iyiköfüfilm

21
Eki
2011

Polyester (1981)

B-Film kategorilerinde yayınlandı. Yorum Yok

Gözde yönetmenimiz ve aktrisimiz, bir arada. Çılgınlığın doğasını resmetmeyi John Waters ve Divine’a bırakın. Polyester her zaman, A CLOCKWORK ORANGE filminin tamamlayıcı filmi olarak kabul edildi. Herhangi bir karşılaştırma yapamıyor musunuz? Karışan aklınızı açın, dikkatinizi toplayın. Size bunu açıklamaya çalışacağız.

POLYESTER, banliyöde yaşayan ev kadını Francine Fishpaw (Divine) ve onun pembe dizi cehennemine acımasız düşüşünün hikayesi. Ailesinin durumu ise umduğumuzdan daha berbat bir halde. Kocası Elmer, akşam yemeği sırasında evlerinin önündeki protesto grubuna, bedava reklam yapma fırsatını kaçırmayan, porno filmler gösteren bir sinema sahibi.  LuLu ise, kameranın önünde ateşli bir striptiz dansına başlayabilecek kadar seks delisi bir teenage. Oğlu Dexter aşırı derecede sapık karakterli; kendisini kadınların ayaklarına basıp kaçmaya zorlayan, bir ayak fetişisti. Bu yüzden “Baltimor Ayak sapığı” lakabıyla tanınıyor. Bu karışıma aç gözlü annesi LaRue’yi, en iyi arkadaşı Cuddles’ı (Edith Massey) ve Tab Hunter’ı (Todd Tomorrow) ekleyin.

Waters, bize bu tipik (!) Amerikan ailesinin, ahlaki çöküntüsünün sebep olduğu çözülüşü gösteriyor. Aileyi parçalara ayıran; zina, uyuşturucu, alkolizm, pornografi gibi bir günahlar serisine şahit oluyoruz. Hayat Francine’e o kadar zalim davranıyor ki, intihar etmeye kalktığında etrafındakiler adeta onu cesaretlendirmekte. Hatta köpeği bile kendini buzdolabına asarak bu teşvik edici eyleme katılıyor.  Böylece film bize günahın faturasının kesinlikle ölüm olduğunu gösteriyor. Ama aklınız karışmasın… Bizim bahsettiğimiz küçük günahlar cezasız kalır… gerçek günahkarlar, Waters’ın herhangi bir filmini izlemiş herkesin de bileceği üzere, Divine’a kötü davranmaya cesaret eden “heteroseksüeller”dir.

Filmin gösterime girdiği dönemin politik ortamına suni ahlakçı bir çoğunluk hükmediyordu. Filmin ilk sahnesinden itibaren, Waters o aptalları kötü giyimli, başkasının işine karışan ve kaba komşular olarak tanımlar. Komşularının bu dünyada bütün düşündükleri akşam yemeği sırasında televizyon izlerken, bir yandan porno karşıtı söylemler söyleyip bir yandan da Elmer Fishpaw’in işlettiği porno filmler gösteren sineması için “cinsel suçlulara yataklık ediyor” yorumunu yapmaktır.

Elmer’in gözle görülür özelliklerine rağmen, o bir kadın düşkünüdür (sekreteri Sandra, Bo Derek’in gülünç bir örgülü benzeri olan Mink Stole tarafından canlandırılmıştır) ve sadakatsizlikleri kahramanımızı olumsuz etkiler. Francine, Elmer’den şüphelenir ve onu bir motel odasında basar.

Gördükleri karşısında şok olan Francine kendine acımaya başlar ve bu acısını hafifletmek için alkole bağlanır. Alkolikler toplantısına giderek buna bir çözüm bulmayı dener. Francine toplantıya katılanlara kendini tanıtırken, onların “söyle! Söyle!” diyerek onu teşvik ettikleri ve Francise’in ”ben alkoliğim” dediği sahne bugüne kadar kaydedilmiş en rahatsız edici ve en eğlencesiz toplantı sahnesidir belki de. Toplantıya katılanlar vahşi bir neşeye kapılır ve kahramanımız gerçek bir adsız alkolikler toplantısında olmayacak türden haklı bir hevesin kıskacına alınır.

Ev hayatı da kontrolünden çıkar. Dexter, Baltimor Ayak Sapığı olma suçundan yakalanıp tutuklanır, Lulu hamiledir ve kürtaj yaptırmakta ısrarlıdır. Lulu’nun annesine “kürtaj yaptıracağım ve artık sabrım kalmadı! Onu hissediyorum, bir kabarcık gibi gittikçe büyüyor içimde. Yakında beni parçalayacak ve sahip olmayı hak ettiğim en küçük zevklerimi bile çalmak için hayatıma girecek!” dediği sahne gerçekten muhteşemdir. Gerçekten bu önermeye karşı koyamayız, ama Francine bebeği doğurmasını ister.

Francine o eski, kocaman evde yalnız yaşıyordur, içkiyi bırakmıştır ve çözülüp dağılmış bir hırkaya dönen hayatını yeniden örmeyi deniyordur. Heinz’den onu korkunç bir araba kazasının olduğu yerde bırakmasını ister, kazayı kendi gözleriyle iştahla seyretme arzusundadır. Orada Todd ile tanışır, bütün zamanların favorisi olan yeni bir aşk montajının içine taşınır. Todd sanat filmleri gösteren bir arabalı sinema sahibidir. İşi gücü, sabahtan akşama kadar Marguerite Duras filmlerini göstermektir!

Bütün bu zaman boyunca Cuddles yaklaşan sosyete partisi ile meşguldür. “Sosyeteye çıkan bir kadın olmak istiyorum”… ve bu telaş içinde arkadaşı Francine’in kişisel kargaşası içinde ihtiyaç duyduğu ilgiyi ona verememiştir. Sadece arkadaşının ilgisizliğiyle kalmaz, sevgilisi Todd da kendisini LaRue ile aldatır.

Bu korkunç ihanet Francine’i çılgına döndürür ve tam da o anda Elmer ve Sandra anlaşılmayan bir nedenle eve girerler. Elmer, Dexter ile boğuşurken vurulur, Sandra da bu sırada ölür. Todd’un çocuklar için bir planı vardır: “Sen küçük fahişe, masaj salonunda çalışacaksın ve sen küçük sapık, senin işkence evinde birkaç morukla randevun var”. Todd ve LaRue’nin planı çocukları satmaktır. “Bu küçük sürüngenlerin her birinden 5000 dolar kazanırım.”  Todd tamamen gözü dönmüş bir biçimde, Francine’i kocasının ve onun sevgilisinin ölümünden sorumlu gösterir, mallarına el koyup MIAMI BEACH’e yapacağı yolculuk hakkında homurdanır. LaRue büyük sarı bir Cadillac satın almak istediğini söyler, böylelikle “ortalıkta dolaşıp fakir insanların haline gülebilecek”tir. Todd  kendine saf altından bir elbise alıp, Fontaine Bleu’da caka satmanın nirvanaya ulaşma hissi vereceğini düşünürken LaRue zevkle bağırır “Özgür olabiliriz, Todd! Özgür, beyaz, zengin ve mutlu!”. Mutlulukları Divine’ın ayağa kalkması ve iki düzenbazın, kafası karışan Cuddles tarafından arabayla ezilmesi sonucu oldukça kısa sürer. Aile çimlerin üzerinde tekrar bir araya gelir ve anne Francine filmin en sarsıcı ahlaki ve son cümlesini söyler: “Görüyorsunuz ya çocuklar? Normal olmak o kadar da zor değil!”

Daha önce bu filmin tam anlamıyla A CLOCKWORK ORANGE filminin tamamlayıcısı olduğundan söz ettik. Kahraman için her şeyin tepetaklak olduğu ama yine de düzeldiği bazı tematik unsurlardan da söz edebiliriz. ORANGE’da, ana karakter, başkalarının hayatını cehenneme çevirdikten sonra başından geçen rehabilitasyon girişiminde cehennemi yaşıyor, ve ancak kendi sosyal açıdan geri kalmış gerçekliğine döndükten sonra normalleşebiliyor. POLYESTER’de karakterler ancak kendi gerçek doğalarını takip ettikleri zaman kurtuluyorlar.

Tolga Demirtaş (tolga@iyikotufilm.com)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...


  1. Henüz yorum yapılmamış.

Yorumunuz:


Attack From Planet B Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korku Sitesi Once upon in a time in Western Öteki Sinema SİBB Sinematik Ters Ninja B-Film Blog


yeni