iyiköfüfilm

Tolga Demirtaş: Merhaba Maria. Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğin için çok teşekkürler.  Bize biraz Maria Beatty sineması hakkında bilgi verebilir misin?

Maria Beatty: Belgeselden Mainstream’e uzanan türlerde birçok ödül kazanmış bir yönetmen olarak, yaratıcı kimliğimi dolu dolu New York Underground’da başlayıp oldukça kişiselleşmiş bir bilinçle sinemasal önemimi kaybetmeden Alt Erotica Noir türünü yaratma sürecinde gösterebildim.

Kariyerimde verdiğim en önemli karar, kendime yatırım yaparak ve tüm filmlerimin haklarını satın alarak yaratıcı bağımsızlığımı korumadaki ısrarlarımdı. Sanatsal bağımsızlığın sonucu olarak stilim kendi kendine geliştikçe işlerim basit hareketlerden çıkıp bu hareketleri gittikçe artan atmosferik bir çerçeve içine yerleşmeye başladı. Aynı zamanda Sürrealism ve Dışavurumculuğu görsel bir Noir kaplama içine yerleştirdim. Sonuç olarak, imzam zengin,kültürel bir temelde, diğerlerinden çok farklı olarak belirginleşmeye başladı.

Tolga Demirtaş: Bir kadın olarak neden porno ve erotik filmler çekmeyi tercih ediyorsunuz?

Maria Beatty: Lezbiyenliğimi saklamak yerine onu rahat bıraktım ve seksist ideolojilerden kısıtlanmasına izin vermedim. Benim yaratıcı dünyamda, lezbiyenlik özgürleştirici ve bireylerine özgüdür, evrensel ve ideolojik değildir. Çalışmalarımdaki kadınlar kırılganlıktan uzak, mazoşizmle hareket eden, cinsel bir ivediliğe sahip, ateşi olan bir hasta gibidir. Acıyı memnuniyetle kabul ederler ve cinsel hakimiyeti fiziksel bir müdahale olarak çılgınca isterler.

T.D.: Filmlerinizde fetiş objeleri kullanmanızın belirli bir sebebi var mı?

M.B.: Sinemamdaki fetişizm,kendi cinsel isteklerimin ve ayrıca cinsel gerilim ve seksin şiirsel ayrıntılarının bir kutlaması gibidir. Fantezi dünyasına bir yolculuk ve daha da fazlasını istemenin bir yoludur.

T.D.: Filmlerinizde kadınları aşağılayan bazı ayrıntılar olduğunu düşünüyor musun?

M.B.: Kurnaz ve baskın kadınların ayrıntılarına çok önem verdiğim halde (ilk kısa filmim Let the Punishment Fit the Child’da onları annelikle bağdaştırmıştım), bu tam tersi açıdan kadınları aşağılıyormuşum gibi algılandı. Hangi tür olursa olsun bu tüm filmlerime bu şekilde yansıdı. Bunun için diğer bir yol da durumu izleyicinin kendi hayal gücüne bırakmak.

T.D.: Bildiğim kadarıyla Bandaged ilk mainstream filminiz. Bu film hakkında ne gibi tepkiler aldın?

M.B.: Bandaged benim erotik unsurlar içeren ikinci filmim, ilki Boy in a Bathtub idi. Bağımsız filmler festivalinde Bandaged çok ilgi gördü ve bugüne kadar 50den fazla festivalde gösterildi. Tepkiler çok ilham vericiydi ve farklı cinsiyetlere ve farklı cinsel tercihlere sahip seyircilerden cesaret verici tepkiler aldım. Bandaged ile beraber  ciddi gotik eğilimlere sahip ve önceki filmlerime değişik bir stil getiren erotik gerilim alanına giriş yapmış oldum. Ama Bandaged tamamen farklı bir film. Bandaged boyunca yoğun bir erotizm var ama ona hareket veren gotik tarza özgü korku ve karanlık öğeleri barındırması. Gotik edebiyatın en baş özelliği bu sessiz ama baskın korkular gibi duygulardır. Benim burda üzerinde çalıştığım tür de tam olarak bu, sessiz korku. Bu tür, tehlike ve çaresizliğin farkındalığına dikkat çekip sapık lezbiyen erotizmine hizmet eder. En saf haliyle gotik bir film olan Bandaged, garip bir film. Ama bu garipliğini derin ve zarar görmüş psikolojisine borçlu. Sizi heyecanlandırabilir ama keyifli bir şekilde sizi rahatsız da edebilir.

Böylesine gotik olmasının tek sorunu filmin diğer hiçbir türe uygun olmaması – çünkü korku, macera, gerilim filmlerinin kendi içinde farklı gereklilikleri vardır ve hepsi gotikle bir yerde kesişir. Erotica da aynı bu şekildedir.

Bandaged ile “sessiz korku“ ve ürkütücü bir filmsel ümitsizlik ve hatta zaman zaman coşkulu bir teslim oluş yaratan bir tür yarattım.

T.D.: Bu tarz mainstream filmler yapmaya devam edecek misin?

M.B.: Bir kere müptelası olduğunuz bir film yaptınız mı o yoldan devam etmelisiniz. Özellikle daha derin anlatıları keşfetmek istiyorsanız tekrardan kısa filmlere geri dönmeniz daha zor oluyor. Şu anda yapım aşamasında olan cafe du diable ekonomik ve ekolojik yıkımın arkasındaki erotik çöküşün bir portresi. Şu an hazırlık aşamasında olan başka film senaryolarım da var. Herbir film arasındaki zaman çerçevesi uzun bir bekleme süreci olduğu için cinsel açıdan daha cüretkar filmler yapmaya devam edeceğim.

T.D.: İnternet sayesinde sizin gibi yönetmenleri tanıma şansımız oluyor. İnternet ve sinema arasındaki ilişki hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce internet , sinema sektörü için bir dezavantaj mı?

M.B.: Internet çalışmalarımın ve benim tanınmam açısından çok avantajlı oldu ancak  filmlerin internet üzerinden ücretsiz olarak indirilmesi gibi dezavantajları da var. Bu yüzden internet iki tarafı keskin bir bıçak gibi. Ben bir yönetmen olarak göz önündeyim ancak çalışmalarım yapım şirketim Bleu Productions tarafından dağıtılıyor ve internet üzerinden ücretsiz yayınlanan ve indirilen filmlerim yüzünden masraflarım daha da arttı ve maddi açıdan zarar gördüm. Bu ücretsiz indirmeler ve torrent paylaşımları sonucunda bütçem ve yapımlarım yarı yarıya indi. Bir çok insan film izlemek için artık sinemaya gitmiyor çünkü fimleri evlerinde istedikleri zaman para vermeden izleyebiliyorlar. Birlikte sinema izleme deneyiminin değeri artık kalmadı.

T.D.: Beğendiğiniz yönetmenler kimler? Takip ettiğiniz yönetmenler var mı?

M.B.: En başından beri takdir ettiğim bir çok yönetmen var. Bunlar: Fellini, Bunuel, Orsen Wells, Fritz Lang, Murneau, Hitchcock, Pasollini, Fassinder, Japon new wave sineması (örneğin Shohei Imamura, Nagisa Oshima, Seijun Suzuki, Teshigahara), David Cronenberg, Ferrara’nın ilk zamanları, Scorcesse’ın ilk zamanları, Billy Wilder, Franju, Coen Brothers, Tarantino’nun ilk zamanları, Aronofsky.

Yönetmen sineması tabiri artık yokoldu ve nerdeyse iki yüz yıldır yok.. O zamanlar sinemada bir stil bir kişiyle özdeşleşirdi. Şimdilerde ise bir stil belirlemek daha zor. Hem herkes yönetmen sineması yapıyor ne de kimse  yapmıyor. Teknoloji herkesin yönetmen sineması yapmasına yol açtı. Bu yüzden bu kavram geçmişte kaldı. Şimdi sinema kendi formlarını yeniden yaratıyor.

Ayrıca televizyon dizileri yönetmen sineması kavramını değiştirdi. Medya internetinin popülerliği ve dizilerin çokça üretilmesi yüzünden insanlar sinemaya gitmektense bu dizilere bağımlı oldular. Şimdilerde sinemaya gitmek elit bir olay.

Son zamanlarda şu dizileri takip ediyorum: True Blood, Lost-Brother in Arms, Mad Men, Into the West, Swing Town, The Tudors, Doctor House, Boardwalk Empire…

Sinemanın karşısında TV dizileri belli bir duygu üzerine yoğunlaşıyor ve  oldukça hedonistler, sırf keyif ve eğlence için yapılıyorlar. Dizileri çılgınca tüketiyorsunuz ve bu diziler tercih ettiğiniz bir uyuşturucu gibi. Sinema gibi düşüncelere sevk eden estetik sanat eserleri değiller. Bu fark, hikayeleri ve anlatımı tekrar gözden geçirmenin başka bir yolu. Paralel bir duvar gibi ve hikaye bitince bu ölüm gibi bir şey.

Dizilerde çoğu zaman bilgi birikimi açısından çok da zorlayıcı olmayan izleyiciler için alt hikayeler, bir çok mekan ve karakter işin içine giriyor.

T.D.: En beğendiğin filmler hangileri? Bunlar içinde hangileri sana ilham kaynağı oldu?

M.B.: Sunset Boulevard, Who’s Afraid of Virginia Wolfe, What Ever Happened to Baby Jane, The Birds, The Wizard of Oz, Salo, 8 1/2, Streetcar Names Desire, Audition, Grapes of Wrath, Eyes Without A Face, Eraserhead, The Wrestler, Taxi Driver, Mean Streets, Citizen Kane, Psycho, Dead Ringers, All About Eve, Double Indemnity, One Flew Over the Cuckoo’s Nest, Modern Times, On The Waterfront, Pulp Fiction, Rear Window, Touch of Evil, VertigoPotemkin, Veronica Voss, Querelle, The Balcony, The Bitter Tears of Petra Von Kant…

T.D.: Hangi ülke sinemalarını beğeniyorsun?

M.B.: İran, Arjantin, İsrail, Tayvan ve Japonya.

T.D.: En beğendiğiniz film türleri neler?

M.B.: Film Noir, Japon new wave, Erotik ve Gotik Gerilim filmleri, Drama ve Korku, Yönetmen sineması, Chick Flicks, Psikolojik Gerilimler, Femme Fatales, Neo-Noir, Kült Filmler, B-Movie Korku, Gothic, Post Apocalyptic…

T.D.: Sanırım sizin hakkınızdaki ilk Türkçe makale geçen aylarda bloğumuz İyi Kötü Film’de yayınlandı ve okuyucular bu yazıya büyük ilgi gösterdi. Türkiye’deki fanlarınıza ne söylemek istersiniz?

M.B.: Türk izleyicimi tanımak ve sonraki filmleri bizzat kendim tanıtmak isterim. Bir gün Türkiye’de film çekmek ve kültürünüzü daha yakından tanımaya her zaman açığım.

T.D.: Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

M.B.: www.bleuproductions.com ya da mariabeatty.com sitelerinden yeni çıkacak filmlerimi takip ediniz ve bağımsız sinemayı desteklemeye devam ediniz.

Röportaj: Tolga Demirtaş (tolga@iyikotufilm.com)

Maria Beatty Interview

Tolga Demirtaş: Hello Maria, first of all thank you very much for accepting our interview request. Can you give us some information about Maria Beatty cinema?

Maria Beatty: A multiple award-winning director in genres ranging from Documentary to Mainstream, the creative identity of myself has found its fullest expression in shorts that began in the New York Underground and have come to eloquently voice a highly personalized consciousness, creating, in the process, an entire genre, Alt Erotica Noir, without compartmentalizing my cinematic significance.

The most important decision I made in my career was my insistence on creative independence, which I ensured by investing myself and owning the rights to all of my films. The result of my artistic freedom allowed my style to develop at its own pace, as my work evolved from the basic action to the placing of such action into an increasingly atmospheric framework, at the same time fusing Surrealism and Expressionism into a stylishly Noir visual veneer. As a result, my signature became immediately apparent; based on a rich, cultural frame of reference, and making my vision which cannot be confused with anyone else’s.

Tolga Demirtaş: Why do you prefer to direct erotic and porn movies as a woman?

Maria Beatty: Rather than retreat into exclusivity, my attitude towards my lesbianism is untroubled or limited by sexist ideology. In my creative world, lesbianism is liberating and specific to the participants, not universalized or ideological. Women in my work are far from fragile, motored by masochism, possessed of a sexual urgency, akin to a patient with a fever. They welcome pain and joyously crave physical violation in the form of sexual domination.

T.D.: Are there any reasons of using fetish objects in your movies?

M.B.: Fetishism in my cinema is a celebration of the roots of my sexual desires and poetic nuances of the sexual tension and the sex act. A means of traveling into the realm of fantasy and intensifying the yearning for more.

T.D.: Do you think there are some factors that humiliate women in the details of your movies?

M.B.: Although I show an appreciative eye for the subtleties and details of Dommes (connecting them to maternalism in my very first short, Let the Punishment Fit The Child), it is always viewed from the Bottom’s perspective. This particular sensibility informs all of my films, regardless of genre, even if it is not the explicit subject of them itself. A gateway to another sexual dimension leaving much open to the imagination of the eye of the beholder.

T.D.: As I know, Bandaged (2009) is your first mainstream work. What kind of reactions did you get about this film?

M.B.: Bandaged is my second erotic feature film and Boy in a Bathtub being my first. Bandaged did extremely  well in the independent film festival circuit showing in over 50 festivals to date. The reactions were both inspiring for many and encouraging with a mixed audience appreciated by all genders and sexual preferences. With my feature film Bandaged I step into the realm of the erotic thriller with serious gothic tendencies, evoking a style that hearkens back to my earlier    films. But Bandaged is a different type of film entirely. Intense eroticism runs throughout Bandaged, but the engine that drives it is the looming, understated sense of dread for which the gothic genre is known. That quiet but dominating dread is an emotion that the best gothic literature takes as its principle notion. The sense of gothic doom “quiet horror,” and that’s very much the sort of genre I was working in here.

Evoking a sensibility of danger and despair both for its own sake and in the service of intentionally perverse lesbian eroticism. Gothic in the purest sense, Bandaged is a kinky film, but its kinks are those of deep and damaged psychology. It may get you excited, but it will leave you disturbed in the most delicious way possible.

The problem is that to really be gothic, a film needs to not quite fit into any other genre — because horror, thriller, mystery
and crime films all have their own demands, and they can all run counter to the gothic. Erotica is very much the same way.

With Bandaged, I set out from the beginning to build that dread and brings to “quiet horror” a new feast of filmic despair and even, at moments, ecstatic surrender.

T.D.: And do you want to go on making this kind of mainstream works?

M.B.: Once you do one feature film you’re hooked and must continue on this path. It makes it more difficult to go backwards into shorts or medium length films especially if you want to explore more in depth narratives. My next feature film in the making is Cafe du Diable (The Devil’s Cafe) is a tableau of erotic decadence against a backdrop of economic and ecological collapse. I have several other feature film scripts in preparation. I will continue to create my more sexually explicit works in the meantime as the timeframe between each feature film is a long waiting process.

T.D.: Widespread of the internet gives us a chance to know directors like you.. What do you think about the relation between the internet and cinema? Do you think internet is a disadvantage for cinema industry?

M.B.: The internet has been extremely advantageous to the visibility of my works and me as a director but at the same time it has many disadvantages such as a proliferation of theft of copyrighted films and materials that are being offered and downloaded for free throughout the net.

So it’s a double edged sword. I’m more visible as a director but now my works that are distributed exclusively through my production company Bleu Productions and enabled me to recoop my expenses and continue to produce new works are being downloaded and streamed all over the net for free. My budgets and productions have been cut in half due to freedownloads and torrent sharing. Alot of people don’t go to the cinema anymore since they have every film available for free at home and can see them at their own leisure. The whole appreciation for the collective cinematic experience is dead.

T.D.: Who are your favorite directors? And are there any directors that you follow?

M.B.: I have many directors I’ve admired along the way. The classics such as; Fellini, Bunuel, Orsen Wells, Fritz Lang, Murneau, Hitchcock, Pasollini, Fassinder, The Japanese new wave film movement (such as Shohei Imamura, Nagisa Oshima,
Seijun Suzuki, Teshigahara), David Cronenberg, early Ferrara, early Scorcesse, Billy Wilder, Franju, Coen Brothers, early Tarantino, Aronofsky.

I think the notion of auteur is dead and it’s dated past two centuries. It was when the cinema identify a style to a person that is timeless. But now to affirm a style is more difficult. Everybody is an auteur and nobody is an auteur. The technology transformed everybody into auteurs. Notion of auteur belongs to the past. Cinema is reinventing it’s forms.

And series TV is also changing that notion of auteur and people are more addictive now to series than to cinema due to the overproduction and the popularity of mass media internet.
To go to cinema now is elitist.

Lately I follow more tv series such as True Blood, Lost-Brother in Arms, Mad Men, Into the West, Swing Town, The Tudors, Doctor House, Boardwalk Empire…

Tv Series as opposed to Cinema focuses on a specific feeling and is really hedonistic and purely for pleasure and entertainment. You gorge yourself and it’s a drug of choice to chose from. Not contemplative like cinema or an aesthetic exercise or artpiece. It’s another way to consider stories and storytelling which is very important to continue to create suspense. A parallel wall and once the story is over it’s like a death.

Alot of times the substories, space and number of characters emerge for the experience of the viewer who doesn’t need to be too intellectually challenging.

T.D.: What are your favorite movies? And are there any movies that give you inspiration (same as favorite movies)?

M.B.: Sunset Boulevard, Who’s Afraid of Virginia Wolfe, What Ever Happened to Baby Jane, The Birds, The Wizard of Oz, Salo, 8 1/2, Streetcar Names Desire, Audition, Grapes of Wrath, Eyes Without A Face, Eraserhead, The Wrestler, Taxi Driver, Mean Streets, Citizen Kane, Psycho, Dead Ringers, All About Eve, Double Indemnity, One Flew Over the Cuckoo’s Nest, Modern Times, On The Waterfront, Pulp Fiction, Rear Window, Touch of Evil, VertigoPotemkin, Veronica Voss, Querelle, The Balcony, The Bitter Tears of Petra Von Kant…

T.D.: Which country’s cinema do you like more?

M.B.: Iran, Argentina, Israel, Tawain, Japan…

T.D.: And what is your favorite genre?

M.B.: Film Noir, Japanese new wave, Erotic and Gothic Thrillers, Drama and Horror, Cinema Auteur, Chick Flicks, Psychological Thriller, Femme Fatales, Neo-Noir, Cult Films, B-Movie Horror, Gothic, Post Apocalyptic…

T.D.: I think the first Turkish article about you is published on our blog Iyi “Kotu Film” last months and the readers has shown a big interest to it. What would you like to say to Turkish moviefans?

M.B.: I would love to discover my Turkish audience and to present (in person) my films soon. I’m open to one day directing a film in Turkey and exploring the culture deeper.

T.D.: Thank you very much for your time. At last would you like to add something else?

M.B.: Please keep an eye open for my new films at; www.bleuproductions.com or mariabeatty.com and keep supporting independent cinema!

Tolga Demirtaş (tolga@iyikotufilm.com)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...


  1. Henüz yorum yapılmamış.

Yorumunuz:


Attack From Planet B Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korku Sitesi Once upon in a time in Western Öteki Sinema SİBB Sinematik Ters Ninja B-Film Blog


yeni