde filmin başında verilen “reçete yazamadıkça doktora yapmanın bir anlamı yok!“ mesajı bunun ispatı. Film olagelen her şeyle dalga geçmeye programlı halde. Misillemeleri arasında enfeksiyondan saklanmaya çalıştıkları benzin istasyonundan tutun da, ortada kendi kafasında koşturan ele kadar… Benzincide başlayıp benzincide biten Wilkins yapımı, olaylara bilindik şekilde dalan Splinter, her şeyiyle “kendimizi çok ciddiye alıyoruz asıl ciddiye alınması gereken durum bu” mesajı veriyor. Seksen iki dakika boyunca ortaya serpiştirilen ince bilimsel espriler fazla güncel. Seth’in hayatta kalmaları adına “İyi ki küresel ısınma var!” –şeklinde saçmalama- lafından yola çıkılan deney, filmi daha da eğlenceli hale getiriyor. Arada öyle bir sınır var ki bilim-kurgu mu yoksa gerilim yönü mü ağır basıyor emin olamıyorsunuz. Ayrıca filmin başındaki “donkey boy” karalamalarına maruz kalan Seth’in, filmin akışını değiştiren kahramana dönüşmesi de verilen ince ayarlar dahilinde. Her ne kadar filmdeki Seth (Paulo Costanzo), diğer yer aldığı 40 Days 40 Nights (2002) filmindeki rolünden bağımsız bir rolde de olsa oyunculuklar da gayet başarılı. Artısı olan asıl isim ise Wristcutters: A Love Story (2006), Spooner (2009) ve Machete (2010)’den de tanıdığımız Shea Whigham.

Quantum Creation FX Team tarafından yapılan yaratıklar, CGI efektler baya tatmin edici düzeyde. Hareket sistemleri, işleyişi derken film boyunca bomba bir hal alıyor. Soundtrackler, şiddet ve gore seviyesi de tempoyu düşürmüyor. İlginç şekilde herhangi bir sürprizi bozmadan yazıyı bitirirken aklıma takılan şey; Lacey’nin arabayla ezdikleri canlıdan bahsettiği kısım. Lacey’nin devamlı olarak, “Ginger o! Ginger!” kısmı çok kopuk. Çünkü bu sefer (kendi adıma) Ginger nerden geldi nereye bağlanacak?! şeklinde düşünülebilir… Ne olduğu belirtilmiyor ki gizemli kalmasının bir artısı da yok filme. Bir de araba-yakıt patlamasındaki mantık hatası. Bahsettiğim, normal çekim hatasından ya da kurgusal hatadan bağımsız bir şey! Ama genel olarak artıları çok daha fazla olduğundan önemli sorun şeklinde arz etmek yersiz olur.

Dvd kapağındaki ‘it will get under your skin’ şeklinde açılışlı argümanı korkusal olarak pek içimize işleyemese de filmi yeni izleyebilme fırsatına erişmeme üzüldüm. Düşük bütçeli ve genel anlamda çok keyifli olan Toby Wilkins harikası 2008 yapımı Splinter, yılının bombalarından.

Yağmur Özdemir

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...


  1. Henüz yorum yapılmamış.

Yorumunuz:


Attack From Planet B Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korku Sitesi Once upon in a time in Western Öteki Sinema SİBB Sinematik Ters Ninja B-Film Blog


yeni