





Sinemanın parlak spotlarından uzak kalmış ama en az onlar kadar ilgiyi hak eden iyi "kötü film" lerin Tolga Demirtaş tarafından masaya yatırıldığı bu siteye hoşgeldiniz.



Çetin İnanç İstismar Filmleri B-Film B Movie Dario Argento David Cronenberg Edwige Fenech Erotik Yeşilçam Exploitation George Eastman Giallo Gore Hammer Film Productions I Spit On Your Grave Italian Trash Jean Rollin Jess Franco Joe D’Amato Joe D'Amato Lucio Fulci Mario Bava Ninja Roger Corman Sergio Martino Sexploitation Slasher Sybil Danning Tom Savini Trash Film Zerrin Doğan
Five Element Ninjas, yönetmenliğini Chang Cheh’in yaptığı 1982 yapımı bir Shaw Brothers kung fu filmi. Shaw Brothers tarafından yapılmış en iyi işlerden biri olduğunu söylemek mümkün. Film çok sayıda düello sahnesi içermekle beraber, sahnelerin hepsi de inanılmaz bir enerji ile dolu. Koreografinin olduğu kadar oyuncuların da kondisyonlarının etkisiyle çok başarılı bir görsellik sunuyor film. Filmin tamamında kendini gösteren yaratıcılık, şaşırtıcı derecede kanlı sahneler ve bir o kadar eğlenceli olması filmi kopmadan izlemeyi sağlıyor.
Çektiği dövüş filmleriyle tanınan ve bu konuda oldukça başarılı olan yönetmen Chang Cheh, o sıralar yeni keşfettiği, dövüşteki inanılmaz yeteneği ve çevikliği ile göz dolduran yeni yıldız Cheng Tien-chi’ye bu filminde başrol verir. Yönetmen Chang Cheh Shaw Studio’nun başarılı ve renkli bir kariyere sahip yönetmenlerinden biriyken 1983 yılında Shaw Studios’dan ayrılır ve düşük bütçeli Tayvan filmlerine imza atar fakat geçmişteki başarısını yakalayamaz. Five Element Niinja, yönetmenin Shaw’da yaptığı son başarılı iştir. Oyuncularının da katkısıyla film uluslararası bir üne kavuşur ve oldukça popüler olur.
Five Element Ninjas, intikam, ihanet ve hırsı içinde barındıran bir film. Konusu ise kısaca şöyle: Cheng Yun ve beş element Ninjaları, bir kung fu okulundaki tüm öğrencileri katlederler. Bu olaydan kurtulan Tsiau Chin Hau kendisine bir öğretmen bulur ve dört arkadaşıyla birlikte Ninjalığın tüm sırlarını öğrenerek, Cheng Yun ve beş element Ninjalardan intikam almaya karar verir. Aldığı eğitimden sonra içindeki intikam ateşi ve hırsla kötü Ninjalara meydan okur. Filme adını veren beş element ise altın, ağaç, su, ateş ve topraktır.
» yazının devamı

Ninja filmleri özellikle 70lerin sonunda ve 80li yıllarda dünya pazarında oldukça iyi iş yapıyordu. Ülkemizde de 80li yıllardaki video furyası döneminde en çok talep edilen filmlerin başında vurdulu kırdılı filmler gelmekteydi. Bu dönemde Yeşilçam filmlerinde jönler karate filmlerinden fırlamışçasına döner tekmeler savuruyor ve rakiplerini alt ediyordu. Karate filmlerimizin gelmesi gecikmedi ama yerli yapım bir Ninja filmine Türk izleyicisi ne tepki verecekti, bu bir soru işaretiydi. Türk Sineması’nın Jet Rejisör lakaplı yönetmeni Çetin İnanç, o dönemde birçok ortak yapıma imza attığı Cüneyt Arkın’ la “Dünyayı Kurtaran Adam”dan sonra yine fantastik bir projeye imza atıyorlardı: Ölüm Savaşçısı.
Film bir grup Ninja’nın çimenlik bir arazideki antrenmanı ile açılıyor. Ninjaları alışılageldik siyah kıyafetleri ile değil beyaz karate GI giysisi ile görüyoruz. Daha sonra liderleri olduğu anlaşılan siyah GI kıyafetli bir adam Ninjaların arasında beliriyor. Ve o sırada o kişiden geldiğini anladığımız bir dış ses kulaklarımızda yankılanıyor: “Bu gece ay doğarken yarasalar, Ninjalar yeniden canlanacak. Ölülerimiz toprağın altından çıkacak. Düşmanlarımız korkudan çıldıracak; çığlık ve feryatlar dünyayı saracak. Ölüm savaşçısı bunları duyacak ve sonsuz savaş başlayacak: İntikam savaşı.” Bu cümlelerden sonra bizi neyin beklediğini az çok tahmin etsek de filmi izledikten sonra hayal dünyamızı ne kadar sınırlı tuttuğumuzun farkına varıyoruz.
Ölüm Savaşçısı filminde Çetin İnanç’ın 1982 yapımı Son Savaşçı filminden eklenen birçok sahne mevcut. Bu bana Ninja filmlerinin usta yönetmeni Godfrey Ho’yu anımsattı. Godfrey Ho da birçok filminde eski filmlerinden ya da başka filmlerden sahneler eklemesi ile ün yapmış bir yönetmendir. Ölüm Savaşçısı filmi muadili olan Asya yapımı Ninja filmlerine konu olarak benzese de nitelik olarak fantastik bir yapım.
» yazının devamı

Film iyi adamımız Shaolin rahibi ile Abbott White arasındaki düello ile başlıyor. Abbott White, Shaolin rahiplerini ortadan kaldırmak istemektedir. Bunu yapmak için Ninjalardan oluşan bir çete ile anlaşır; ayrıca bu düellodan sonra filmin en fantastik sahnelerinden birisi gerçekleşir. Abbott White’ın bir ritüeline şahit oluyoruz. Burada White iki yanına yatırdığı kadınların bedenine dokunarak onların enerjisine kendi bedenine geçirir ve darbelere karşı adeta çelik bir zırha bürünür. Bu sırada belirtmek gerekir ki kadınların enerjisini alırken White’ın vücudunun enerjiyle dolduğunu izleyici komik bir şekilde görüyor. Bundan sonra White, Shaolin tapınağını ve içindeki birçok yaşayanı ortadan kaldırmayı başarır. Fakat içlerinde kurtulanlar da vardır. Onların görevi Shaolin parmağı darbesi denilen tekniği yeni jenereasyonlara aktarmaktır. Bu şekilde Ninjaları ve Abbott White’ı alt edebileceklerdir. Fakat Abbott White’ı yenmek onları biraz zorlayacaktır.
» yazının devamı

70ler, İstismar sinemasının kuşkusuz altın çağıydı. Aynı dönemde bazı yönetmenler türleri birbiriyle harmanlayarak uçuk projelere imza atıyorlardı. İşte bu harmanlamadan doğan bir film; The Legend of the 7 Golden Vampires. Dönemin İstismar filmleri erotizm ve korku türünü ön plana koyarken, The Big Boss (1971) ve Enter the Dragon (1973) gibi uzak doğu dövüş filmlerinin kazandığı gişe başarısından sonra bu tarz filmlere olan ilgi artarak çoğalacaktır.
Yine aynı dönemde Hammer Film Stüdyosu da gerilemekte olan pazar payını arttırmak için kendi karakteri olan filmlerle uzak doğunun dövüş filmlerini harmanlamakta gecikmedi. Film dövüş filmleriyle vampir mitinin sinemadaki ilk buluşmasıdır. Daha sonraki filmlere örnek olarak The Era of Vampires (2002) filmini örnek verebiliriz.
Filmin konusundan kısaca bahsedecek olursak; Profesör Van Helsing Çin’deki bir vampir efsanesiyle ilgilenmekte ve bu konuda araştırma yapmaktadır. Bir çoğunluğu Çinlilerden oluşan bir ekiple Vampirlerin yaşadığı varsayılan bir yerleşim yerine yola koyulurlar. Efsanelere konu olan bu 7 Vampir insanları huzursuz etmekte, genç kızları da kurban edip kanlarını içmektedirler. Bu sırada Kont Dracula’da uzak doğuya doğru yola koyulmuştur. Ve ezeli düşmanlar Van Helsing ve Dracula karşı karşıya geleceklerdir.
» yazının devamı

Aksiyon filmleri açısından 80ler oldukça zengin yıllardı. The Terminator, Missing in Action, Die Hard, Red Scorpion, First Blood, The Punisher, RoboCop, The Running Man ve American Ninja bunlardan bazıları. American Ninja diğer aksiyon filmlerinde olduğu gibi izlemesi oldukça eğlenceli bir film. Gayet başarılı dövüş ve aksiyon sahneleri mevcut. Ayrıca bir Ninja filmini Çin bakış açısı (The Ninja Squad, Ninja Terminator, Golden Ninja Warrior gibi) dışında Amerikan gözünden izlemek, Amerikalıların bu işe nasıl yaklaştıklarını görmek adına da izlemeye değer bir film.
Oldukça düşük bir bütçeyle çekilmiş bir film American Ninja, fakat aksiyon açısından oldukça zengin. İyi kotarılmış dövüş sahnelerinin yanı sıra oyunculuk konusunda da gayet başarılı. Micheal Duidkoff’un canlandırdığı karakter gerçekten gizemli ve Steve James’le iyi bir kimya oluşmuş aralarında. Film izleyiciyi sıkmadan hızlı bir şekilde ilerliyor. Yönetmen Sam Firstenberg’in oldukça iyi iş çıkardığı filmde, aksiyon sahnelerindeki fotoğraflar, kamera açıları çok başarılı.
Filmimizin konusu ise kısaca şöyle: Joe Armstrong (Michael Dudikoff) dövüş sanatlarında oldukça başarılı, Filipinler’de Amerikan ordusu için çalışan bir askerdir. Bir grup tarafından birliğine saldırı olur ve silahlarını çalmak isterler ve bu sırada albayın kızı Patricia’yı kaçırırlar. Joe kızı kurtarıp geri getirir fakat birlikteki herkes ölmüştür. Saldıran çetenin lideri ise planlarını altüst eden bu adamdan intikam almaya karar verir ve bir Ninja ordusunu Joe’yu öldürmek ve kızı geri getirmek için gönderir.
» yazının devamı
