





Sinemanın parlak spotlarından uzak kalmış ama en az onlar kadar ilgiyi hak eden iyi "kötü film" lerin Tolga Demirtaş tarafından masaya yatırıldığı bu siteye hoşgeldiniz.



Çetin İnanç İstismar Filmleri B-Film B Movie Dario Argento David Cronenberg Edwige Fenech Erotik Yeşilçam Exploitation George Eastman Giallo Gore Hammer Film Productions I Spit On Your Grave Italian Trash Jean Rollin Jess Franco Joe D’Amato Joe D'Amato Lucio Fulci Mario Bava Ninja Roger Corman Sergio Martino Sexploitation Slasher Sybil Danning Tom Savini Trash Film Zerrin Doğan
The Horror of Party Beach yönetmenliğini Del Tenney’nin yaptığı, 1964 yapımı siyah-beyaz bir korku filmi. Amerika’nın Doğu kıyılarında bulunan küçük bir sahil kasabasında, radyoaktif kirliliğin denize akması sonucu mutasyona uğramış canavarlar türer. Ortaya çıkan bu canavarlar, genellikle tüm korku filmlerinde olduğu gibi, genç kadınları kendine kurban seçer. Hank Green (John Scott) ve kız arkadaşı (Marilyn Clark) iyi vakit geçirmek ve müzik grubu The Del-Aires’i dinlemek için sahil kenarına giderler. Bir süre sonra Hank ve kız arkadaşı tartışırlar ve tartışma Hank’in bir motosiklet çetesiyle kavga etmesine sebep olur. Tartışmanın ardından kız arkadaşı eğlenceye devam etmek istediğini ve partiye katılmak istediğini belirtip sahile doğru gider. Giderken canavarlar tarafından öldürülür. Bilim adamı olan Dr.Gavin, kızı Elaine ve Hank radyoaktif kirlilik sonucu türeyen bu canavarları ortadan kaldırmaya çalışırlar ve en sonunda sahilde her şey normale döner.
Film New Jersey’li rock grubu The Del-Aires’in müziğiyle açılışta sanki bir müzikal havasında başlıyor. Oyunculuklar hakkında bir şey söylemek imkansız, çünkü oyuncular film boyunca sadece kendilerine verilen texti okuyup, yapmaları gereken hareketleri yapıyorlar o kadar. Yani oyunculuk namına hiçbir şey yok filmde. Film için çok kötü demek yanlış olmaz, ama en kötüsü mü, bu biraz haksızlık olabilir, en azından eğlenceli. Korku filmi olmasına rağmen, filmin belki de en korkunç sahneleri dar taytlı eşcinsel erkeklerle garip saçlı kadınların yaptıkları danslar. Hiç şüphe yok ki filmde en az korkutucu şey canavarlar. Hatta filmin bazı karelerinde canavar kostümünün altından oyuncuların yüzlerini, ayaklarındaki ayakkabıları bile seçebiliyorsunuz.
» yazının devamı

80’ler deyince akla gelen filmlerden biri de hiç şüphe yok ki Gremlins (1984)’dir. Sevimlilikleri yüzünden filmin başında bir korku filminden çok bir çocuk filmi izlenimi veren Mogwai’ler o dönemde hepimizin gönlünde taht kurmuş sevimli canlılardır. 80’lerin garip komedi anlayışı ve kendine özgü bir korku filmi atmosferi yaratan film izleyiciye keyifli anlar yaşatmayı vaat ediyor.
Filmimizin konusu ise kısaca şöyle; Noel yaklaşmaktadır ve çılgın mucit Randall Peltzer (Hoyt Axton) bir iş için gittiği bir şehrin Çin mahallesinde oğlu için bir hediye bakmaktadır. Randall, oğlu Billy (Zach Gilligan) için bir Mogwai almaya karar verir. Fakat Mogwai’ler bakımı oldukça zor canlılardır. Mogwai’yi satan Mr. Wing (Keye Luke) Randall’ı uyarır. Mogwai’ler gece yarısından sonra beslenmemeli, parlak ışıktan uzak tutulmalı ve asla ıslatılmamalıdır. Billy, Mogwai’ye “Gizmo” adını verir. İlk başlarda uyarılara dikkat eden Billy gün geçtikçe uyarıları dikkate almaz. Önce Gizmo’yu gece yarısı besler, sonra ıslatır ve parlak ışığa dikkat etmez. Bunun sonucu yeni Mogwai’ler üremiş ve hepsi birer canavara dönüşmeye başlamıştır.
Filmin yönetmen koltuğunda Piranha (1978) ve Howling (1981) filmlerinden tanıdığımız Joe Dante var. Ayrıca belirtmek gerekir ki executive producer olarak da Spielberg de filmde görev yapmış.
Gremlins (1984)’in gişede yakaladığı başarı bu tarz filmlerin de önünü açtı. Ghostbusters (1984) Gremlins’le aynı hafta vizyona girmiş ve yakaladıkları başarı korku-komedi unsurlarını birleştiren Beetlejuice (1988) gibi yüksek bütçeli yapımlardan tutun da düşük bütçeli B filmlere kadar birçok filme esin kaynağı olmuştur.
» yazının devamı

Paranoid, Stephen King’in 1985 yılında yayımlanan Skeleton Crew isimli kısa hikaye antolojisinde geçen, 100 satırlık Paranoid: A Chant adlı şiirinden beyaz perdeye uyarlanmış bir kısa film. Yönetmenliğini Jay Holben’in yaptığı, başrolünde ise Tonya Ivey’in oynadığı 8 dakikalık, 2000 yapımı film bir “Dollar Baby”. Dollar Baby terimi Stephen King tarafından ortaya atılmış, kısa hikayelerinin $1 karşılığında seçilmiş film yapımcıları ve öğrencileri tarafından sinemaya adapte edildiği kısa filmler ve filmi yapan kişi için kullanılır. Filmlerin bütçeleri birkaç yüz dolar ile 60000 dolar arasında değişmektedir ki bu en yüksek bütçeye sahip olan film ise Umney’s Last Case’dir. Dollar Baby’ler Stephen King’in koyduğu kurallar gereği ticari bir iş değildir, fakat Paranoid yine Stephen King’in izni ile sınırlı bir süre için 2002 yılında internette yayınlanmış, yine King’in izni ile DVD’si piyasaya sürülmüş ilk Dollar Baby’dir.
Filmde şiirde geçen bütün satırlara yer verilmiş. Açılış sahnesi, harabe, isimsiz bir motel odasında, isimsiz bir şehir ve belirsiz bir zamanda geçmektedir. Deliliğin son safhasında bir kadın odanın bir köşesine sinmiş dışarıda onu izleyen, dinleyen ve öldürmek isteyen birilerinin olduğunu düşünmektedir. Bu düşünce adeta bir saplantıya dönüşmüştür. Odanın bütün duvarları gazetelerin cinayet haberlerinin kupürleriyle kaplıdır. Beş yüz sayfadan oluşan beş yüz tane günlüğü vardır ve bu günlüklere başından geçen, kendine göre kötü olayları not almaktadır. Kadının paranoyaklığı o kadar üst seviyededir ki günlükte garsonun yemeğine tuz yerine arsenik koyduğunu düşünür, ellerini sürekli dezenfekte etmektedir. Peşindeki kişileriyse devletin gizli güçleri olduğunu düşünmektedir.
» yazının devamı

Çok fazla kişi tarafından bilinmemekle birlikte, 50’lerden itibaren yüz nakli ile ilgili filmler büyük bir gelişme göstererek korku sinemasının bir alt türünü oluşturdu. Georges Franju’nun Les Yeux Sans Visage (1960) isimli filmi ile başlayan gelişme, Jess Franco’nun Awful Dr. Orloff (1962) ve Riccardo Freda’nın Double Face (1969) isimli filmleriyle devam etti. 1974 yılına gelindiğinde ise yönetmenliğini Yılmaz Duru ve Sergio Garrone’nin yaptığı, başrollerinde ise Klaus Kinski, Katia Christine’nin yanı sıra Ayhan Işık ve Erol Taş’ın yer aldığı La Mano Che Nutre La Morte / Evil Face ya da Türk versiyonundaki ismiyle Ölümün Nefesi bu türe bir katkıda bulundu.
Filmin konusuna gelecek olursak kısaca şöyle: Alex (Ayhan Işık) ve eşi Masha (Katia Chrsitine) bir araba kazası geçirirler. Bu kaza sonrası çılgın bir bilim adamı olan Nijinsky’nin (Klaus Kinski) yaşadığı yere kaldırılırlar. Nijinsky yüzü yanarak deforme olmuş kendi eşini eski güzelliğine getirebilmek için Masha’nın yüzünden doku nakli gerçekleştirir. Ameliyat sonrasında artık Masha’nın yüzüne sahip olan kadın, kendi kocasını bırakıp Alex’le birlikte olmaya başlar ve kocasını öldürmek ister. Karısının bu vefasızlığı sonucu intikam almak isteyen Nijinsky bir yangın çıkarır.
» yazının devamı

Uzun zamandır böyle bir liste yapmak istiyordum. Filmlerle ilgili çok fazla ayrıntıya girmeden B filmlerde boy gösteren akıllara zarar yaratıkları sizlerle paylaşmak için kolları sıvadım. (Filmlerle ilgili ayrıntılı yazıları ilerleyen günlerde okuyabilirsiniz.) Listeyi oluştururken belli bir sayı sınırlamasında kalmadım. Fakat kronolojik olarak 1910’lardan 1960’lı yılların B filmlerden yaratıkları seçtim.
Hollywood’un milyon dolarlık canavarlarına karşın, oldukça ucuza kotarılmış bu canavarlar, günümüz izleyicisine komik gelse de yaratıcılıkta sınır tanımadıkları ortada.
Peki, bu canavarlar nasıl ortaya çıkıyor? B filmler içindeki oluşum süreçleri neler? Bunları birkaç madde altında sıralamakta fayda var;
» yazının devamı
