iyiköfüfilm

Kılıç ve Sandalet filmleri olarak da bilinen Peplum (ya da pepla plural) İtalyan film endüstrisini 1957’den 1965’e kadar etkisi altına almış olan ve 1965’te yerini sonunda “Spagetti Western” lerine bırakan, çoğunlukla İtalyan yapımı, tarihsel ya da hristiyan destanlarını anlatan bir film türüdür. Tıpkı Spagetti westernler nasıl Holywood westernlerinin düşük bütçeli versiyonlarıysa Pepla da zamanın büyük bütçeli Holywood yapımı tarihsel destan filmleri (Spartacus, Samson and Delilah ve The Ten Commandments gibi) ile yarışmaya çalıştı. “Peplum” (romalıların giydiği giysilere denir) ve “kılıç ve sandal” terimleri film eleştirmenleri tarafından küçümsendi. Peplum filmleri “Clash of the Titans” ya da “King of Kings” gibi Holywood ya da İngiliz filmlerini kapsamaz (aynı şekilde “Spaghetti Western” türü “High Noon” ya da “The Outlaw Josey Wales” gibi Hollywood westernlerini de kapsamaz). D.W.Griffith’in 1916 tarihli “Intolerance” filminde olduğu gibi Holywood yönetmenleri tarihsel destanları dramatik çatışmalar ve gerçekçi ana karakterler ile zenginleştirerek anlatırken Peplum, gerçek tarihsel bir olayı ya da İncildeki bir olayı ele alarak onu basit, çizgi romansı bir kahramanlık macerasının arka planı haline getirerek kullanır. Pepla filmleri klasik ya da ortaçağda geçen mitoloji, efsanevi Yunan-Roman tarihi ya da o zamanın güncel kültürleri (Mısırlılar, Asyalılar vs gibi) gibi konular içeren İtalyan macera ya da fantastik filmlerdir. (daha&helliip;)


Yeni Eşcinsel Sineması terimi ilk defa akademik B.Ruby Rich tarafından 1992’de Sight and Sound dergisinde 1990ların başlarında eşcinsel temalı bağımsız film akımını tanımlamak için kullanıldı. Yeni Eşcinsel Sinema kavramı queer kelimesinden türeyip 1980 ve 1990larda akademik yazılarda gay, lezbiyen, biseksüel ve travesti kimliğini ve deneyimlerini tanımlamak ayrıca cinselliğin geleneksel tanımları dışındaki diğer değişken özelliklerini açıklamak için kullanılmaya başlandı. 1992 itibariyle bu terim 1990lardan bu yana çekilen bazı filmler için de kullanılmaya başlandı. Yeni Eşcinsel Sineması hareketi heteronormalliğin reddi ve toplumun uç noktalarında yaşayan LGBTler gibi bazı konular edindi.

1992 tarihli makalesinde, Rich 1991 yılındaki film festivalinde gay ve lezbiyenlerin varlığına dikkat çekerek “Yeni Eşcinsel Sinema” kavramını gay ve lezbiyen bağımsız film yapımcıları tarafından özellikle Kuzey Amerika ve İngiltere’de yapılmış benzer temalı filmler hareketi olarak adlandırdı. Rich teorisini Village Voice gazetesindeki yazısında form olarak radikal, heteroseksüellik tanımını ve 70ler ve 80lerde gay hakları savunucuları tarafından oluşturulmaya çalışılan pozitif gay ve lezbiyen imgelerini zora sokan bir şekilde cinsel kimliklerin agresif bir dışavurumu olarak Yeni Eşcinsel Sineması kavramını genişletti. Yeni Eşcinsel Sineması filmlerinde başrol oyuncuları ve anlatımlar baskın şekilde LGBTlere aitti ancak bu kişiler toplumdan dışlanmış ve dejenere olarak yansıtıldı ve bu kişiler de kendilerini suçlu ya da kanun kaçağı gibi göstererek kendilerine radikal ve geleneksel olmayan hayat biçimleri ve cinsiyet rolleri benimsediler. (daha&helliip;)


Eşcinsel temalı filmlerin geçmişi nerdeyse sinema tarihi kadar eskiye uzanır ancak tüm eşcinsellik tarihi gibi bu filmlerin de yorumlanması her zaman tartışmalı olmuştur.

Kadın elbisesi içindeki Chaplin (A Woman,1915), eşcinsel bir imge midir, bir camp imgesi midir yoksa homoseksüelden çok sadece komikliği çağrıştıran bir imge midir?  Sessiz sinema eşcinsel temalarla doludur, her sessiz sinema komedyeninin kadın elbiseleriyle sergilediği performanslardan tutun da Wings (1927) deki Richard Allen ile Buddy Rogers’ın ateşli öpüşmesine, yönetmen Franz Borzage’nin Seventh Heaven (1927) ve Street Angel (1928) gibi filmlerde Charles Farrell’i homoerotik şekillerde kullanması kadar sinema bu örneklerle doludur. Gay Brothers filmindeki danseden adamların sinema tarihindeki ilk homoseksüel çift olduğuna inanılmaktadır ama  bir yandan da eşcinsellik konusundaki kafa karışıklığı o zamanlardaki homoseksüelliğe bakış açısı konusunda soru işaretlerine sebep olmuştur. Bu danseden çift belki de eşcinsellikten çok keyif için bu şekilde dansediyorlardı. (daha&helliip;)


Geçmişten günümüze korku sineması, kendisinden önce gelen gotik edebiyat gibi, karanlık ve bilinmeyen sularda yeni yerler keşfetmeye çalışarak izleyicisine estetik bir doyum yaşatmaya uğraştı. Yolculuk süresince uğranan duraklarda konaklama süresi, popüler sinemadaki üretimi temel alırsak, seyircinin ilgisiyle doğru orantılıydı. Örneğin gotik edebiyatın ilk eserlerinden uyarlamalar, çeşit çeşit canavarlar, zombiler, seri katiller vs. Nihai amaç korku, terör ve ürperme yaratmak olunca, sonsuzluk ve güç gibi kavramları da devreye sokmak gerekiyordu ki aranılan kan, nicedir korku sinemasının anlattığı hikayelerde gizliden gizliye işleniyordu. Spesifik bir inanç sistemi üzerinden dinin, dogmatik düşüncenin, ya da daha cesur bir ifadeyle izleyicinin bilincinde ulvi olanın masaya yatırıldığı korku filmlerinin zamanı gelmişti. Bu yazıyı başlangıç alarak, önümüzdeki haftalarda da film örnekleri ekseninde devam edeceğimiz yazı dizimizde, sözünü ettiğim amaca yönelik kısa ömürlü bir alt türü inceleyeceğiz: Folk horror.

Pagan kavramı bugün genel anlamda semavî dinlerin dışında kalan çok tanrılı dinsel inanışlara sahip birey ve toplumları tanımlamak için kullanılsa da, kavramın arkasında yatan daha az uygarlaşmış olma vurgusunu yok sayamayız. Bununla beraber, uygarlaşmış toplumların irili ufaklı bazı kültürel gruplarının hala geçmişteki pagan inanışlarından kalan birtakım izlerin peşinden yürüdüğünü yadsımak mümkün değil. (daha&helliip;)


27
Kas
2011

Türk İstismar Sineması

Kavram-Kuram-Fenomen Yeşilçam kategorilerinde yayınlandı.

Türk İstismar Sineması: Türkiye çeşitli kültürlerin birarada olduğu, farklı müziklere, yemeklere, edebiyata ve birçok farklı bölgesinin farklı geleneklere sahip olduğu bir ülke. Şüphesiz ki sinemanın bir toplumun değerleri ve toplumun dolaylı olarak üzerinde büyük bir etkisi vardır. Türk sineması, çoğunlukla geleneksel hikayeler ve kendi sorunları içinde boğulmuş bireylerin oluşturduğu sosyal çevreyle yaşanan iç çatışmalar üzerine yoğunlaşır. Türk sinemasının yerel filmlerle ilgilenmeye başlaması 1887 yılına dayanır ve I.Dünya Savaşı boyunca kendi filmlerini üretir. Savaştan sonraki yıllarda ise her ne kadar teknik açıdan Fransa, İsveç ve Amerika filmlerinden daha kötü durumda olsa da bir çok belgesel ve kayda değer fimler yaratır. 1940’ların sonunda Türk fimleri abartılı gösterişlerden uzaklaşıp sosyal eleştirilerle ilgilenmeye başlar. 1950 sonları ve 1960 başlarında ise İtalyan neo-realism akımından etkilenir.

1950’li yıllar aynı zamanda Türkiye’nin düşük bütçelerle ve basit teknik olanaklarla çektiği fimlerle istismar sineması alanına girdiği dönemdir. Önceleri bu filmler özgün ve bireysel iken daha sonradan uluslararası alanda gişe rekorları kıran filmlerin kopyaları olmaya başlar.  Bu yıllarda Türkiye çoğunluğu dikkatsizce çekilmiş binden fazla istismar sineması örneği çıkarır. 1970’lerin başlarında ise yılda yaklaşık 400 film yapılır.  Bunlar sonuç olarak bağımsız sinemanın herşeyin anahtarı  olduğu ve herşeyin yapılabildiği– her ne kadar kötü olsa da – bir zaman diliminin eseridir. (daha&helliip;)


İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm Bağlantılar
Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korkucu Once upon in a time in Western Öteki Sinema Sinematik Ters Ninja

İyiKötüFilm Feeds


İyiKötüFilm
yeni