iyiköfüfilm

Korkunç olmayan gülünç bir şey hiç görmedim. Eğer acıya neden oluyorsa komiktir; acıya neden olmuyorsa da komik değildir. ” – W.C. Fields

Bu konuda ilk akla gelen karakterlerden biri Ash (Bruce Campbell). Evil Dead : Dead by Dawn (1987) filminde ruhu ele geçirilmiş kız arkadaşı Linda’yı katlettikten sonra, şüphesiz ki karşılığını alması mümkündü. Ama Evil Dead serilerinde “zamana karşı yarışmak” gibi bir durum sözkonusu değil. Linda’yı parçalar halinde huzura erdirdikten sadece dakikalar sonra, sağ eli onu dövmeye başlar ve kafasında mutfak alet edevatlarından oluşan bir koleksiyonu kırar. Bütün bu olanlara karşılık, tabi ki o da boş durmaz, testeresine uzanıp kendi kendini doğramaya başlamaya hazırlanmadan önce “Şimdi kim gülüyor?” şeklinde bağırır.

İzleyicilerin güldüğü kesin. Sam Raimi’nin bu remake filmi Video Nasty ile Laurel ve Hardy birleşimi gibi. Joe LoDuca’nın 20ler tarzı soundtrack müzikleri eşliğinde, Ash’in eli fare deliklerine girip çıkıyor, etrafında dönüyor, gülüyor. Silahıyla vurduktan sonra sonunda Ash onu içinde Ernest Hemingway’in A Farewell to Arms kitabının bulunduğu bir kovanın altında yakalıyor. (daha fazla…)


13
May
2012

En iyi 20 Korku Filmi Seks Sahnesi

Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı.

Seks ve şiddet… Beraber dondurma ve pasta gibi gidiyorlar, değil mi? İzlediğimiz çoğu korku filmi şiddet açısından tatmin edici olsa da peki ya seks? İkisi bir arada oldu mu ortaya gerçekten lezzetli işler çıkabiliyor.  Bu lezzetli ikilinin bir arada olduğu fakat bazı anlarda da bu ikilinin bir araya gelişiyle şiddetin boyutunun daha da arttığı, korku filmlerindeki en iyi seks sahnelerini sizler için listeledik. (daha fazla…)


7
May
2012

Blood and Roses (1960)

Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı.

Uzun yıllardır saygı duyularak bilinen ve vampir mitine farklı bir yaklaşım getiren bu Roger Vadim filmi, sinema tarihindeki önemli yerini halen korumaktadır. Geçmişe dönüp baktığımızda, bu filmde zarif ve şık bir hikaye görüyoruz, aynı zamanda Sheridan Le Fanu‘nun Carmilla karakterinin erotizmini beyazperdeye en başarılı şekilde uyarlayan bir kaç filmden biridir.

1961 yılında ise durum farklıydı. O yıllarda, Hammer’ın abartılı bir yaklaşım sergilediği Dracula uyarlamasının yanında, Blood and Roses filminin hafif kaldığı ve biraz da sakin olduğu şeklinde yorumlar yapılmıştı. Değerli olduğu kabul ediliyordu ama korku filmi öğelerine sahip olmadığı söyleniyordu. Yönetmen Vadim’in ticari kaygılar ile sanatsal sunum arasında bir yerlerde kaldığı, eski moda tutuculuk ve Fransız New Wave akımı arasında bulunduğu söylenirken, duygusal öğeleri ön plana çıkarmak uğruna şiddet öğelerini feda etmesi eleştirilmişti.

Bu eleştiriler tamamıyla haksız sayılmaz, Vadim’in sanatsal içgüdüleri filmin açılışından itibaren açıkça görülüyor, Le Fanu ismine filmin belirsizliğini korumak adına yer verilmiyor. Annette Stroyberg (Carmilla) ve yardımcı oyuncu Elsa Martinelli aşk ve ölüm bahçesindeki kırılgan çiçekler gibi sunuluyor. Filmin en dikkat çeken sahnelerinden biri, serada iki kadının ani yakınlaşması, bu konsepti tam olarak somutlaştırıyor. Bu, homoerotik sinemanın önemli sahnelerinden biri – arka planda yağmurdan ıslanmış kadınlar birbirlerine bir öpücük verirken seranın camlarının nemlenmesi.

Kan dökmek bu tür filmlerde eşcinsel birlikteliğe göre daha kabul edilebilir olduğundan, bu sahnenin ön plana çıkışını hatırlamak biraz garip. Dramatik yaratıcılık yönü düşünülmediğinde bile aslında bu sekans ana karakterin içinde bulunduğu temayı yansıtıyor, ödüllendirilmeyen aşkın onun en büyük laneti oluşu. Bu duruma farklı bir bakış açısı getirilirse, yaygın olarak heteroseksüel romantizmin bir sembolü olarak görülen güllerin onu reddetmekten başka çareleri yok çünkü eşcinsel tutku nedeniyle yok ediliyorlar. (daha fazla…)


6
May
2012

Chop (2011)

Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı.

Terror Firmer ve Tromeo&Juliet gibi Troma klasiklerinden hatırlayacağınız Will Keenan’ın başrolde oynadığı Chop bir anda karşıma çıkan, bir anda izlediğim ve bir anda hoşuma giden bir film oldu. Filmde görev alanlardan Troma geçmişi olan tek kişi de Keenan değil, filmin yönetmeninden senaristine ve bazı oyuncularına kadar herkes bir şekilde Lloyd Kaufman’ın elinden geçmiş (gerçi bu cümle yanlış anlamalara mahal verebilir). Filmin mesaj vermek gibi bir gayesi yok, hızlı bir şekilde hikayesini anlatıyor ve bitiyor. Zaten bazı filmlerin neden mesaj verme kaygısı içinde olduğunu hiçbir zaman anlayamamışımdır, ilk Hababam Sınıfı’nda Mahmut Hoca’nın “Okul ticarethane değildir” mesajıyla sonlanması gereken bir gelenekti diye düşünüyorum.

2008 yılına dönelim. O sene Deadgirl diye rahatsız bir film çıkmıştı. Gayet ciddi, izleyiciyi tedirgin etmeyi kafasına koymuş bir filmdi. Deadgirl’ün senaristi Trent Haaga’nın ilk yönetmenlik denemesi ise Chop. Chop, bütçesi nedeniyle gavurun gorehound dediği kanlı film seven izleyiciye pek bir şey vaad etmese de mevzubahis sahneleri  yeterli şekilde tattırmış. Tür olarak gerilim-kara komedi sınırında gezen bir film fakat ton değişimi sıkça yaşandığı için izleyenin kafasını karıştırması muhtemel.

Biricik Tromeo’muzun canlandırdığı Lance adında evli, mutlu, çocuksuz bir adam filmin asıl karakteri. Filmin kötü adamı ise Lance’i bozulan arabasının başında bulup gideceği yere kadar götürmeyi teklif eden bir yabancı (ki adı da credits kısmında Stranger olarak geçiyor). (daha fazla…)


29
Mar
2012

Blood on Satan’s Claw (1971)

Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı.

Altmışların sonu ve yetmişli yılların başında ingiliz korku sinemasında kısa bir süre varlık gösteren ve “Folk Horror” olarak adlandırılan alt türü, “Wicker Man” filmi çerçevesinde anlatmaya çalışmış, bu arada türün bilinen örneklerinden birkaç ismi de zikretmiştik. İngiliz folklorünün pagan inanışlarıyla hristiyanlık dini arasında bir yerde bulunan şeytanın, kelimenin gerçek anlamıyla “vücuda gelme” hikayesini anlatan önemli bir film var sırada. Filme geçmeden önce bir hatırlatma yapmam gerekiyor sanırım. Bir filmi belli bir tür içerisinde değerlendirmek, ortak unsurları analiz ederek seyircinin kavrayışına rehberlik  edebilecekse de, hiçbir zaman kusursuz kesinlikte bir yol haritası çizme yeterliliği ve iddiasına sahip olamaz. Film, anlatılan türün sınırlarından taşan özelliklere sahip olduğu kadar, bir başka yerde, bir başka tür içerisinde de değerlendirilebilir. Ya da belki, yazılanların hepsi uydurmadan ibarettir; filmi çeken, apayrı dünyaların izini sürmektedir.

1970 tarihli Blood on Satan’s Claw, başrolünde dönemin korku ve seks komedilerinin yıldızı Linda Hayden‘ın yer aldığı, yönetmenliğini o tarihe kadar korku türüne hiç bulaşmamış Piers Haggard‘ın, yapımcılığını ise meşhur Hammer Stüdyolarına rakip olmuş (ama tutunamamış) Tigon‘un üstlendiği bir film. Tigon‘un sicilinde bu filmden önce Witchfinder General‘ın bulunduğunu belirtmeden geçmeyelim.

17. yüzyılda İngiliz kırsalı. Ralph Gower, Edmonton’ların tarlasını sürerken tek gözlü tuhaf bir kafatasına rastlar. Durumu o sırada bölgeye Londra’dan ziyarete gelmiş  yargıca bildirir. Ama kafatası gizemli bir şekilde ortadan kaybolduğundan söyledikleri ciddiye alınmaz. (daha fazla…)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Attack From Planet B Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korku Sitesi Once upon in a time in Western Öteki Sinema Sinematik Ters Ninja B-Film Blog Asya Sineması