iyiköfüfilm

5
Kas
2014

A Girl Walks Home Alone at Night (2014)

Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı.

a girl walks home alone at night-posterBazen sinemanın vampir tasviri tehlikeli bir şekilde baştan çıkarıcı ve kadın kurbanlarında aynı düzeyde cinsel istek uyandıran Dracula tiplemesi ile Viktorian döneme takılıp kalmış gibi bir his vermektedir. (Stephenie Meyer’ın hiçbir zaman Bram Stoker’ın orijinal romanını okumadığını itiraf etmesine rağmen Twilight bu kalıba kolaylıkla uyar.) A Girl Walks Home Alone at Night vampir sineması ve bu tür filmlerin İran’dan çıkması hakkındaki önyargılarımızı sarsmakta. Filmin hikayesi, arka planda fabrika bacaları ve yakınlardaki bir enerji santralinin petrol kulelerinin hakim olduğu endüstriyel Gotik bir ortamda geçmektedir; filmin başrolü deri ceketi ve klasik otomobili ile James Dean’e benzemektedir; film anamorfik lensler kullanılarak siyah-beyaz çekilmiştir ve bunun sonucunda lenste inanılmaz parlamalar olmuştur.

Bad City sakinlerinin bir sorunu var. Arash (Arash Marandi) bir gangstere borçludur. Atti (Mozhan Marnò) yakın zamanda 30’una basmış ve bir çıkış yolu aramaktadır. Kız (Sheila Vand) ise sadece ölmeyi hak edenleri öldürmeye çalışabilecek yalnız bir vampirdir. Bu parçalar birbirine tam oturmuyor, hayatları bir şekilde birbirini etkileyecek üç yalnız tip. 2011 tarihli kısa filmini ilk yönetmenlik deneyimi için aynı isimle adapte eden Ana Lily Amirpour olması gereken yerde gerilim oluşturmak için herhangi bir şey yapmakla ilgilenmemiş, bunun yerine son derece belirgin ve zorlayıcı bir yer ve hava yaratmaktan hoşnut görünüyor. Bu durum hiç şüphesiz bazı izleyicileri hayal kırıklığına uğratacak ancak aynı düzeye ulaşabilenler için ilgi çekici bir durum halini alacak.

Siyah-beyaz oldukça net, ışıklandırma klasik ve yüksek kontrast var (Kız’ın toplum içinde kullandığı makyaj “The Vamp” olarak da bilinen sessiz film yıldızı Theda Bara’yı andırıyor) ancak arada sırada istisnai bir durum olabiliyor. Geniş ekran monokrom, Hollywood’da siyah-beyaz çekimlerin yavaş yavaş azaldığı 60ların hissini veriyor ama anamorfik formata Alien ve Blade Runner da dahil olmak üzere 70lerin sonu ve 80lerdeki bilim kurgu filmlerden aşinayız. (daha&helliip;)


4
Kas
2014

The Lake of the Damned (1958)

Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı.

The Lake of the Damned posterKåre Bergstrøm’un yönetmenliğini yaptığı The Lake of the Damned (De dødes tjern, 1958) adlı Norveç yapımı kült korku-gerilim filmi André Bjerke’nin aynı isimli romanından uyarlandı. Filmde; Henki Kolstad (Bernhard Borge), Bjørg Engh (Sonja), Henny Moan (Liljan Werner), Per Lillo-Stenberg (Bjørn Werner), Erling Lindahl (Kai Bugge), Georg Richter (Harald Gran), Leif Sommerstad (Tore Gråvik) gibi oyuncular yer alıyor.

Liljan’ın erkek ikiz kardeşi Bjørn, yaz tatili için yeşillikler içinde göle yakın bir kulübeye gider. Liljan da ardından 5 arkadaşı ile birlikte aynı yere giderler. Fakat Liljan ikiz kardeşi için endişe etmektedir. Ondan haber alamamıştır ve içinde bir sıkıntı vardır. Kulübeye ulaştıklarında endişesi haklı çıkar. Bjørn ortalıkta yoktur. İlk önce intihar ettiğini düşünürler. Sonrasında ise gölün lanetiyle ilgili efsaneden yola çıkarak Bjørn’e ne olduğunu bulmaya çalışırlar. Bjørn, öldürülmüştür ama hayalet Tore Gråvik mi yoksa başka biri mi öldürmüştür?

The Lake of the Damned, Norveç korku filmlerinin olmazsa olmazı olan karlı atmosferden uzak bir yaz filmi… Günümüzde sıklıkla karşılaştığımız “gençler ıssız bir kulübeye tatile giderler ve bir katil veya kötü, şeytani bir ruh tarafından teker teker öldürülür” temasının ilk örneklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Çekim tarihinden ötürü o kadar adam ölmüyor ve etraf kan gölüne dönmüyor. Film, korkudan çok gerilim ağırlıklı ve Bernhard’ın saf ve nükteli esprileriyle komik bir havası da var. (daha&helliip;)


25
Eki
2014

Dead of Night (1945)

Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı.

dead_of_night_poster_01Alberto Cavalcanti, Charles Crichton, Basil Dearden, Robert Hamer adlı 4 yönetmenin ve 4 yazarın hikayelerinden uyarlanan Dead of Night (1945) adlı İngiliz korku filminde Mervyn Johns (Walter Craig), Frederick Valk (Doktor Van Straaten), Michael Redgrave (Maxwell Frere), Googie Withers (Joan Cortland) gibi oyuncular yer alıyor.

Mimar Walter Craig bir çiftlik evine davet edilir. Bu daveti kabul eden Walter, eve geldiğinde tuhaf bir şeyler olduğunu fark eder. İçeri girdiği anda sanki o evi önceden görmüştür ve evdeki insanlarla tanışmış gibidir. Fakat kimse onu tanımıyordur. Walter sürekli tekrarlanan aynı rüyanın bir tekrarını yaşıyordur. Tam olarak rüyanın sonunu hatırlayamayan Walter, bu rüyanın kabusa dönmesine korkuyordur. Walter’ın bu yaşadıklarına inanmayan Doktor Van Straaten, bunun psikolojik olduğunu dile getirir. Doktor haricinde herkes Walter’a inanır. Çünkü hepsinin başına tuhaf doğaüstü olaylar gelmiştir. Evdeki konukların hepsi yaşadıkları birer olayı anlatmaya başlarlar. Ama en önemlisi Walter’ın rüyası gerçekleştiğinde sonunda neler yaşanacağıdır.

Dead of Night filminde anlatılan hikayeler, H.G. Wells (Golfing Story), E.F. Benson (Hearse Driver ve ana hikaye), John Baines (The Haunted Mirror ve “The Ventriloquist’s Dummy) ve Angus MacPhail (Christmas Party)’e ait. Lanetli bir aynanın anlatıldığı Robert Hamer’ın yönetmenliğini yaptığı “The Haunted Mirror” ve Cavalcanti’nin yönetmenliğini yaptığı bir vantrilok hikayesi olan “The Ventriloquist’s Dummy filmin en iyi kısımları… (daha&helliip;)


10
Eki
2014

Bloody Moon (1981)

Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı.

bloody_moon_1981_coverFranco’nun parlak başarılarından biri olan Bloody Moon disko müzikler çalan kostümlü bir havuz başı partisiyle açılır.  Çalıların arkasında saklanmış ve partideki kadınları gözetleyen şapşal suratlı ele avuca sığmaz delikanlı Miguel (Alexander Waechter) ile tanışıyoruz.  Bir yerlerden bir Mickey Mouse maskesi bulduktan sonra beğendiği kadının yanına gider ve sonra birlikte kadının evine gitmek için partiden ayrılırlar ama kadın Miguel’in aslında tanıdığını düşündüğü kişi olmadığını anladığı zaman gecesi göğsüne saplanan makas ile son bulur.  5 yıl sonrasına gittiğimiz zaman Miguel akıl hastanesinden taburcu olarak teyzesi Kontes Maria’nın (María Rubio) yatılı okulunda (Uluslararası Gençlik Kulübü Yatılı Dil Okulu) kız kardeşi Manuela’nın (Nadja Gerganoff) bakımı altına girer.    Miguel’in dönüşünden kısa süre sonra Kontes Maria esrarengiz bir şekilde yanarak ölür ve okul öğrencileri sırayla ölmeye başlar.  Bu durum filmdeki herkesin katil olabileceği bir slasher senaryosunu meydana getirir.  Katil bariz göründüğü gibi Miguel mi?  Yoksa zeka geriliği olan bahçevan mı?  Manuela ya da okuldaki kızlardan biri olabilir mi?

Film boyunca Miguel tuhaf ötesi bir insan olarak betimlenmiş.  Kampüs arazisinde dolaşarak kadınların duş almasını pencereden izliyor, sanki eski günlere dönmüşçesine çalıların arkasından insanları gözetliyor.  Filmde dikkati başka tarafa çekmek için ortaya atılan konular ile katilin kim olduğunu ya da bu ölümlerin arkasındaki nedenleri hiçbir zaman anlayamıyoruz, bu da filmin sonuna kadar tahmin etmeye devam etmemize neden oluyor.  Bildiğimiz şey ise katillerin aşağılık ve adi olduğudur.  Bloody Moon’un en şiddetli sahnesi ise elbette genç erkek çocuklardan biri izlerken kızlardan birinin kan banyosu eşliğinde testere ile doğrandığı sahnedir.

Senaryo burada kendisini hissettirmiyor ve bundan sonraki gelişmeler biraz tuhaf ama nereden bakarsanız bu bir Franco filmi.  Okul öğrencilerinden biri olan Angela (Olivia Pascal, Vanessa) arkadaşı Eva’nın bıçaklanarak (elbette tam göğsünden) öldürüldüğüne şahit olduğu zaman kimse ona inanmaz ve herkes cinayetlere karşı pasif bir tavır takınmıştır. (daha&helliip;)


27
Eyl
2014

Cannibal Terror (1980)

İstismar Filmleri Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı.

cannibal_terror_1980Resmi olarak Britanya’nın en kötü filmleri arasında geçen Cannibal Terror, 80lerde İtalya’da patlama yaratan Cannibal alt türünden istifade etmenin bariz bir örneğidir. Zombie Lake gibi İspanyol-Fransız ortak yapımı prodüksiyonlardan sorumlu olan Eurociné, Cannibal filmi ile yamyamlık trenine atlamakta gecikmemişti.

Senaryo, zengin bir işadamının genç kızını kaçırmak ve fidye için onu esir tutma planları yapan üç sefil dolandırıcı (iki erkek ve bir kadın) hakkındadır.  Dolandırıcılar bu planlarını başarıyla gerçekleştirdikten sonra doğru zamanın gelmesini beklemek için sınırı geçerek küçük kızı Amazon’un derinliklerinde yaşayan bir çiftin evine götürürler.  Çocuğun ailesi bu durumu öğrendiği zaman ormanda kurtarma operasyonu düzenlemeye kalkışırlar ve filmin adından da anlaşılacağı gibi Yamyam Terörü başlar.  Bundan sonra kızı kaçıranların başına gelenler ise daha önceki önemsiz illegal aktiviteleriyle karşılaştırıldığında bunların hepsinden çok daha kötüdür.

Filmin temasından yola çıkan bir kişi böyle bir film için büyük umutlar besleyebilir ama Cannibal Terror bu türün başarılı örneklerinin hepsinden çok farklıdır.  Bu film ne bir Cannibal Holocaust, bir Cannibal Ferox ve hatta Mangiati Vivi değildir!  Zombie Lake zombi filmleri için neyse Cannibal Terror de cannibal filmleri için odur.  Belki de Eurociné‘in peşinde olduğu şey de tam olarak buydu.  Sözü geçen Zombie Lake’in hayranları sevinebilirler.  Bu filmin ön plana çıkan yanı aslında beceriksizlikleridir (uyarıyoruz, bunlardan çok fazla var). (daha&helliip;)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm Bağlantılar
Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korkucu Once upon in a time in Western Öteki Sinema Sinematik Ters Ninja

İyiKötüFilm Feeds


İyiKötüFilm
yeni