





Sinemanın parlak spotlarından uzak kalmış ama en az onlar kadar ilgiyi hak eden iyi "kötü film" lerin Tolga Demirtaş tarafından masaya yatırıldığı bu siteye hoşgeldiniz.


Çetin İnanç İstismar Filmleri B-Film Blaxploitation B Movie Dario Argento David Cronenberg Edwige Fenech Emmanuelle Erotik Yeşilçam Exploitation George Eastman Giallo Gore Hammer Film Productions I Spit On Your Grave Italian Trash Jess Franco Jesus Franco Joe D’Amato Joe D'Amato Lucio Fulci Mario Bava Nikkatsu Roger Corman Sergio Martino Sexploitation Slasher Sylvia Kristel Zerrin Doğan
The Sexplorer yönetmenliğini Derek Ford’un yaptığı İngiliz yapımı bir film. Filmle ilgili internette yaptığım araştırmalarda en çok dikkatimi çeken şey ise filmin Tarantino’nun favori Sexploitation filmleri arasında yer alması.
The Sexplorer ya da bilinen diğer adıyla The Girl From Starship Venus tipik bir İngiliz filmi. Film bir İngiliz filmi olmasına rağmen çekildiği dönemde İngiltere’de çok fazla ilgi görmemiş, fakat Amerika’da özellikle Drive-In sinemalarda ilgiyle karşılanmış. Film softcore erotik sahneler ve tipik İngiliz komedilerinden aşina olduğumuz diyalogları içeriyor.
Filmimiz bir dış ses eşliğinde uzay görüntüleriyle açılıyor. Purple gezegeninden bir araştırma ekibi Dünyamıza araştırma için gelmektedir. Fakat geldikleri uzay aracı alışılmışın dışında, bir UFO değil metal bilye şeklinde bir cisimdir. Bilye yeryüzüne, Londra’nın arka caddelerinde bir su birikintisine iniş yapar. Su ile temas ettikten sonra birden karşımızda Explorer (dönemin Alman erotik modellerinden Monika Ringwald)’ı görürüz. Explorer aniden soluğu bir masaj salonunda alır. Olan bitene yabancı olan Explorer meraklı gözlerle etrafını süzmektedir. Masaj salonu, seks shop, seks filmi gösterimi yapan bir sinema salonunda yaşadığı küçük birkaç maceradan sonra bir çamaşırhanede iyi kalpli Lecher (Mark Jones) ile tanışır. Lecher gidecek yeri olmayan bu tuhaf kadını evine kabul eder. Fakat Explorer geldiği bu yenidünyayı tanımak istemektedir ve onun bu saf halinden faydalanmak isteyen etrafta birçok erkek vardır…
» yazının devamı

Supervixens yönetmenliğini Russ Meyer’in yaptığı 1975 yapımı cinselliği hicivle harmanlayan bir film. Oyuncu kadrosunda Meyer’in filmlerinde sıkça yer alan Charles Napier, Uschi Digard ve Haji yer alıyor. Ayrıca filmde kariyerinde bu film dahil sadece iki film olan ve Supervixens’de iki rol ile karşımıza çıkan Shari Eubank ve kariyerinin tek rolünü oynayan Christy Hartburg var.
Russ Meyer, David Lynch ya da Alejandro Jodorowsky gibi filmlerinde kendi ütopik dünyasını yaratan ve bu dünyaya sizi davet eden bir yönetmen. Her ne kadar bu dünyada yaşamak istemesem de, bu dünyayı ziyaret etmek büyük keyif veriyor. Tabii bu durum herkes için geçerli olmayabilir, çünkü Meyer filmlerini ya seversiniz ya da sevmezsiniz. Çoğu izleyici için Pussycat ya da Beyond The Valley Of The Dolls Meyer’in en başarılı filmleri olarak gösterilse de Supervixens de aynı derecede övgüyü hak eden bir film.
Clint (Charles Pitts) bir benzin istasyonunda çalışmaktadır. Müşterisi Super Lorna (Christy Hartburg) tarafından ayartılmak istenir, kız arkadaşı Super Angel (Shari Eubank) bu olayı duyar ve kıskançlıkla kavgaya girişir. Polis memuru Harry (Charles Napier) bu olaya şahit olur. Bu arada Super Angel’a abayı yakan polis memuru Harry, Super Angel’ı öldürür. Fakat cinayet Clint’in üzerine kalır ve yaşadığı yerden kaçar. Bu kaçış sırasında Clint birçok maceraya karışır ve bu maceraların içinde tabii ki Meyer’in olmazsa olmazları iri göğüslü kızlar da vardır. Fakat bu kaçış bir benzin istasyonunda karşısına çıkan Super Vixen (Shari Eubank) ile son bulur. Super Vixen, Super Angel’ın tekrar ete kemiğe bürünmüş halidir. Sonunda tekrar yakalanan bu mutluluk da uzun sürmez, çünkü Harry tekrar ortaya çıkar.
» yazının devamı

El barón del terror ya da bilinen diğer adıyla The Brainiac oldukça ilginç bir Meksika yapımı korku filmi. Chano Urueta’nın 1962 yapımı bu filmi, her ne kadar Misterios De Ultratumba (1959) ya da La Maldicion De La Llorona (1963) gibi geleneksel Meksika korku filmlerinin özelliklerini pek fazla barındırmasa da izlemesi keyifli, birçok açıdan eşsiz, orijinal bir film.
Film 1661 yılında Meksika’da geçmekte. Baron Vitelius D’Estera (Abel Salazar) Meksika Engizisyon Mahkemesi tarafından büyücülük yaptığı gerekçesiyle ceza alır ve canlı olarak yakılır. Cezası gerçekleşmeden önce Baron, bir kuyrukluyıldız görür ve o an kendisine yapılanların intikamını alacağına yemin eder. 300 yıl sonra, aynı kuyrukluyıldız tekrar geçer ve bu sefer Baron’u beyin yiyen, korkunç bir canavar olarak intikam alması için geri getirir.
El barón del terror’ü orijinal kılan en önemli özellik, başka bir korku filminde örneğine rastlamanın güç olduğu ilginç canavar karakteri. Bunu yanı sıra filmde Baron’un inanılmaz bir cinsel çekiciliği vardır. Kurbanı olan kadınların hepsinde bir cinsel istek uyardıktan sonra çatallı diliyle kurbanlarını öldürür. Erkek kurbanlarını ise hipnotize ederek etkisiz hale getirir. Hipnotize ederken Baron’nun gözlerinde çakan şimşek görülmeye değer. Karşısında birinin Baron’un yüzüne fener tuttuğu açıkça belli oluyor.
» yazının devamı

C’era una volta il West ya da bilinen diğer adıyla Once Upon a Time in the West yönetmenliğini Sergio Leone’nin yaptığı bir epik spaghetti western. Filmin oyuncu kadrosunda Frank rolüyle Henry Fonda, Frank’in güçlü düşmanı Harmonica rolünde Charles Bronson, haydut Cheyenne’yi canlandıran Jason Robards ve Jill rolüyle Claudia Cardinale yer alıyor. Filmin senaryosu Leone ve Sergio Donati’ye ait. Filmin hikayesi ise Leone, Bernardo Bertolucci ve Dario Argento’nun eseri.
Sergio Leone The Good, The Bad and The Ugly filminden sonra Western filmi yapmamaya karar verir. Çünkü söylemek ve anlatmak istediği bütün her şeyi anlattığı düşüncesindedir. Fakat Hollywood Stüdyoları kendisine sürekli Western filmleri yapması konusunda tekliflerde bulunur. Bu tekliflerden birisi United Artists tarafından yapılan ve oyuncu kadrosunda Charlton Heston, Kirk Douglas ve Rock Hudson’ın oynayacağı bir filmdir. Fakat bu teklifi Leone reddeder. Daha sonra Paramount kendisine oldukça büyük bir bütçeye sahip ve Henry Fonda’nın başrolünde olacağı bir film teklifinde bulunur. Leone bir daha Western yapmama inadından kendisinin favori oyuncusu olan ve hep film çekmek istediği Henry Fonda sayesinde vazgeçer ve ortaya Once Upon a Time in The West çıkar.
Filmin konusu kısaca şöyle, Frank (Henry Fonda) kanun dışı işler yapan bir adamdır. Adamlarıyla birlikte yaşadığı yerdeki demiryolu projesiyle ilgili bir takım kirli işlerin içindedir ve bu sebeple birçok cinayet işlemiştir. Öldürdüklerinin içinden Brett McBain’in eşi Jill (Claudia Cardinale) eşinin intikamını almaya karar verir ve Frank’in düşmanları Harmonica (Charles Bronson) ve Cheyenne (Jason Robards) ile birlikte Frank’e karşı gelmeye başlarlar.
» yazının devamı

Hint Sineması (Bollywood) Hollywood’dan sonra en üretken ülke sinemasıdır. Bombay şehri Hint Sinema endüstrisinin merkezi olduğu için Bollywood ismini buradan almıştır. Film endüstrisinin bu kadar gelişmiş olmasının sebeplerinden biri Hinduların tam bir sinema tutkunu olmasıdır. Tam olarak rakamları emin olmamakla birlikte yılda ortalama 500′ün üzerinde film yapılıyor. Filmlerin gişede ulaştığı izleyici sayısı da oldukça yüksek; yılda 10 milyonun üzerinde olduğu söyleniyor.
Hint filmlerinin ortak özellikleri, içinde mutlaka şarkılı, danslı sahnelere yer vermesidir. Video dönemide 80′lerin sonu ve 90′ların başında izlediğim filmlerde gözlemlediğim bir diğer özellikse filmlerde cinselliğe yok denecek kadar az yer verilmesidir.
Her ne kadar Bollywood’da ağırlıklı olarak dram ve aşk en çok işlenen konular olsa da, Pete Tombs’un Fantastik Filmler Uzakdoğu’dan Güney Amerika’ya adlı kitabında bahsettiği gibi Hint Sineması çok fazla olmasa da fantastik filmlere de imza atmıştır. Kitapta bahsedilmemiş ve Mondo Macabro DVD tarafından geçtiğimiz Mayıs ayında Amerika’da DVD olarak piyasaya sürülen Mahakaal (1993) kısa zamanda meraklıları tarafından ilgiyle karşılandı.
» yazının devamı
