





Sinemanın parlak spotlarından uzak kalmış ama en az onlar kadar ilgiyi hak eden iyi "kötü film" lerin Tolga Demirtaş tarafından masaya yatırıldığı bu siteye hoşgeldiniz.



Çetin İnanç İstismar Filmleri B-Film B Movie Dario Argento David Cronenberg Edwige Fenech Erotik Yeşilçam Exploitation George Eastman Giallo Gore Hammer Film Productions I Spit On Your Grave Italian Trash Jean Rollin Jess Franco Joe D’Amato Joe D'Amato Lucio Fulci Mario Bava Ninja Roger Corman Sergio Martino Sexploitation Slasher Sybil Danning Tom Savini Trash Film Zerrin Doğan
Uzun zamandır böyle bir liste yapmak istiyordum. Filmlerle ilgili çok fazla ayrıntıya girmeden B filmlerde boy gösteren akıllara zarar yaratıkları sizlerle paylaşmak için kolları sıvadım. (Filmlerle ilgili ayrıntılı yazıları ilerleyen günlerde okuyabilirsiniz.) Listeyi oluştururken belli bir sayı sınırlamasında kalmadım. Fakat kronolojik olarak 1910’lardan 1960’lı yılların B filmlerden yaratıkları seçtim.
Hollywood’un milyon dolarlık canavarlarına karşın, oldukça ucuza kotarılmış bu canavarlar, günümüz izleyicisine komik gelse de yaratıcılıkta sınır tanımadıkları ortada.
Peki, bu canavarlar nasıl ortaya çıkıyor? B filmler içindeki oluşum süreçleri neler? Bunları birkaç madde altında sıralamakta fayda var;
» yazının devamı

İngilizceye The Ship Of Monsters olarak çevrilen La Nave de los Monstruos bilim kurgunun, canavarların, müziğin, westernin, komedinin ve korkunun iç içe geçtiği bir Meksika filmi. 50’lerin sonunda Meksika, B filmler açısından oldukça fakir bir dönem yaşamaktaydı ama La Nave de los Monstruos bu tanımlama içine dahil olmayacak, nev-i şahsına münhasır bir film. Meksika B bilim kurgu filmleri içinde belki de en iyilerinden birisi. Hatta zamanının oldukça ilerisinde bir film, tabii bunda etkisinde kaldığı Amerikan yapımlarının da etkisi büyük.
İçinde iki uzaylı kadının olduğu bir uzay gemisi dünyaya gelir. Geldikleri gezegendeki erkekler bir bir ölmeye başlayınca, dünyadaki en iyi erkekleri almak ve gezegenlerine götürmek için gelmişlerdir. Karşılaştıkları kovboy Piporro’yu (Eulalio Gonzales) kaçırmaya karar verirler. Uzay gemisinde kadınlardan başka tek gözlü bir dev, bir iskelet, bir örümcek ve kan emici, beyni dışarı fırlamış canavarlar vardır. Uzaylı kadınlardan bir tanesi bu canavarları gemiden dışarı salar. Bu arada kovboy Piporro ve diğer uzaylı birbirlerine aşık olmuştur ve canavarları durdurmaya çalışırlar.
La Nave de los Monstruos izlemesi keyifli bir film. Her ne kadar bazı küçük sahne hataları yapılmış olsa da rahatsız edecek türden değil. (örneğin uzaylı kızlardan birisi ve kovboy Piporro uzay gemisine girmek için asansöre binerler ve bu sırada kızın elbisesi gridir. Uzay gemisine girince elbisenin rengi değişmiştir. Ayrıca, uzay gemisi dünyadan ayrıldıktan sonra, uzaydan dünyayı gösterdikleri sahnede, dünyanın üzerinde kuzeyden güneye uzanan çizgileri görüyoruz. Sanki bu çekim için bir küreyi kullanmışlar.)

The Neanderthal Man 1953, Amerika yapımı, 78 dakikalık, siyah beyaz bir bilim kurgu filmi. Başrollerinde Robert Shayne, Richard Crane ve Joyce Terry’nin olduğu filmin yönetmeni ise E.A. DuPont. Film bazı sahneleri ve konusuyla 1931 yapımı Dr. Jekyll and Mr. Hyde filmini çağrıştırsa da, genel olarak 1980 yapımı Ken Russell’ın Altered States’i tadında bir film.
Film konusu bakımından döneminin oldukça ilerisinde. 50’li yılların tipik Amerikan bilim kurgu filmlerine baktığımızda genel olarak uzaylıların dünyayı istilası ya da istila çabaları konu edilmekteydi. The Neanderthal Man’de ise çılgın bir bilim adamı olan Prof. Clifford Groves’un ( Robert Shayne) çılgın deneyleri anlatılmakta. Prof. Groves geliştirdiği bir serum ile evrimi tersine çevirmiştir. Mağara adamları ve zeka düzeyleri üzerine çalışan bilim adamı deneyini çeşitli hayvanlar üzerinde denemektedir. Keşfini ilk kez bir insan üzerinde denemek içinse hizmetçisini seçer ve kadın bir mağara kadınına dönüşür. Bunun üzerine serum üzerinde tekrar çalışan çılgın profesör, serumu kendi üzerinde dener ve kendisini de bir mağara adamına dönüştürür. İçgüdüsel olarak etrafına zarar vermeye başlayan Profesör, modern insan gözünde bir ava dönüşmüştür. Filmde doktorun laboratuarında geçen sahneler, hareketleri ve yüz ifadeleri 1985 yapımı Stuart Gordon’ın Re-Animator filmine de ilham kaynağı olmuştur.
Filmin makyajları, bir önceki yazıma konu olan, korku ve bilim kurgu sinemasının kötü ünlü makyaj uzmanı Harry Thomas’a ait. Dönüşüm sahneleri ve mağara adamı makyajı oldukça komik. Ayrıca oyunculuk da bir B film standartlarında. B filmlerinde genel olarak gördüğümüz zayıf oyunculuk, teknik yetersizliklere rağmen senaryo çoğu popüler filme göre başarılı ve diğer filmlere de esin kaynağı olacak türden. Zira kıyıda köşede kalmış birçok B filminin de günümüz sineması üzerindeki etkileri yadsınamaz.
» yazının devamı

Satanik, isminin çağrıştırdığı gibi içinde Şeytani unsurları içeren bir korku filmi değil. Film aynı yıl çevrilen Mario Bava’nın “Diabolik”i gibi maskeli bir çizgi roman kahramanının adaptasyonu. Yönetmenliğini Piero Vivarelli’nin yaptığı filmin başrollerinde ise Magda Konopka, Julio Pena, Umberto Raho, Luigi Montini yer alıyor. Satanik yüzündeki biçimsiz yaralardan kurtulmak isteyen Dr. Marnie Bannister (Magda Konopka)’in hikayesini anlatmakta.
1964 yılında İtalyan çizgi roman yazarı Max Bunker ( ya da bir diğer ismiyle Luciano Secchi) “Killing” isimli bir seriye başlar. Killing’in her kitapta olmasa da bazılarında alt başlık olarak Satanik ismi geçmekteydi. Seri, başka birçok İtalyan çizgi romanına ilham kaynağı olan 1911 yılında yayımlanan Fransız çizgi romanı Fantomas’dan esinlenmekteydi. Fantomas’da da başroldeki erkek karakter iskelet görünümlü bir kıyafet giymekteydi.
Yönetmen’in Satanik’ten öncede Mister X (1967) adında Diabolik tarzında bir casus filmi daha var. Satanik’ten sonra birkaç Emanuelle filmine imza atan yönetmen Piero Vivarelli ve yapımcı/senarist Eduardo Manzanos Brochero çizgi romanı filme çevirirken oldukça özgür davranmış. Çünkü filmde erkek bir kahraman yok, hatta iskelet görünümlü kıyafet giymiş birisi de yok. Filmde yukarda da belirttiğim gibi Dr. Marnie Bannister’in hikayesi anlatılmakta. Dr. Bannister yüzündeki yaralardan kurtulmak istemektedir.
» yazının devamı

The Giant Claw 50’li yıllara ait oldukça başarılı bir “kötü” film. O yıllara ait bilim kurgu filmlerinde çok sık karşımıza çıkan oyunculardan oluşan bir kastı var: Jeff Morrow (This Island Earth, Kronos), Morris Ankrum (Invaders From Mars, Earth vs. Flying Saucers) ve Mara Corday ( Tarantula, The Black Scorpion). Filmin yönetmen koltuğunda yer alan isim ise Fred F. Sears.
Bilim kurgu türü özellikle 50’li yıllarda Amerika’da çok fazla işlenmeye başlamıştır. Bu dönemde soğuk savaşın etkisiyle atom bombası filmlerinde başka gezegenlerden gelen ve dünyayı ele geçirmek isteyen uzaylılar ya da devasa boyutta canlılar boy göstermekteydi. Soğuk savaş yılları Amerika’nın yayılmacı politikası için uygun bir ortam hazırlamıştı. Bu ideolojide bilim kurgu türünü bir araç olarak kullanmıştır. Bunu da 50-60 yıllarda çekilen birçok bilim kurgu filminde hissetmek mümkün. Bu filmlerde düşmana karşı silahlı güç mutlaka kullanılmış ve Amerikan ordusunun dünyanın refahı için her zaman ileri teknoloji ürünü silahlarla donatılması gerekliliği vurgulanmıştır.
1957 yapımı bu siyah-beyaz Amerikan filminin konusu kısaca şöyle; başka bir gezegenden gelen devasa büyüklükte bir kuş insanlık için büyük bir tehlike yaratmaktadır. Radarlar tarafından görülemeyen bu kuş, uçakların ortadan kaybolmasına sebep olmakta, Washington ve New York’da şehri, binaları yıkıp geçmektedir.
» yazının devamı
