iyiköfüfilm

felaketfilmleri

Alexandre Mitta’nın L’Equipage adlı filmi, “ilk Sovyet felaket filmi” reklam sloganıyla 24 Mart 1982′de Paris’te gösterime çıktı. Sonuç önceden tahmin edilebileceği gibi, iki haftada, ancak 1064 biletin satılabilmesi oldu. Bundan iki yıl önce, 14 Mayıs 1980′de gösterime sokulmuş ve gösterişli bir “hasılat” yapmış olan (8 haftada 26.617 bilet), Amerikalı Billy Hale’in dizi filmi S.O.S. Titanic, hala “zafer saatlerini yaşayan” bir türün artık alacakaranlığa girdiğini haber veriyordu. bu 1970′lerden başlayarak 10 yıl boyunca karanlık sinema salonlarını dolduran bir akıma eklenen son filmdi. 10 yıl içinde, 30 kadar film, dayanılmaz sinema çekicilikleri içeren gösteriler sunmuştu. 4,5 milyona yakın Parisli, sonunda kurtulabilen gemi yolcularını, parçalanıp ezilen büyük uçukları, alevler içinde yanan kuleleri ve depremden göçüp yerle bir olan Los Angeles kentini seyredebilmek için seferber olmuştu. Sinemada yeni bir tür doğmuştu ya da en azından buna inanılıyordu.

“Films- Catastrophe-Felaket Filmleri”, gündelik bir gerçek haline dönüşmüştü. Vaktiyle Herkül’lü Antik Çağ filmlerine ya da Spaghetti Western’lerinde olduğu gibi, giderek esin yoksunluğundan bu “tür” de ölmüştü ve tabii ki seyircisi de tükenmişti. Tıpkı Antik Çap filmlerinin en gözalıcı ürünü Ben-Hur’la Spaghetti Western’in doruk noktası sayılan Once Upon A Time In The West (1968) gibi, “felaket filmleri”de türün kusursuz örneği The Towering Inferno (1974) meydana getirmişti. Kimilerinin horladığı, kimilerinin de türün doruğu saydığı bu film, şimdilerde beyaz perdeden silinen bu türün en parlak örneği olarak duruyor.

Bu tür üstüne, ön yargılı olmaktan kaçınan ya da tam tersine saçmaya varana değin yerin dibine batırılan çok sayıda yazı döktürüldü. Sinema eleştirisi ve eleştirmenlerce lanetlenen bu filmlerin ortadan kayboluşundan 2 yıl sonra, günümüzde bu türe yöneltilecek sakin bir yaklaşım, söz konusu bu filmlerde yine de sinemadan bir şeyler olduğu doğrultusunda olmalıdır. Bu kesin tarihsel saptamadan ve türden aynı tutulamayacak toplumbilimsel verileri andıktan sonra, bu filmlerin işlevi ve yapısı bakımından işleyiş mekanizmaları, teknik ve yaratıcılık bakımından biçimleri ve polemiklerle tecimsel kaygılar bakımından da etkili oluşlarıyla ilgilenebiliriz.

Kim titiz “kalemlerin” kesin olarak belirtmelerinin tersine, 1970′de doğmadı “felaket filmleri”. Bu “tür” 30′lu yılların parlak, gösterişli filmlerinin sinemada yeniden belirlenmesinden başka bir şey değildir. Uygulama şeklinin teknik olasılıklarla son derece gelişmiş ve konuya uyarlanmış oluşuna karşın, reçete oldukça aynıdır. “Felaket filmeri”ni önceden haber veren filmler arasında, Batı dünyasının derin bunalımlarına değinen King Kong ve Metropolis (1926) gibi ünlü klasikler anılabilir. Bu klasikleri 1929 bunalımından sonra, gerçek felaketlerden kaynaklanan San Francisco  (W.S. Van Dyke, 1936) In Old Chicago (Henry King, 1938) gibi filmler izledi.

felaketfilmleri2

1950′li yıllarda bu felaketlerden nasibini aldı. The Dam Busters (Michael Anderson, 1954), Elephant Walk (William Dieterle, 1953), The Naked Jungle (Byron Haskin, 1952), Titanic (Jean Negulesco, 1953), A Night to Remember (Roy Baker, 1958) The High and the Mighty (William Wellman, 1954), Zero Hour (Hall Barlett, 1957) ve Clerence Brow’ın 1940 yapımı The Rains of Ranchipur’un yeniden çevrimi olan Mason Yağmurları’a değin  (Jean Negulesco, 1956) halkların acılı doğuş süreçlerini ve savaş çatışmalarını yankılıyordu sinema. O sırada Japon yapımı Godzilla dışında, özünden Amerikalı felaket sineması, bir süre Avrupa’yı kurtarıyordu. Gerçek felaketlere bulanmış olan Avrupalılar, gerçek “afetleri” yaşamışlardı. O dönemde bu tür filmler gereksizdi.

Sinemanın genelde büyük gösteri olarak ele alındığı 1960′lar, bu türün yitişini ortaya koyuyordu. Bu yıllarda sinema kenti Hollywood, bunalımı yaşıyordu. Bu işe para yatıran büyük şirketler sıkıntıdaydı ve bütün göz alıcı, gösterişli film girişimleri başarısızlığa uğruyordu, Cleopatra (Joseph L. Mankiewicz, 1962), 55 Days of Pekin (Nicholas Ray, 1964), The Fall of the Roman Empire (Anthony Mann, 1963), The Bible (John Huston, 1963), Waterloo, vb. gibi filmlerin “felakete uğramış” yapımcılarıydı bunlar. Böyle olmakla beraber, 1968′de Arthur Hailey’in çok satan romanında gerçek bir afet filminden daha gerilimli Airport’un çevrilmesine karar verildi. Bu film 45 milyon dolar hasılat yaptı. Bir süre sonra Allerte A La Bombe (1969) gösterime sunuldu ve orta karar bir başarı elde etti. Felaket filmleri türünün patlaması, gerçekten yeni bir felaket dalgasına yol açan The Adventure of Poseidon (Ronald Neame, 1972) ile 1972′yılının sonuna rastladı. The Adventure of Poseidon dünya çapında bir başarı kazandı. Bu türün epey gelir getireceğiniz sezinleyen Hollywood, önemli harcamalara girişecekti. Avrupa’nın beklediği felaket filmleri dalgası, 1974 ve 1975′te geldi. Boeing 747 in Danger, Terror on the Britannic, Earthquake, The Towering Inferno gibi filmlerle. Sonra bunu 1976 ve 1977 yıllları arasında ikinci bir dalga izledi. Ve sonunda 1978 ve 1979′da S.O.S. Concorde, Kaçınılmaz felaket, Çığ, büyük Tehdid, Meteor, Havaalanı 80, Dünya’nın kaderi, Fırtına, Dünyanın son günü ve S.O.S. Titanic gibi filmlerle üçüncü dalgada başladı.

Soluk soluğa sürüp giden bu tür, on yılda giderek yavaş yavaş söndü. Seyirciye artık bıkkınlık gelmişti. Filmlerin düzeyi gittikçe düşüyordu. (Dünya’nın son günü, Meteor ve Havaalanı 80) ve senaryo yazarlarının hayal gücüde gittikçe tıkanıyordu. Star Wars’ın son parlak başarısı, yeni başarılara susamış kalabalığı coşturdu. Korku ve Fantastik filmler dalgası Amerika’yı süpürüyordu ve yakında sıra Avrupa’ya da gelecekti. Superman ve peşi sıra gelen yamakları kendilerine özgü felaketlerini beraberinde getirmişlerdi. Ve seyirci, Halloween (1978) Terreur sur La Ligne ve Phantasm gibi filmlerle artık bir Titanic’den daha çok korkuyordu, maskeli canavarlar sokaklarda küçük çocukların izini sürmese de… Artık Poseidon uzay gemisine dönüşmüştü. Shelley Winters’de uzayda gemisiyle dolanan Prenses Laetitia olmuştu!

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...


  1. Henüz yorum yapılmamış.

Yorumunuz:


Attack From Planet B Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korku Sitesi Once upon in a time in Western Öteki Sinema SİBB Sinematik Ters Ninja B-Film Blog