>






Sinemanın parlak spotlarından uzak kalmış ama en az onlar kadar ilgiyi hak eden iyi "kötü film" lerin Tolga Demirtaş tarafından masaya yatırıldığı bu siteye hoşgeldiniz.



Çetin İnanç İstismar Filmleri B-Film B Movie Dario Argento David Cronenberg Edwige Fenech Erotik Yeşilçam Exploitation George Eastman Giallo Gore Hammer Film Productions I Spit On Your Grave Italian Trash Jean Rollin Jess Franco Joe D'Amato Last House on the Left Lucio Fulci Mario Bava Ninja Roger Corman Sergio Martino Sexploitation Slasher Sybil Danning Tom Savini Trash Film Zerrin Doğan
Fotografando Patrizia yasaklanmış, düşüncesi bile insanı rahatsız eden bir duygunun, tutkunun işlendiği bir film. Açıklanamayacak, ifşa edilemeyecek bir aşkın erotik hikayesi… İki kardeşin erotik hikayesi…
70’li yıllar İtalyan erotik filmlerine baktığımızda komedi unsurunun erotizmden daha etkili olduğunu görüyoruz. İtalya’da bizdeki gibi kayıp yıllar olarak nitelendirilen 70’li yıllardan sonra İtalyan sineması yeni arayışlara giriyor. Fotografando Patrizia da bu arayışların belki de en iyi örneklerinden biri.
Filmimiz çok alışık olmadığımız, duyduğumuzda ise insanın tüylerini diken diken eden bir konuya sahip.
Patrizia (Monica Guerritore) başarılı bir moda tasarımcısıdır. Erkek kardeşi Emilio (Lorenzo Lena) ise içine kapanık, hastalık hastası, gününü TV karşısında geçiren bir gençtir. İki kardeşin yolları annelerinin ölümüyle tekrar kesişir. Kardeşinin sorumluluğunu üstlenen Patrizia aynı zamanda onun bu içine kapanık halinden uzaklaştırmaya gayret gösterir. Emilio hemen hemen bütün gününü televizyon karşısında oyun oynayarak ya da porno filmler izleyerek geçirmektedir. Sokakta çocukların bisiklete bindiğini gördüğü sahne ise oldukça ilginçtir. Zira Emilio dışarıdaki çocuklara acınası bir yüz ifadesiyle bakar ve hemen içerideki spor salonlarındakine benzer bir bisiklete biner. Emilio, ablası Patrizia’nın özel hayatını da dikkatli bir biçimde izlemektedir. Erkek arkadaşlarıyla ilişkilerini gizli gizli takip eder. İki kardeş artık birbirlerinin özel dünyasıyla o kadar iç içedirler ki duygusal anlamda da bir birlerine yaklaşırlar. Patrizia duştan çıktığı bir sahnede kardeşine bir anne gibi sarılır. İki kardeşin sevgi dolu bu kucaklaşması Patrizia’nın kardeşinin ereksiyon halindeki penisini fark etmesiyle sonra erer. İki kardeş arasında bir süre sonra seksüel bir ilişki başlar.
» yazının devamı

Grazie…nonna aslında bize çokta uzak bir film değil. 1975 yılında Osman F. Seden bu filmden esinlenerek Teşekkür Ederim Büyükanne filmini çeker. Türk versiyonu filmde büyükanne rolünü İtalyan güzel Sonia Viviani oynamaktadır. Teşekkür Ederim Büyükanne ve Grazie…nona aralarındaki ufak birkaç farklılığın dışında bire bir aynı filmler. Hatta bazı diyaloglar bile aynı. Fakat oyunculuktan mı, yoksa atmosferin etkisi mi adını siz koyun Teşekkür Ederim Büyükanne bana bu filmden daha eğlenceli ve iyi bir film gibi geldi.
Grazie nonna, yönetmenliğini Franco Martinelli’nin yaptığı, 1975 yapımı bir film. Klasik bir İtalyan erotik-komedi filmi.
İlk cinsel deneyimini büyükannesiyle yaşayan bir ergen… Büyükanne ise henüz otuzlu yaşların başında, 70lerin İtalyan istismar filmlerinin unutulmaz güzellikteki aktristi Fransız/Cezayir asıllı Edwige Fenech. Persiquetti ailesinin büyükbabaları, ikinci eşiyle evlendiği gece ölür. Yeni büyükanne üvey oğlunu ve üvey torunlarını görmek üzere Venezuella’dan İtalya’ya ziyarete gelir. Büyükanneyi havaalanında karşılama görevi ise evin en genç üyesi Carletto’ya (Valerio Fioravanti) verilir. Yaşlı bir büyükanne bekleyen Carletto, karşısında Maria Juana’yı (Edwige Fenech) görünce şaşkına döner. Böylesine bir güzellik karşısında heyecanlanmadan duramaz. Büyükannesine, karşı konulamaz bir cinsel arzu beslemektedir.
» yazının devamı

Reservoir Cats, 1968 yılı, Gary Graver yapımı son derece ilginç bir film. Filmin açılış sahnesi ilerleyen dakikalarda filmin nasıl bir havaya bürüneceğini çok iyi yansıtıyor. Zira bu sahne otobanda araçlar tarafından defalarca ezilmiş bir kedi görüntüsünü gösteriyor. Filmin teknik düzeyi onu günümüzde izlemeye ya da dikkate almaya değer kılmıyor. Fakat trash film meraklıları için durum son derece farklı. Çünkü film bir trash filmde olabilecek bütün klişelere sahip. Bu özellikleri onu farklı kuşaklardan ya da ülkelerden izleyicilere hitap etmeyecek bir özellik katıyor, sadece meraklılarına hitap eden özel bir film. Graver’in filmi 1968 yılında dünyanın yaşadığı en çalkantılı dönemlerden birinde, bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde Amerikan toplumunun özellikle gençliğinin bir yansımasını sunuyor.
Filmin açılış sahnesi ve ilerleyen sahnelerinde son derece sert bir üslup var; tecavüz, uyuşturucu, kadına yönelik şiddet. Bu sahneleri arka arkaya göstererek yönetmen izleyici şok etmek istemiş ve bunda da başarılı olmuş. Yukarıda da bahsettiğim gibi filmimiz bir otobanda başlıyor. İki araç birbirini amansız bir şekilde takip etmektedir. Bir grup gangster, genç bir kadını kovalamakta. Kadını yol kenarında yakalayıp feci şekilde dövdükten sonra bir depoda kadına sırayla tecavüz ederler. Daha sonra kadın bir özel dedektifle birlikte bu çeteye karşı savaş açar.
» yazının devamı

Hard, izlemesi zaman zaman zor olan sahneler içeren genel olarak bir cinayet filmi. İçinde bolca kan ve gore sahnelerin olduğu, grafik şiddet unsurları içeren, bittikten sonra da etkisini hala hissettiren, üzerinde düşündüren bir film.
Hard’ın hikayesi oldukça basit aslında: Ramon Vates (Noel Palomaria) Los Angeles polis departmanında görevli oldukça başarılı bir polis memurudur. Başarısından dolayı dedektiflik görevi verilir kendisine. İlk görevi ise, genç, gay, erkek fahişeleri öldüren, psikopat bir seri katili yakalamaktır. Fakat şöyle bir durum da vardır ki dedektif Vates de bir gaydir.
Filmde seri katil Jack rolünde Malcolm Moorman oynuyor. Canlandırdığı portre, belki de en gerçekçi seri katil figürlerinden biri. Hiç şüphe yok ki 90’ların ünlü seri katillerinden Jeffrey Dahmer’dan da esinlenmeler görmek mümkün. Jeffrey Dahmer’ı tanımayan ya da hatırlamayanlar için kısa bir hatırlatma yapmakta fayda var; kendisi cannibal of Milwaukee olarak da bilinen bu seri katil, kurbanlarını genellikle gay barlardan seçip, onları katlettikten sonra da ırzlarına geçmiştir. Son kurbanının elinden kaçmasıyla yakalanmıştır. Çocuk elinden kaçar, çıplak bir şekilde sokağa fırlar. Jeffrey de peşinden gider, çocuğun etrafındaki kişilere aralarında tartışma çıktığını söyler, eve dönerler ve çocuğu öldürür. Sokaktakilerin şüphesi üzerine polis eve gelir ve Jeffrey yakalanır.
» yazının devamı

Linda Blair 80’lerin boyunca istismar filmlerinin en aranılan ismi olmuştu. The Exorcist ile yükselişe geçen yıldız, Tv filmi Born Innocent ve Sybil Danning ve Tamara Dobson ile birlikte oynadığı women-in-prison klasiği Chained Heat ile de ününü pekiştirdi. 1984 yılında yönetmen Danny Steinmann’ın filmi Savage Streets’de rol aldı. Danny Steinmann 70’lerin softcore klasiği High Rise’ın, ayrıca Friday the 13th Part V: A New Beginning’in de yönetmenidir. Savage Streets, Death Wish, MS. 45 ve I Spit on your Grave’den de esintiler taşımaktadır. Ayrıca filmde ertesi yıl The Return of the Living Dead filminde de rol alan Linnea Quigley rol almakta.
Feisty Brenda (Linda Blair) kızlardan oluşan bir punk çetesinin çetin lideridir. Heyecan ve macera arayarak geceleri şehri dolaşmaktadırlar. Brenda’nın Heather (Linnea Quigley) adında sağır ve dilsiz bir kız kardeşi vardır. Kız kardeşi şehrin belalı bir çete üyesi tarafından tecavüze uğrar ve F. Brenda’nın bir arkadaşı öldürülür. Bunun üzerine adaleti kendi elleriyle sağlamaya çalışır, intikamını almaya yemin eder ve çete üyeleriyle savaşır.
Savage Streets istismar sinemasının birçok özelliğini içinde barındıran bir film: gereksiz çıplaklık, grafik şiddet, bolca küfür ve anlamsız bir mizah anlayışı. Yönetmen Steinmann filmde sosyal bir mesaj kaygısı gütmemiş, tek niyeti insanların eğlenmesi ve bazı sahnelerde şoke olması. Örneğin filmin konusu ile alakası olmayan Brenda’nın bir sınıf arkadaşıyla okulun duşunda kavga ettiği ve arkasında çıplak kızların bulunduğu sahneyi sırf genç izleyicinin ağzını sulandırmak için kullanmış.
» yazının devamı
