iyiköfüfilm

24
Nis
2010

Hong Kong Aksiyon Sineması

Kavram-Kuram-Fenomen kategorilerinde yayınlandı. 2 Yorum Var

Hong Kong aksiyon sineması, Hong Kong film endüstrisinin dünya çapındaki ününün temel kaynağıdır. Hollywood, Çin öykülemesi ve estetik birtakım geleneksel akımları harmanlayarak kültürlerarası yüksek albenisi olan bambaşka bir kültürel farklılık yaratır. Son yıllarda, Amerikan ve Avrupa yapımı aksiyon filmlerinin Hong Kong film türlerinden büyük ölçüde etkilenmesiyle birlikte bu akım bir bakıma tersine dönmüştür de denilebilir.

İlk Hong Kong aksiyon filmleri, mistisizm ve eskrime ağırlık veren wuxia türünü benimsemişlerdi. Ancak bu eğilim 1930’larda politik nedenlerden ötürü durmuştur. Yerini, halk kahramanı Wong Fei Hung ile özleşmiş ve izleyenlere dünyadan gerçekçi kesitler sunan silahsız Kung fu’ ya bırakmıştır. Shaw Brothers film stüdyosunun herkesçe bilinir kılan daha cesur Kung fu filmlerinin doğuşunun hemen ardından, savaş sonrası kültürel çalkantılar fazlaca akrobatik şiddet içeren ikinci bir Wuxia dalgasının yaşanmasına neden olmuştur. 1970’ler ise uluslar arası star Bruce Lee’nin yükselişi ve ani ölümüne tanıklık etmiştir. Aynı başarıyı, 1980’lerde Jackie Chan yakalamıştır. Komedi, tehlikeli sıçrayışlar ve aksiyon filmlerinde modern kent yaşamının konu edilmesi onun sayesinde popülerlik kazanmıştır. Ve tabi bir de kendine özgü Wushu yetenekleriyle tüm Batı ve Doğu’yu kendine hayran bırakan Jet Li’den bahsetmeden olmaz. Tsui Hark ve John Woo gibi yaratıcı yönetmenler ve yapımcıların da farklı türleri (örneğin; silahların kullanıldığı filmler, üçlemeler ve doğaüstü temaları) sinemaya kazandırdıklarını vurgulamak gerekir. 1990’larda Hollywood’un önde gelen karakterlerinin çıkışı ile film endüstrisinin ani çöküşü aynı zamana denk gelmektedir.

İlk Dövüş Sanatı Filmleri

Aksiyon sinemasına damga vuran en önemli gelişme, en ünlülerinin Hong Kong’ta yapıldığı  Çin dövüş sanatları filmleridir. Bu tür ilk olarak Çin popüler edebiyatıyla ortaya çıkmıştır. 20.yy. başlarında wuxia romanlarında (sıklıkla “savaş şövalyeleri” olarak karışımıza çıkar) âdeta patlama yaşanmış ve genellikle de gazetelerde seriler halinde yayınlanmıştır. Bunlar çoğunlukla mistik ve fantastik öğeleri konu eden kahramanlık destanları ve kılış kuşanan savaşçıların hikâyeleridir. Bu tür, ilk Çin filmlerinin yerini kolayca almış, özellikle de zamanın sinema başkenti sayılan Shangai’da büyük ilgi görmüştür. 1920’lerden başlayarak, wuxia tarzı filmler genelde romanlardan uyarlanmış (örneğin, 1928′ lerde The Burning of the Red Lotus Monastery ve onu takip eden on sekiz seri) ve son derece de popüler olmuştur. Hatta yıllar boyu bu türün Çin film sektörüne hâkim olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz.

Bu hızlı  yükseliş 1930’larda kültürel ve siyasi tabakadan birtakım kişilerin resmi itirazları neticesinde sona ermiştir. Özellikle de Kuomintang hükümeti, bu tarz filmlerin insanları boş inançlara sevk ettiği ve şiddete yönlendirdiği görüşündeydi. Hong Kong iyi durumda bulanan liberal ekonomisi, kültürü ve gelişmekte olan film endüstrisi ile bir İngiliz Kolonisi iken Wuxia film yapımına ilk adımı atmıştı. İlk dövüş sanatları filmi temelde Çincenin baskın olduğu Hong Kong’un kanton lehçesinde çekilen The Adorned Pavilion’du (1938).

Savaş  sonrası Dövüş Sanatları  Sineması

1940’ların sonlarında, İkinci Çin-Japonya Savaşı, Çin İç savaşı ve Çin Kommunist Partisinin iktidara gelmesiyle Çin’de yaşanan büyük ve ani değişiklikler Çince film yapımı devrini kapatarak rolü Hong Kong’a devretti. Daha saygın olarak kabul edilen Mandarin dilindeki sinema çevrelerince bu türe önem verilmezken, film endüstrisi Wuxia geleneğini Kanton lehçesinde “B filmler” ve diziler ile sürdürmeye devam etti. Animasyon ve filmde doğrudan kullanılan özel efektler karakterleri sanki uçuyorlarmış ve doğaüstü güçleri varmış gibi göstermek amacıyla kullanılırdı. The Six-Fingered Lord of the Lute (1965), Sacred Fire ve Heroic Wind (1966) bu türlere örnek olarak gösterilebilir.

En ünlü  gerçek hayat dövüş sanatları oyuncusuna örnek olarak Kwan Tak Hing’i gösterebiliriz. Yüzlerce filmde halk kahramanı Wong Fei Hung’u canlandırarak birkaç nesli kendine hayran bırakan babacan bir sinema yüzü oldu. Oynadığı yüzlerce filmden en bilindik olanları hiç kuşkusuz The True Story of Wong Fei Hung (1949), Wong Fei Hung Bravely Crushing the Fire Formation (1970) filmleridir. Bu filmlerle sayısız ölmeyen isim ve tarz sinemaya kazandırıldı ve aynı zamanda sinemadaki yerleri de sağlamlaştırılmış oldu: “Master Wong” un hala popüler olan karakteri; geleneksel biçimde sunulan dövüş sanatları ve akrobasi ile Çin operasının etkisi; Konfüçyusçu ahlakı sistemin savunucuları olarak görülen dövüş sanatları kahramanları kavramının doğuşu.

“Yeni Okul” Wuxia

1960’  ların ilk yarısına gelindiğinde, dönemin en büyük stüdyosu Shaw Brothers, Wuxia ile yeni bir film kuşağı başlattı. Xu Zenghong‘ın Temple of the Red Lotus (1965), 1928 klasiğinin bir tekrarı niteliğinde güzel bir başlangıçtı. Bu Mandarin yapımlara daha çok bütçe ayrılmıştı ve daha renklilerdi, yani tarzları daha az gerçek dışı olmakla beraber daha güçlü ve akrobatik şiddet öğeleri sayesinde daha çarpıcıydı.  1950’lerde Jin Yong ve Liang Yusheng gibi yazarların öncülük ettiği “Yeni Okul” Wuxia romanların rüzgârından ve Japonların meşhur samuray filmlerinden etkilenilmişti.

“Yeni Okul” Wuxia erkek odaklı aksiyon filmleri Hong Kong sinemasının merkezine taşıdı. Daha önceleri çok uzun bir süre kadın starların ekranlarda olduğu veya kadın izleyiciler düşünülerek yapılmış romantik filmler ve müzikaller artık yerini bu filmlere bırakmıştı. Gelgelelim, Cheng Pei Pei ve Connie Chan Po-chu gibi kadın aksiyon starlar, erkek starlarla aynı sahneyi paylaşacak kadar da kadar ünlülerdi. Daha önceleri yüzme şampiyonu olarak bildiğimiz Jimmy Wang Yu’da verilebilecek en güzel örnek. Onlar, Wuxia öykülemesindeki kadın savaşçı geleneğini sürdürmeye devam ettiler. Dönemin önemli yönetmenleri: One-Armed Swordsman (1967), ve Golden Swallow (1968) ile Chang Cheh ve Come Drink with Me (1966) ile King Hu. Hu, daha sonraları Swan Brothers’tan ayrılıp Tayvan’da wuxia yapımından bağımsız çalışıp kendi yolunu çizmeye karar verdi. Tarifsiz bir başarı yakalayan Dragon Inn (1967, aka Dragon Gate Inn) yönetmenin kendi yolunda ilerlerken ortaya koyduğu çalışmalara güzel bir örnek teşkil ediyor. Chang ise Shaws ile çalışmaya devam etti ve 1980’lerin başlarında hala bu stüdyoda üretken bir yönetmen olarak çalışmayı sürdürüyordu.

1970’lerde Kung Fu Fırtınası

1970’lerin başında wuxia yerini daha yeni, daha cesur ve daha çarpıcı  (ve Mandarin dilinin konuşulduğu) Kung fu sinemasının bir başka versiyonuna bıraktı. Bu yenilik 1980’lerde de etkisini aynı oranda sürdürmeye devam etti. Dövüş sanatları konusunda ciddi bir eğitimden geçmiş olan Ti Lung ve Gordon Liu kendilerini savaş filmlerine adayarak film yıldızları arasında en dikkat çekici isimlerden oldular. Jimmy Wang Yu tarafından canlandırılan ve aynı zamanda yönetilen Chinese Boxer (1970) Kung Fu fırtınasını ilk estiren film olmasıyla bilinir. Fakat öncü olarak bilinen ve en azından başlangıçta bu rolü üstlenen Shaw Brothers ve yönetmen Chang Cheh’ti. Vengeance (1970) bu trendi başlatan ilk filmdi. Bu filmi katkıları inkâr edilemeyecek diğer filmler izledi:  The Boxer from Shantung (1972), Five Deadly Venoms (1978) ve Crippled Avengers (1979). Kung fu sineması, Chang’ in erkeğe ait değerler ve erkekler arasında dostluk kavramları ilgili görüşlerinden özellikle etkilendi; 1960’ların sonlarında wuxia çalışmalarında çokça rastladığımız kadın savaşçı figürlerinin isimleri anılmaz oldu ama tabii ki Angele Mao gibi birkaç popüler ismi hariç tutmakta yarar var.

Türünün en etkili film yapımcısı olarak Chang’ın tek rakibi, uzun süre aksiyon kareografı olarak çalışan Lau Kar Leung ‘di (Mandarin dilinde: Liu Chia Liang). Lau, Shaw Brothers ile 1975’te ilk filmi The Spiritual Boxer’ı yönetti. Film, Kung fu komedisinin atası niteliğindeydi. Bu filmi takiben Executioners from Shaolin (1977), The 36th Chamber of Shaolin (1978), ve Legendary Weapons of China (1982) adlı filmler ile Lau, dövüş sanatları felsefesine ve geleneğine dikkati çekti ve ekranlara daha gerçekçi, daha hızlı ve daha çetrefilli bir dövüş yansıtmaya çalıştı.

Kung fu ateşi  yakaladığı uluslarası beğeni ile daha da alevlendi. Bu ilgi sadece Doğu Asya’da görülmedi. Batı da Kung Fu akımına kapılmıştı ve Kung fu filmler ihraç edilip dublajlı versiyonları ile “B film” kategorisine konularak televizyonlarda ve sahnelerde izleyenleriyle buluştu. Böylelikle, çok itibarlı bir pozisyonda olmasa bile ilk kez Hong Kong filmlerine karşı bir farkındalık yaratılmış oldu. Özellikle Afrika kökenli Amerikalılar bu türü benimsediler (Popüler Hip Hop grubu ile örneklendirecek olursak: Wu-Tang Clan). Daha önce hep ırkçı ve milliyetçi davaları için savaşmalarına alışkın olduğumuz siyahî kahramanları bu macera hikâyelerinin bir parçası olarak görmek daha önce hiç eşi benzeri görülmemiş bir örnek oluyordu herkes için.

Kuzey Amerika’daki bu filmlerin popülerliği, Ninja filmlerin piyasaya çıktığı  1980’li yıllarda da devam edecekti. Popüler kültürde, bu dönemin filmleri halk arasında Kung Fu Theater (Kung Fu Sahnesi) ya da Black Belt Theater (Kara Kuşak Sahnesi)  olarak bilinmekteydi.

Bruce Lee

Hiç kimse bu uluslar arası kimliği Amerika da doğan ve Hong Kong’ta yetişen dövüş sanatları sanatçısı ve oyuncusu Bruce Lee’den daha iyi taşıyamazdı. Lee, 32 yaşında vefat etmeden önce tam dört film yapmıştı: The Big Boss (1971), Fist of Fury and Way of the Dragon (1972) ve Enter the Dragon (1973). Fakat bu kısa kariyerinde bile ilk dünyaca ünlü Çinli süper star olmayı başardı. Doğu filmleri üzerine çalışan tarihçi Patrick Macias, Lee’yi şu sözlerle anlatıyor: “eskilerin savaş ruhunu günümüze taşıyan… Kendi dövüş stilini yaratan… Ve insanüstü bir karizmaya sahip olan bir insan.” İlk üç filmi gişe rekorları kırdı ve dünyanın büyük bir bölümünde inanılmaz bir başarı yakaladı. İngilizce olarak çekilen Enter the Dragon ilk Amerika- Hong Kong ortak yapımı filmdi ve gösterildiği andan itibaren 200 milyon dolar gişe yaparak dünyanın en başarılı filmi olma unvanını kazandı. Dahası, Lee’nin sözleşmelerde pintilik yapması ile adı kötüye çıkmış Shaws ile değil de yeni yeni kendini gösteren, genç Golden Harvest ile çalışma kararı, Golden Harvest’ın ani yükselişi ve Shaws’ın da nihai düşüşüne zemin hazırlamış oldu.

Lee’nin zamansız  ölümü ile Lee filmlerinin sahteleri piyasada dolaşmaya başladı. Bruce Li, Bruce Lai gibi benzer sahne adları kullananlar ya da Lee filmlerinin asıl gösteriminde kullanılmayan sahneleri çalanlar dahi oldu hatta bazıları her iki sahteciliğe de başvurdu. Tabi bu geçici heves, daha oldukça yeni bir kavram olan dövüş sanatları filmlerine karşı Batı’da herhangi bir saygı uyandıramadı. Ancak ölümünden sonra yapılan tüm bu muamelelere rağmen, Lee Hong Kong filmleri üzerinde uzun süre kaybolmayacak bir etki yaratmayı çoktan başarmıştı.

Jackie Chan ve Kung fu Komedisi

Bruce Lee’nin uluslar arası ünü ile âşık atabilecek tek isim Jackie Chan’dir.  Zamanının pek çok kung fu oyuncusu gibi, Chan de Pekin Operasında aldığı eğitimin ardından içlerinde Lee’nin de olduğu filmlerde dublörlük yaparak kariyerine başladı. Bir başka Lee akımcısı Lo Wei’nin yönettiği The Big Boss ve Fist of Fury’de yetişmeye başladı. New Fist of Fury (1976) gibi çok az başarı yakalayabilen filmlerde de görüldü. Ancak 1978’te, Chan aksiyon kareografçası Yuen Woo Ping on Yuen’in ilk yönetmenlik deneyimi olan  Snake in the Eagle’s Shadow’ de onunla çalıştı. Fiziksel komedi ve Kung fu’nun bir arada kullanılması ile Chan çok isabetli bir atış yapmış oldu ve bu tarza âdeta kendi imzasını attı. Yuen ile diğer filmi Drunken Master (1978), ve The Fearless Hyena (1979) filmindeki yönetmenlik deneyimi aynı zamanda çok büyük başarılardı ve popülerliğini büyük ölçüde perçinlediler.

Bu filmler ilk Kung fu komedileri olmasalar bile, azalan kung fu türünü  canlandıracak bir moda başlattılar. Chan’nin Pekin Opera Okulundan iki sınıf arkadaşı,  Sammo Hung ve Yuen Biao, bu alanda özel olarak çalışıp kariyerlerine yön verirken bazen de Chan ile aynı sahneyi paylamışlardı. Özellikle de bu açıdan çok önemliydi. Hung’un fiziksel çevikliği ve aynı zamanda aşırı kilolu olması bir paradoks yaratıyordu ve bu özelliği ile ünlüydü. Aynı zamanda yönetmen ve Enter the Fat Dragon’ın (1978) aksiyon koreograflığını yapmasıyla da kendine piyasada bir isim yapmıştı.

Aksiyon Sinemasının Yeniden Keşfi

Chan’in peşinden gelenler Kung fu rüzgârının yıllarca esmesine yardım etmiş  olabilirdi belki. Ama yine de o, bu ani yükselişin son demlerinde yıldızı parlamıştı ve bu koloni pek tabi yepyeni bir akımın etkisine girecekti. 1980’lerde, o ve çoğu meslektaşı allanıp pullanıp, daha görkemli görünen Hong Kong pop sinemasına girecek ve böylece burada Star Wars sonrası piyasaya dökülecek yazlık Amerikan yapımı kapalı gişe filmlerle yarışabileceklerdi.

Jackie Chan ve Modern Dövüş Sanatları Filmi

1983’e gelindiğinde, Chan başka tarz aksiyon filmlerinde de boy göstermeye başladı. Onlar da dövüş sanatlarını içeriyordu içermesine ancak kapsam, yer ve konu olarak daha az sınırlıydılar. Bu tarzda ilk filmi olan Project A’da,  Jackie Chan Dublör Takımının resmi bir oluşum haline geldiği görüldü. Böylece dövüşlere ve her filmde gördüğümüz abartılı düşüp kalkma şakalarına daha karmaşık ve tehlikeli hareketler eklendi (Bir sahnede, Chan bir saat kulesinin en tepesinden atlar ve kubbenin tentelerinden yuvarlanarak aşağı düşer). Bu yeni tür, yapımcılara 19 milyon dolardan daha fazlaya mal olmuştu.

Chan, tıpkı Police Story’de (1985)  yaptığı gibi gözünü yükseklere dikip olası maddi hâsılatı da kabul etmiş görünüyordu. Burada Chan hızla giden bir otobüsten atlıyor, patlayan elektrik lambalarına aldırmadan bir direkten aşağıya kayıyor ya da bir marketi ya da bir gecekondu mahallesini darmaduman ediyordu.

1988 yılı  devamında çekilen filmlerse bir nebze Hollywood filmlerini hatırlatan patlamalarıyla bilinir. Maggie Cheung bu patlamalardan birinde ciddi şekilde yaralanmış, benzer bir riski bir keresinde Chan de atlatmıştı. Böylece, Polisler, Kung fu ve cam, metal, hızlı araçlar gibi modern kent yaşamının tüm potansiyel tehlikelerini harmanlayarak Jackie Chan, 1980’lerin çağdaş kent aksiyon filmlerinin temelini atmış oluyordu.

Tsui Hark ve Cinema City

Raymond Wong, Karl Maka ve Dean Shek gibi komedyenler tarafından 1980 yılında kurulan yapım şirketi Cinema City’ de yapılan filmlerle Chan’in daha büyük çaplı aksiyon filmlerine yönelmesi aynı zamana denk gelmektedir. Aces Go Places (1982) ve serileri gibi casus filmleri ile Cinema City modern özel efektlerin kullanımını, James Bond’a özgü üçkâğıtları ve arabaların akrobatik uçuşlarını bu endüstrinin bir parçası haline getirdi. Yönetmen/yapımcı Tsui Hark 1981–1983 yıllarında orada çalıştığı dönemde Cinema City tarzına büyük katkılarda bulundu fakat oradan ayrıldıktan sonra sinema dünyasında yarattığı etki daha da büyük oldu. Yönetmenliğini Ching Siu-tung’ ın yaptığı Zu Warriors from the Magic Mountain (1983) ve A Chinese Ghost Story (1987 filmlerinde, Hong Kong’ta var olan özel efektlerin sınırlarını aştı. 1970’lerin Kung fu kamera çekimlerinin yerine daha gösterişli ve daha gelişmiş görsellerle zenginleştirilmiş ve daha sert efektli çekimlerin kullanılmasına öncülük etti.

John Woo ve Üçleme Filmler

Tsui Hark, bir yapımcı olarak, John’un çığır açan en kanlı  kahramanlık filmi A Better Tomorrow’ un (1986) yaratılmasında büyük katkı sağlamıştır. Woo’nun polis efsaneleri ve üçlemeleri (Çinli gangsterler) abartılı duygusal melodramı hayali (ve aşırı şiddet içerikli) silah çatışmalarıyla çok güzel birleştirmiştir ve bu tarzıyla zaman zaman Woo’nun idolü Chang Cheh’in 1970’li yıllarda çektiği Kung fu filmlerini daha modernize edilmiş halini andırmaktadır. Bu tarz, sinema dünyasında bir başka gişe rekorunu kırmıştır. Aynı zamanda beraber rol aldıkları Chow Yun-Fat’in iniş çıkışlı kariyeri de ani bir yükselişe geçmiş, bir gecede bu kolonin en popüler idolü ve Woo’nun da bir anda favorisi oluvermiştir.

Wire-Work  Fırtınası

1990’lı  yılların başında üçleme filmler yavaş yavaş yok olmaya başlarken, dövüş savaşları dönemi aksiyon türünde yeniden tercih edilir hale geldi. Ancak bu yeni bir dövüş sanatı sineması teknik gelişmelerden ve daha yüksek bütçelerden çokça faydalandı. Bu çok masraflı yapımlar genellikle savaş sırasında havada uçan savaşçılarıyla hatırladığımız çok daha fantastik Wuxia romanlardan uyarlanırdı.  Oyuncular yer çekimine meydan okuyarak çok ince teller üzerinde yürürdü, Batı dünyası, biraz da küçük düşürme amacı güderek bu tarza Wire-fu adını vermişti.

Tsui Hark, bir kez daha bu tarza önderlik ediyordu.  Jin Yong’un wuxia romanından uyarlanan Swordsman’i (1990) çekmiş ve beyaz perdenin favorileri arasına girmeyi başarmıştı (o dönemde televizyon uyarlamaları zaten her yerde hazır ve nazırdı). Hark, sık sık canlandırılan halk kahramanı Wong Fei Hung’yu yeniden hayata döndüren Once Upon a Time in China’ nın (1991) yönetmenliğini üstlendi. Her iki filmi,  çoğunu Wushu Şampiyonu Jet Li’nin canlandırdığı bir dizi taklit film ve seriler izledi. Jet Lie hatırlanacağı gibi daha önce Wong tiplemesi ile dünyanın en büyük süper starı olmuştu. Çin adına, 1995 Taipei Golden Horse Film Festivali’nde çok özel bir ödül de kazandı. Tayvanlı aktris Brigitte Lin ise bu alt türün bir başka dikkat çekici ismiydi. Çift cinsiyetli bir kadın savaşçıyı temsil ediyordu. The Swordsman 2 (1992) filminde canlandırdığı hain, cinsiyet değiştiren karakteri ile dövüş sanatları dünyasında cinsiyet değişkenliğini temsil etmişti.

 

Batı’daki Esintiler

Bütün bu gelişmeler Hong Kong’u Doğu Asya’nın başlıca sinema merkezi yapmakla kalmadı aynı zamanda Batı’nın dikkatlerini de üzerine çekti. Bir nebze azaltılmış ama kalıcı kung fu sinema etkisi ile beslenerek, Jackie Chan ve Tsui Hark’ın Peking Opera Blues (1986) filmi bir ekol olurken, Woo’nun filmi The Killer (1989) İngiltere’de sınırlı da olsa bir başarı yakalayarak önündeki setleri kaldırmıştır. 90’larda, “alternatif” bir kültür üzerine gözlerini dikmiş olan Batılılar Çin sokağındaki video marketlerde ve tiyatrolarda sıklıkla görülür oldu ve artık bu filmlere bu tarz yerlerde ve tiyatrolarda ulaşmak çok daha kolay hale geldi. Batı eleştirmenleri ve film uzmanları Hong Kong sinemasını gerçek anlamda dikkate alarak birçok önemli kişiyi ve filmi, dünya sinemasının kanonu ilan ettiler.

Tüm bu gelişmelerle beraber Hong Kong, Kuzey Amerikalı film yapımcılarının da desteği ile dünya çapında aksiyon sinemasını tanımlar oldu. Quentin Tarantino‘nun Reservoir Dogs (1992) filmi City on Fire’dan ilham almıştı ve onun iki bölümlü takipçisi Kill Bill (2003–04), hem aktör hem de yönetmen olarak tanıdığımız Yuen Woo-Ping’ten esinlenerek dövüş sanatlarına filmde çokça yer vermişti. Robert Rodriguez‘in Desperado (1995) ve onun 2003 seri filmi Once Upon a Time in Mexico, Woo’nun kendine has görsel tarzını yansıtıyordu. The Wachowski Brothers‘ ın kapalı gişe bilim kurgu filmi The Matrix trilogy (1999–2003) de Woo’dan ve Wire fu filmlerinden etkilenilmiş ve sahne arkasında da Yuen ile çalışılmıştır. Martin Scorsese‘ın The Departed (2006) filmi, Andrew Lau ve Alan Mak eseri Infernal Affairs üçlemesinin (2002-2003) bir tekrarıydı adeta.

Pek Çok Önemli Karakter Hollywood Yolcusu

Hong Kong filmlerinin 1980’li ve 1990’lı yıllarda kazandığı uluslararası ün ve 1990’ların sonlarına doğru film sektöründe görülen ilerlemeler sayesinde, Hong Kong sinemasının yetiştirdiği pek çok isim yollarını Hollywood’a çevirdi. Hollywood onlara Hong Kong yapım şirketleriyle kıyaslanamayacak paralar ödüyor, bütçeler ayırıyordu.

John Woo 1992’de çektiği Hard Boiled filminin ardından Hollywood’a geçti. 1997’deki filmi Face/Off, Hollywood’ta kendine özgü tarzıyla büyük bir başarıya imza attı. Bu girişim hem eleştirmen çevrelerce hem de halk tarafından takdire şayan görüldü (dünya çapında 240 milyon dolardan fazla hâsılat yapmıştı). Mission: Impossible II (2000) dünya çapında 560 milyon dolar hâsılat yapmış ve kötü bir şekilde eleştirilmiştir. Bu iki filmle aslında Woo, 1980’li ve 1990’lı yıllardaki başarısını yeniden yakalamayı umut etmiştir.

Hong Kong sinemasının on beş yıldan fazla süren başarısından ve Amerikan sinema piyasasını birkaç kez de olsa sallamasından sonra, Jackie Chan’in 1995 yılında yaptığı Rumble in the Bronx en sonunda oyuncuya Amerika’da beklediği şöhreti getirmiştir. O zamandan beri, oyuncu içlerinde Rush Hour (1998), Shanghai Noon (2000),ve onları takiben gelen serileri ile Amerika film stüdyolarında başarıdan başarıya koşmuştur. Amerika stüdyolarında çektiği filmlerin yanı sıra Hong Kong’ta da zaman zaman İngilizce filmler (Mr. Nice Guy ve Who Am I?) çekmiş, bu filmlerin pek çoğu Avustralya ve Hollanda gibi Batı ülkelerinde çekilirken bazıları da kanton lehçesinde çekilmiştir (2004’de New Police Story ve 2006’da Rob-B-Hood). Amerika’da görülen olağanüstü ilgi nedeniyle, bu filmler genellikle Amerika’da da gösterime girmiş (ki bu Hong Kong filmleri için çok da sık gördüğümüz bir durum değildir) ve hatırı sayılır ölçüde izleyicinin dikkatini çekmeyi de başarmışlardır.

Jet Lie de 1998 yılında çektiği Hitman filminin ardından Hong Kong’ta çok fazla film ortaya koymadı ve Hollywood’a yoğunlaşan oyuncular kervanına katıldı. Lethal Weapon 4 (1998) filmindeki küçük rolün ardından Amerika’da isim yapmış ve adını duyurmuş pek çok Hollywood filminde boy gösterdi. Bu zamana dek, Çin sinemasına yalnızca iki filmle dönüş yaptı: Hero (2002) ve Fearless (2006). Aynı zamanda Fearless’ın onun rol aldığı son geleneksel kung fu filmi olacağını öne sürdü. Chow Yun-Fat da Hollywood’ ta şansını deneyen isimler arasındaydı. 1995’teki filmi Peace Hotel’in ardından Jet Lie’ninkiler kadar ilgi görmese de Hollywood’ta bir düzine film yapmıştır. The Replacement Killers (1998), The Corruptor (1999), Anna and the King (1999) ve  Bulletproof Monk (2003) bu filmlerden bazıları. Bu oyuncu, 2000’de Crouching Tiger ve Hidden Dragon ile Çin sinemasına dönüş yaptı.

Son Trendler

Hong Kong film endüstrisi 1990’ların ortalarından bu yana birçok kez ani düşüşler yaşamıştır. Yapılan yerli filmlerin sayısı ve elde edilen gişe hâsılatları önemli ölçüde düşmüştür. Amerikan yapımı filmler onlarca yıldır hatta belki de hiç olmadığı kadar piyasa hâkim olmuş durumda. Bu kriz Batı sinema dünyası ile iletişme geçme gereğini doğurmuş ve Hong Kong aksiyon sineması son zamanların en büyük Batı tesirine girmiştir.

Hollywood dışında baş döndürücü genç oyuncularaysa daimi bir ilgi vardır. Aksiyon filmleri Ekin Cheng ve Nicholas Tse gibi bebek yüzlü Kantonlu pop müzik idolleri ile adlarını duyurur ve dijital efektlerle de filmler desteklenir. Bu trende öncülük edenlerse bir önceki kuşakta dövüş sanatları dalında eğitilmiş aktörlerden başkası değildir.  1990’ların sonlarına doğru,  Kantonlu pop starların Downtown Torpedoes (1997), Gen-X Cops ve Purple Storm (1999) gibi bazı filmleri daha ileri teknoloji ve daha Amerikan tarzı aksiyon sahneleri ile yeni bir moda akımına şahitlik ediyordu.

Andrew Lau‘nın wuxia tarzı komedi kitabının uyarlaması The Storm Riders (1998) rekor kıran bir hâsılat yaptı ve daha önce Hong Kong filmlerinde neredeyse hiç görmediğimiz bilgisayar destekli görüntülerin kullanıldığı bir döneme öncülük etti. Tsui Hark’ın çok para harcayıp CGI- destekli çabalarının sonucunda ortaya koyduğu Time and Tide (2000) ve The Legend of Zu (2001) ise beklenen başarıyı yakalayamadı. Komedi mega starı ve yönetmen Stephan Chow tipik dövüş sanatları geleneğinde kullandığı ince parodileri çizgi filmsel bir biçimde sunmak için dijital efektleri kullandı, sonucunda her biri gişe rekorları kıran  Shaolin Soccer (2001) ve Kung Fu Hustle (2004) filmlerini sinemaya kazandırdı.

Önemli sayılabilecek bir farklılığı da daha gösterişsiz ve daha aktör odaklı cinayet filmleri yarattı. Bu filmler John Woo’dan ilham almış önceki örneklerinden farklıydı. Milkyway Image Yapım Şirketi Patrick Yau‘’un Expect the Unexpected (1998), Johnnie To‘un The Mission (1999) ve Running Out of Time (1999) filmleriyle bu tarza öncülük etmektedir. Andrew Lau ve Alan Mak‘un kapalı gişe filmleri Infernal Affairs üçlemesi (2002–2003) Polisiye-gerilim tarzındaki bu yeni akımı ateşlediler.

Başka endüstrilerle de birlikte çalışarak, özellikle Çin’de, bambaşka bir iyileştirme ve hayata döndürme stratejisi uygulanıyor. Hong Kong starları ve sektördeki diğer çalışanlar Crouching Tiger, Hidden Dragon (Taiwan, 2000) ve Hero (China, 2002) gibi filmlerle uluslarası wuxia başarılarına imzalarını atmaya devam ediyorlar.

 

Tolga Demirtaş (tolga@iyikotufilm.com)

 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...


  • FATİH
    4 Haz 2010 13:38

    TEK KELİME İLE MÜKEMMEL HAZIRLANMIŞ VE EMEK VERİLMİŞ AYAKTA ALKIŞLIYORUM BAŞARILAR…

  • sebahattin çam
    12 Şub 2011 15:19

    aynen emeğe saygı ..
    tebrikler usta ıhtıyac olursa kopyalarım bilginize :))
    süper bir çalışma ..

  • Yorumunuz:


    Attack From Planet B Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korku Sitesi Once upon in a time in Western Öteki Sinema SİBB Sinematik Ters Ninja B-Film Blog


    yeni