iyiköfüfilm

26
Nis
2013

Kaya Özkaracalar Röportajı

Röportaj kategorilerinde yayınlandı. 1 Yorum Var

Kaya-Özkaracalarİyi “Kötü Film”in esin kaynaklarından Geceyarısı Sineması Dergisi’nin kurucularından, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema Televizyon bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Kaya Özkaracalar ile sizler için keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Tolga Demirtaş: Merhaba, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Öncelikle sinemaya olan ilginiz nasıl başladı?

Kaya Özkaracalar: Hem annem, hem babam sinemaya gitme alışkanlığı olan bir kuşaktan geliyorlar, özellikle annem sinemayı, sinemaya gitmeyi çok sever. Küçüklüğümden beri beni de sinemaya götürürlerdi.

Tolga Demirtaş: Belli bir kesim tarafından hala unutulmayan “Geceyarısı Sineması” dergisi fikri nasıl ortaya çıktı?

Kaya Özkaracalar: Ortaokul yıllarım gazetelerdeki ilanların, sinema salonlarındaki posterlerin, lobi kartlarının, fragmanların çağrısına uyarak Beşiktaş Mıstık Sineması’nda ve Şişli-Harbiye hattındaki sinemalarda (sırasıyla Şişli Kent, Osmanbey Site ve Gazi, Pangaltı İnci, Harbiye Konak ve As) korku ve serüven filmleriyle haşır neşir olarak geçmişti. Çoğu kez izlemeye koyulduğum filmlerden pek azı, görsel tanıtım materyallerindeki vaatlerini yerine getiriyordu. Neticede, sinemalarda bize ulaşan filmlerden daha ötesi hakkında bilgilenmeye ve o filmlere video sayesinde ulaşmaya yönelirken buldum kendimi.

Yıllar geçtikçe, fantastik sinema hakkında edindiğim birikimi paylaşma isteği arttı. Bu minvaldeki ilk yazılarım Antrakt dergisinde yayınlandı (1997). Antrakt’ın kapanmasının ardından Radikal gazetesinin hafta sonu eklerine yazmaya başladım. Ancak Radikal, bir gazete olduğundan oradaki yazıların güncel ile bir bağlantısının olması gerekiyordu ve dolayısıyla bana tam olarak yetmiyordu. Bir Londra seyahatimde benzerlerini görüp ‘niye Türkiye’de böyle yayınlar yok’ diye hayıflandığım tarzda, fantastik sinema üzerine yoğunlaşan bir dergiyi ne yapıp edip imece usülüyle çıkarmak elzem gelmeye başlamıştı. Bu niyetimi ilk olarak, bir grup arkadaş olarak çıkarmakta olduğumuz siyasi bir gençlik kültür dergisi olan Patika’daki ekipten Savaş Arslan’a açtım Sakarya Caddesi’ndeki birahanelerden Dostlar’da bir akşamüstü. Çok geçmeden Savaş ve onun üzerinden tanıştığım Orhan Anafarta’yla birlikte Geceyarısı Sineması’nı, ilk sayısındaki sunuş yazısının başlığında –ve daha sonraki ilanlarda- kullanacağımız ifadeyle, “Türkiye’nin ‘öteki’ sinema dergisini” hazırlamaya koyulduk.

T.D.: Geceyarısı Sineması dergisinde yer verdiğiniz filmlere o dönemlerde ulaşmak oldukça zor olmalı. Bu filmlere o dönemde nasıl ulaşıyordunuz?

K. Ö.: Evet, o filmlere o zaman ulaşmak çok zordu. Gerçi ABD’de bu tip özel ilgi alanlarına yönelik filmlerin kopyalarını satan bazı adresler mevcuttu ama en azından o dönem bütçemizi zorlayacak meblağlar gerektiriyordu oralardan sipariş vermek. Ben şahsen takas yoluyla koleksiyonumu genişlettim uzun süre. Bir şekilde dünyanın dört bir yanındaki korku ve istismar filmi video kaset koleksiyoncularıyla irtibat kurdum. Elimdeki Türk fantastik filmlerinin kopyalarını –ki çoğu tv’den yapılmış kayıtlardı- bu koleksiyonculara gönderip karşılığında onların elinde olan ve benim aradığım filmlerin kopyalarını bana göndermeleri üzerinden bayağı bir takas yaptım.

Bir de şunu söylemek lazım, bu koleksiyoncular arasında elden ele dolaşan kopyalar, genellikle Japonya’da veya Hollanda’da vakti zamanında piyasaya çıkmış kasetlerin kopyalarının kopyaları oluyordu. Kopyanın kopyası olma sonucu kötü görüntü ve ses kalitesinde, anlamadığımız dillerde altyazı taşıyan kopyalarla idare etmekten başka seçenek yoktu o yıllarda… Tabii Argento veya Bava gibi ustaların filmlerini soluk, flu renklerle, boğuk seslerle izlemek hiç hoş değildi ama öte yandan aslında bu koşullar bazı filmlere, örneğin özellikle Franco’nun filmlerine gayri-ihtiyari olarak garip bir ambians veriyordu, ne olduğunu anlamadığınız tuhaf bir rüyayı izlemek gibi!

T.D.: Geceyarısı Sineması hafızalarımızda unutulmazlar arasında. Acaba dergiyi tekrar çıkarmayı düşünüyor musunuz?

K.Ö.: 2’nci sayıdan itibaren aramıza katılan ve derginin temel direklerinden biri olan Sadi Konuralp’i 2003 yazında akıl almaz bir ‘kaza’ (!) sonucu yitirmemiz, hemen ardından benim Istanbul’a taşınıp tam zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışmaya başlamam derginin sonunu getirdi. Uzunca bir süre Geceyarısı Sineması’nı tekrardan çıkarmaya ileride zaman ve enerji bulabileceğime inandım; ancak olmadı, olamadı. Geçen zaman zarfında ise hem zamanında dergimizin en önemli satış noktalarından olan Pentimento, Atılgan gibi mekanların artık varolmadığı bugünkü koşullarda böyle bir dergiyi finansal olarak ayakta tutmanın olanaklılığı, hem de internetteki çok sayıda oluşuma baktığımda artık gerekliliği konularında kuşku duyuyorum.

Kaya-Özkaracalar2

T.D.: Dergiyi çıkardığınız dönem ve şimdiyi kıyasladığınızda sinemaya bakış açınızda bir değişim oldu mu?

K.Ö.: Uf, çok zor bir soru.. Tam emin değilim ama sanmıyorum. En azından Geceyarısı Sineması’nın ilk sayısının ilk sayfasındaki biraz manifesto nitelikli çıkış yazısına bugün de imzamı atabileceğimi söyleyebilirim. O zaman da, bugün de Ado Kyrou’nun genel yaklaşımı bana esin veriyor.

Öte yandan, “bakış açısı değişikliği” olarak değil de ilgi alanlarımın çeşitlenmesi açısından, daha önce pek fazla ilgilenmemiş olduğum belgesel sinemanın son 10 yılda ilgi alanlarım içinde öncelikli bir yere geldiğini söyleyebilirim.

T.D.: Sinema yazarlığına bakış açınız nedir? Sinema bloglarını bu açıdan nerede görüyorsunuz?

K.Ö.: Sinema bloglarını ve internet üzerindeki diğer sinema yazarlığı, forum, vb mecralarını önemsiyorum ve takip etmeye çalışıyorum, yurtdışındakiler dahil olmak üzere. Türkiye’deki yeni kuşakların klasik film eleştirisi kalıplarının dışına daha fazla çıkmalarını arzu ederim ama.

T.D.: Bir izleyici olarak en beğendiğiniz ve izlemekten keyif aldığınız tür hangisi? Sevdiğiniz yönetmenler ve filmlerden bazılarını sorsak?

K.Ö.: Şöyle diyeyim, örneğin bir festival programını incelerken öncelikle fantastik filmlere, çizgi filmlere ve de sosyalist yönetmenlerin filmlerine bakıyorum. Fantastik sinemanın tüm türlerini takip etmeye çalışırım ama sanırım en çok eski gotik korku filmlerini izlemek bana keyif veriyor.

Jess Franco, Jean Rollin, Mario Bava ve Dario Argento en sevdiğim yönetmenler arasında. Ed Wood’u da severim, Andy Milligan’ı da çok ilginç buluyorum. Tabii bir de David Lynch ve David Cronenberg’i anmamak olmaz. Öte yandan Carlos Saura ve Fernando Solanas’ı da çok sever ve beğenirim.

T.D.: Son olarak İyi “Kötü Film” hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Takipçilerimize söylemek istediğiniz ya da eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?

K.Ö.: Harika bir site! Kapsamı bütünüyle benim ilgi alanım içinde…

Söylemek, eklemek istediğim şey… Çok fazla film var, çok az zamanımız var! Başkalarının sevdiği, beğendiği filmleri aşağılamayalım; kendi sevdiğimiz, beğendiğimiz filmleri kimseyi, hiçbir şeyi umursamadan savunup, sahiplenelim!…

T.D.: Teşekkürler.

K.Ö.: Ben teşekkür ederim.

Tolga Demirtaş (tolga@iyikotufilm.com)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...


  • wherearethevelvets
    27 Nis 2013 17:27

    “Türkiye’deki yeni kuşakların klasik film eleştirisi kalıplarının dışına daha fazla çıkmalarını arzu ederim ama.” Keşke bu cümlenin üzerine daha çok gidilseymiş ve daha iyi açıklaması istenseymiş.

  • Yorumunuz:


    Attack From Planet B Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korku Sitesi Once upon in a time in Western Öteki Sinema SİBB Sinematik Ters Ninja B-Film Blog


    yeni