





Sinemanın parlak spotlarından uzak kalmış ama en az onlar kadar ilgiyi hak eden iyi "kötü film" lerin Tolga Demirtaş tarafından masaya yatırıldığı bu siteye hoşgeldiniz.


Çetin İnanç İstismar Filmleri B-Film Blaxploitation B Movie Dario Argento David Cronenberg Edwige Fenech Emmanuelle Erotik Yeşilçam Exploitation George Eastman Giallo Gore Hammer Film Productions I Spit On Your Grave Italian Trash Jess Franco Jesus Franco Joe D’Amato Joe D'Amato Lucio Fulci Mario Bava Nikkatsu Roger Corman Sergio Martino Sexploitation Slasher Sylvia Kristel Zerrin Doğan
Frank Henenlotter isminin birçoğumuzun hafızasında 1982 yapımı Basket Case filmini canlandırdığını söyleyebiliriz. B tarzı komedi-korku filmlerinde kült mertebesine ulaşmış yönetmenin sadece 9 filmi olmasına karşın bunlardan büyük çoğunluğu B film fanları için önemli yapımlardır. Peki nedir bu filmler? Baket Case (1982) Brain Damage (1988), Basket Case 2 (1990), Frankenhooker (1990), Basket Case 3 (1992). Bu halkaya dahil edebileceğimiz bir diğer filmi ise son yapımı olan Bad Biology (2008)’dir.
Bad Biology, benim son zamanlarda izlerken keyif aldığım nadir yeni yapım filmlerden biri. Film genetik bozuklukları yüzünden cinsel açlık çeken bir kadın ve bir erkeğin bir noktadan sonra kesişen ortak hikayelerini anlatıyor. Sağlıksız bir cinsellik üzerine kurulu olan film günümüz gençliğinin cinselliğe bakışına eleştirel bir yaklaşım sergiliyor. Günümüz gençliğinin cinselliğini sınırsızca yaşaması ve bir doyuma ulaşamaması, yönetmenin iki ana karakteri Jannifer (Charliee Danielson) ve Batz (Anthony Sneed)’in de genetik bozuklukları yüzünden sürekli cinsel açlık çekmeleriyle anlatılmaktadır.
Jannifer’ın doğuştan yedi klitorisi vardır ve sınırsız bir cinsellik yaşamasına rağmen doyuma bir türlü ulaşamamaktadır. Beğendiği birçok erkekle birlikte olan Jannifer’ın tuhaflıkları sadece yedi klitorisi olmakla bitmiyor. İlişkiye girdikten iki saat sonra ise doğum yapmakta ve bebekleri ölüme terk etmektedir. Batz’in durumu ise daha vahimdir. Anormal boyutlardaki penisi, büyüklüğünün yanı sıra başına buyruk tavırlarıyla Batz’e rahat vermemektedir. Sürekli bir cinsel açlık çeken Batz günlük yaşamda da ereksiyon olmamak için çeşitli ilaçlar kullanmaktadır. Fakat ilaçlar artık derdine çare olmamakla birlikte Batz’ın sağlığını da tehdit etmektedir.
» yazının devamı

“Malabimba” ya da İngilizce versiyonundaki adıyla “Possession of a Teenager”, “The Exorcist”in sayısını bilmediğimiz İtalyan rip-offlarından bir tanesi. Daha büyük bütçelerle çekilmiş “Beyond the Door” ya da “The Temptor” dan çok daha iyi olduğunu, belki de en iyi İtalyan “The Exorcist” rip-offlarından biri olduğunu söyleyebilirim.
Daniela ‘Bimba’ Karoli (Katell Laennec) ölmüş annesinin ruhu tarafından ele geçirilir ve sonrasında resmen bir seks canavarına dönüşür. Olay babasını baştan çıkarmaya, büyükbabasına oral seks yapmaya kadar varır. Bu 16 yaşındaki masum genç kızın geçirdiği dönüşüm, seksüel açlık, şiddet, asabiyet izlenmeye değer kesinlikle.
Filmin yönetmeni Andrea Bianchi B film severler için pek de yabancı olmayan bir isim. Yönetmenin “Strip Nude for Your Killer” giallosu, ya da eğlenceli zombie filmi “Burial Ground” tanıdık gelecektir. Eğer “Burial Ground”u izlediyseniz “Malabimba” hakkında az çok bir fikir yürütebilirsiniz. Andrea Bianchi sınırları olmayan bir yönetmen ve Malabimba’da da bunu görmek mümkün.
Malabimba oldukça çılgın bir film. Seksploitation ve nunsploitation tanımlamasını hak eden fakat gore ya da gerçek bir korku ögesi barındırmayan film, yapımcı Gabriele Crisanti’ya yeteri kadar sleazy gelmemiş olacak ki beş dakikalık hard core seks sahnesi ilave etmiş filme.
» yazının devamı

“They’re going to put you in a padded cell where you belong.”
Confessions of a Psycho Cat, 60’ların son dönemlerinde çekilmiş siyah-beyaz bir sexploitation filmi. Aslında filme sexploition tanımlaması üç yıl sonra eklenen seks sahneleri sebebiyle verilmiş. Zira filmin orjinali 55 dk. Sleazy ve campy unsurları içeriyor olmasına rağmen film oldukça kaliteli bir gerilim atmosferi yaratmayı başarıyor.
Virginia Marcus (Eileen Lord) problemli bir çocukluk geçirmiş bir kadındır. Çocukluğunda yaşadığı travmalar etkisini hala sürdürmektedir. Filmin açılış sahnesinde Virginia elinde bir türüfekle Afrikaya safariye gidecek olan abisine eşlik edeceğini düşünürken reddedilir. Bunun üzerine Virginia New York’ta kendi safarisini yapmaya karar veriri ve bunun için üç kişi seçer; Buddy, Charles Freeman ve Rocco. Seçilen bu üç kişi rastgele seçilmemiştir. Geçmişten gelen kötü bir ortak yanları vardır. Buddy uyuşturucu bağımlısı ve satıcısı bir hippidir. Genç bir kıza aşırı doz eroin vererek ölümüne sebep olmuştur. Charles Freeman ise unutulmuş bir aktördür ve sevgilisinin kocasını vahşice öldürmüştür. Eski bir güreşçi olan Rocco ise ringde bir güreşçiyi döverek öldürmüştür. Virginia bu üç kişiyi evine çağırır ve bir safari düzenleyeceğini söyler bu safaride amaç 24 saat boyunca canlı kalabilmektir. 24 saatin hayattan kalan kişi Virginia’dan $100.000 ödül kazanacaktır. Üçlü bu öneriyi kabul eder ve safari başlar.
» yazının devamı

Vampiros Lesbos yönetmenliğini Jesus Franco’nun yaptığı, Bram Stoker’ın kısa hikayesi “Dracula’s Guest” den esinlenmeler taşıyan, bir erotik gerilim filmi. Avrupa istismar sinemasının oldukça başarılı işlerinden olan bu film, kimilerine göre Franco’nun da ustalık eserlerinden birisi.
Filmin konusu kısaca şöyle; Linda Westinghouse (Ewa Strömberg) Simpson&Simpson avukatlık bürosunda çalışan bir avukattır. Rüyalarında ise sürekli kendisini çağıran bir kadın görmektedir. Bir miras olayı ile ilgili görüşmek üzere genç ve güzel kontes Carody’nin (Soledad Miranda) adadaki evine gider. Nadine Carody’e Kont Dracula’dan miras kalmıştır. Nadine’in büyüleyici güzelliğinden etkilenmemenin imkanı yoktur ve Linda’nın rüyalarında kendisi çağıran kadın Kont Dracula tarafından vampire dönüştürülmüş Nadine’den başkası değildir. Nadine ile aralarında başlayan yakınlaşma filmin de temellerini oluşturur. Bu yakınlaşmadan rahatsız olan Linda’nın erkek arkadaşı, okültizm ile ilgilenen bir doktordan yardım alır ve Linda’yı Nadine’nin etkisinden kurtarmaya çalışır.
Filmi Türk izleyiciler için ilginç kılan en büyük etken ise filmin İstanbul’da geçiyor olması. İstanbul’u Jess Franco’nun gözünden hem de en önemli filmlerinden birisinde izlemek heyecan verici. Filmi daha önce DVD de seyretmiş olmama rağmen İstanbul Film Festivali kapsamında, beyazperdede izlemek ayrı bir keyifti. Bu keyfi salonu dolduran birçok kişi yaşayamamış olsa da (saçma sapan sebeplerle olur olmaz her şeye gülen bir izleyici topluluğu) benim için güzel bir deneyimdi.
Bir vampir filmi olmasına karşın filmde alışılagelmiş olan Hıristiyan imgelerine (kilise, haç vb.) rastlanmayıp bolca camii görüntüsüne yer verilmiş.
» yazının devamı

Seven For Women yönetmenliğini, aynı zamanda filmin başrol oyuncusu olan Michel Lemoine’in yaptığı 1976 yapımı bir Fransız erotik korku filmi. Michel Lemoine Avrupa kült sineması severler için tanıdık bir yüz. Farklı türlerdeki filmlerde karşımıza çıkan oyuncuyu “Sex on the Beach” ve “Death on the Fourposter” filmlerinden hatırlamak mümkün. Lemoine aynı zamanda birçok softcore ve hardcore erotik filme de imza atmış bir yönetmen.
Seven Women for Satan’ın bir klasik olan “The Most Dangerous Game” hikayesinin bir adaptasyonu olmadığını söylemek mümkün ama aynı isimli filmin bol çıplaklık içeren bir “remake”i. The Most Dangerous Game, 1924 yılında Richard Connell tarafından yazılmış, 1932 yılında da beyazperdeye uyarlanmış bir kısa hikaye. Seven Women for Satan da ise The Most Dangerous Game filmindeki Zaroff karakterinin oğlu Boris Zaroff üzerinden dönüyor hikaye.
Boris Zaroff (Michel Lemoine) hafta içi görünürde gayet normal, işine gidip gelen bir adamdır. Fakat sürekli kadınları takip edip onlara işkence yaptığının hayalini kurar. Kadınlar onun için güzel oyuncak bebekler gibidir. Hafta sonları ise bu hayallerini gerçekleştirmek için daha önce kadınlara aynı işkenceleri yapan atalarının da yaşadığı, bir çeşit işkence mabedi olan şatosuna gider. Şatoda kahyası Karl (Howard Vernon) ona bu işkence konusunda yardım eder. Daha önce Karl’ın da ataları Boris Zaroff’un atalarının kahyalığını yapmıştır.
» yazının devamı
