iyiköfüfilm

5
Eki
2011

Giallo ve J&B

Giallo Kavram-Kuram-Fenomen kategorilerinde yayınlandı.

Edwige Fenech ve George Hilton ne zaman ciddi bir konuşma yapsalar, kendilerine hemen bir bardak viski doldurur.

Susan Scott ise yatağında keyif yaparken viskinin yanında bir de sigara yakar.

Zaman zaman Luc Merenda’yı da elinde viskiyle görmek mümkün.

Franco Nero’nun araba kullanırken viski içmeyi ne kadar sevdiği aşikar.

Anita Strindberg ve Florinda Bolkan’ın elinden çılgın partiler sırasında viski düşmez.

Jean Sorel’ın viski tutkusundan bahsetmeye gerek yok. (daha&helliip;)


12
Tem
2011

So Sweet, So Dead (1972)

Giallo kategorilerinde yayınlandı.

So Sweet, So Dead yönetmenliğini Roberto Bianchi Montero’nun yaptığı 1972 yapımı bir giallo. Film orijinal ismi “Rivelazioni di un Manıaco Sessuale al capo della Squardra Mobile” ın yanı sıra “The Slasher is the sex Maniac” ve “Penetration” gibi isimlerle de biliniyor.

Filmde bir seri katil, İtalya’nın jet-setine mensup ailelerin kocalarını aldatan sadakatsiz eşlerini öldürmektedir. Katil, klasik giallolarda olduğu gibi kimliğini gizleyen siyah yağmurluk, siyah deri eldivenler, siyah bir fötr şapka ve başında da yüzünü kapatan siyah bir çorap giymektedir. Zina yapan eşleri sevgilileri ile beraberken fotoğraflayan katil, kadınları öldürdükten sonra cesetlerin yanına bu fotoğrafları da bırakır. Bir nevi kurbanların aslında masum olmadığını belirten bir mesajdır bu. Bu olayları soruşturan komiser Capuana (Farley Granger) ise aslında kurbanlarla aynı sınıftan bir adamdır. Karısı Barbara Capuna (Sylva Koscina) vasıtasıyla kurbanları tanımaktadır. Soruşturma devam ederken kasabanın zengin, kocalarını aldatan kadınları arasında tedirginlik had safhaya çıkar. Bu arada soruşturmada polise, cesetlere otopsi yapan doktor da yardım eder.

Film için öldürülen kadınların masum olmadığının belirtilmesi açısından ahlaki bir boyutu olduğunu veya kadın düşmanlığı yaptığını söyleyen kritikler yok değil. Fakat kadın düşmanlığı oldukça abartılı bir yorum. Ahlaki yönü ele aldığımızda ise şöyle de bir durum var, eşleri tarafından ihanete uğrayan kocalara da izleyicinin sempati duyması sağlanmamış. Kaldı ki kurban eşlerinin arasında başka kurban kadınlarla ilişki yaşayan adamlar var. (daha&helliip;)


6
Nis
2011

All the Colors of the Dark (1972)

Giallo kategorilerinde yayınlandı.

İşgüzar İtalyan istismar film yönetmenlerinin, birçok iyi yapımların rip-offlarını yaptığını biliyoruz. Roman Polanski’nin 1968 yapımı filmi Rosemary’s Baby de yönetmen Sergio Martino’ya bu filminde ilham kaynağı olmuş.  Fakat All The Colors of the Dark’da olaylar bir giallo altyapısında gerçekleşiyor ve yönetmen de ustalığını konuşturarak çok başarılı bir iş çıkarıyor. Filmin saykodelik rüya sahnesi ile olan açılışı, giallonun tüm unsurlarının ustaca filme yerleştirilmesi ve tabii ki güzel oyuncu Edwige Fenech’in varlığı filmi sadece bir rip-off olarak değil özgün bir sinema filmi olarak sunuyor.

All the Colors of the Dark (Tutti i Colori del Buio) belki de yönetmen Sergio Martino’nun en ilginç filmlerinden birisi. Geleneksel anlamda bir giallo değil, nev-i şahsına münhasır bir film. Senaryo ile giallo unsurların bir araya gelmesi ile sıra dışı bir film çıkmış ortaya. Tabi bunda yönetmen Sergio Martino’nun yanı sıra senarist Ernesto Gastaldi, filmin müziklerini yapan Bruno Nicolai ve oyuncuların büyük payı var. Giallo’nun “Altın Çifti” olarak tanımlanan Edwige Fenech ve George Hilton başrollerde. Bu iki oyuncu dışında filmde Nieves Navarro (ya da bilinen bir diğer ismi ile Susan Scott) ve korku ve istismar sineması izleyicisinin Bava’nın Planet of the Vampires, Martino’nun Your Vice is a Locked Room and Only I have the Key, Umberto Lenzi’nin Man From Deep River ve bunun gibi daha birçok filmden hatırlayacağı Sırp asıllı İtalyan oyuncu Ivan Rassimov yer alıyor. (daha&helliip;)


Efsane olmuş bir babanın izinden gitmek ve onun mesleğini seçip, onun kadar başarılı olmaya çalışmak kolay bir iş olmasa gerek. Tabii bunu Lamberto Bava’dan daha iyi anlamamıza olanak yok. Usta yönetmen Mario Bava’nın oğlu olarak 1944 yılında Roma’da doğan Lamberto Bava için setlerde geçen çocukluk ve gençlik yıllarından sonra yönetmenliği seçmek şaşırtıcı bir sonuç değil. Lamberto Bava yaklaşık 15 yıl boyunca babasının kişisel asistanlığının yanı sıra, yönetmen asistanlığı ve senaristliğini de yaptıktan sonra bir diğer usta yönetmen Dario Argento ile çalışmaya başladı. İlk olarak henüz yirmi yaşındayken babasının yönettiği korku-bilim kurgu filmi Planet of the Vampires filmi ile Mario Bava’nın asistanlığına başlayan yönetmen 1980 yılında ilk filmi Macabre’yi çekti. Inferno ve Tenebrae’de birlikte çalıştığı DArio Argento ile 1985 yılında tekrar bir araya geldi. Argento’nun yapımcılığını yaptığı Demons ve Demons 2 filmlerinde senarist ve yönetmen olarak çalıştı. 90’lı yıllar ile birlikte İtalyan televizyonlarına filmler ve TV serileri hazırlayan yönetmen, korku türü yerine bu işlerinde fantastik unsurlar kullandı.

A Blade in the Dark ya da bilinen bir diğer ismi ile House of the Dark Stairway, yönetmenin 1983 yılında çektiği bir giallo. Bruno’ya (Andrea Occhipinti) çekeceği korku filminin müziklerini yapmak için kadın bir yönetmen tarafından iş teklif edilir. Daha izole bir ortamda çalışmak ve olaya konsantre olabilmek için yeni bir eve, küçük bir villaya taşınır. (daha&helliip;)


10
Mar
2011

The Girl Who Knew Too Much (1963)

Giallo kategorilerinde yayınlandı.

The Girl Who Knew Too Much 1963 yapımı bir giallo. Yönetmenliğini Mario Bava’nın yaptığı film ilk giallo film olarak gösteriliyor. Başrollerinde Dr.Marcello Bassi rolüyle John Saxon ve Nora Davis rolüyle de Leticia Roman yer alıyor. Thriller, sexploitation ve korkunun iç içe geçtiği film Bava’nın siyah beyaz olarak çekilmiş son filmi.

Nora Davis (Leticia Roman) Roma’ya hasta teyzesini ziyaret etmek amacıyla gelir ve bu seyahat sırasında bir cinayete şahit olur. Ortada bir ceset ve ipucu olmadığı için ilk başlarda polise gördüklerinin gerçekliğini kabul ettiremese de bir gün gazetede gördüğü haber ile bu cinayetleri işleyenin “Alphabet Killer” isimli cinayetlerini kişilerin soyadı sırasına göre işleyen bir seri katil olduğunu anlar. Nora bir anda kendini büyük bir belanın içinde bulur. Artık gizemli katilin yeni hedefi Nora olmuştur.

Film oldukça hızlı bir tempoya sahip. Senaryo ve oyunculuklar, özellikle genç ve etkileyici Nora Rolündeki Leticia Roman çok başarılı. Plajda güneşlenme sahnesinde kameranın baştan ayağa Nora’nın üzerinde olduğu sahnede ekrana ne kadar yakıştığını görmek mümkün. Ayrıca Nora ve Marcello arasındaki kısa aşk sahnesinde de biraz erotizm görmek mümkün. Aynı zamanda John Saxon’un da başrolde iyi bir iş çıkardığını söylemeden geçmek olmaz.  Bava’nın filmlerinde doğal ışık kullanmayı pek tercih etmediğini ve renk kullanımı konusunda ne kadar usta olduğunu biliyoruz, bu filmde kullandığı yoğun bir dramatik etki veren aydınlatma çok başarılı. Renk kullanımı olmayan bu siyah beyaz filmde bu etkiyi gölgelerle çok iyi yansıtmış.  (daha&helliip;)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm Bağlantılar
Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korkucu Once upon in a time in Western Öteki Sinema Sinematik Ters Ninja

İyiKötüFilm Feeds


İyiKötüFilm
yeni