iyiköfüfilm

10
Haz
2012

The Burning Moon (1997)

Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı.

Yönetmenliği ve senaristliğinin yanı sıra özel efekt konusundaki ustalığıyla bilinen Olaf Ittenbach oldukça sıra dışı bir işe imza atmış bu filmle. Hard core gore olarak nitelendirilebilecek bir film olan The Burning Moon’da 6 yaşındaki kız kardeşine uykudan önce hikayeler anlatan uyuşturucu bağımlısı genç başrolde. Kız kardeşine anlattığı iki korkunç hikayenin canlandırıldığı filmde ilk hikayede tanıştığı adamın aslında bir akıl hastanesi kaçkını olduğunu bilmeden onunla sevgili olan genç kızı kurban olarak izliyoruz. Haberlerden yanındaki kişinin kim olduğunu öğrenen genç kız her ne kadar adamdan kaçmaya çalışsa da bunu başaramaz. İkinci hikaye ise ruhlarını temizlemek adına kadın kurbanlarına tecavüz eden ve onları öldüren bir seri katil olan rahip etrafında geçiyor.

Filmin oyuncu kadrosunda Andrea Arbter, Ellen Fischer ve Ronald Fuhrmann’ın yanı sıra yönetmen Olaf Ittenbach da yer alıyor. Olaf Ittenbach kardeşine hikayeleri anlatan junkie abi rolünde. Gore unsurların en üst seviyede olduğu The Burning Moon, kendi ülkesi Almanya’da yaklaşık 20 yıl boyunca yasaklanmış bir film. Alman gore sineması denince ilk akla gelen isimlerden biri olan Olaf Ittenbach’ın bu türe ait ilk filmlerinden birisi The Burning Moon. Aynı zamanda çok başarılı bir özel efekt ustası olan Ittenbach, bu düşük bütçeli filmde de yeteneğini konuşturmuş. Yönetmen 1989 yılında ilk filmi Black Past ile kariyerine başlangıç yapmış. 2005 yılındaki büyük bütçeli korku aksiyon filmi BloodRayne filminin de özel efektlerine imza atmış. (daha&helliip;)


Son yıllarda özellikle Quentin Tarantino sayesinde grindhouse filmleri sinemaseverler arasında tekrar popülarite kazanmaya başladı. Gayrıresmi şekilde Tarantino, kendisini Amerikan istismar sinemasının kaybettiklerini kazandırmak adına bir sorumlu olarak seçti, Switchblade Sisters gibi filmleri hatırlatmayı üstlenmek yanında tabi ki aynı zamanda sinema izleyicilerini unutulmuş ve sıradışı filmleri araştırmaya yönelten referansların bulunduğu filmler yönetti. (Şunu da unutmamak gerekir ki Tarantino daha büyük izleyici kitlesi tarafından bilinen filmler konusunda da bir otoritedir.)

Daha sonra Grindhouse (2007) ortaya çıktı, Rodriguez ve Tarantino tarafından ortaklaşa yapılan büyük ilgi gören ve zevkle izlenen iki filmden oluşan bir proje. Gişe hasılatından daha önemli olan şey ise kült filmlere ilgi duyan sinemaseverlerin aklına grindhouse terimini tekrar yerleştirmesiydi. O günden sonra grindhouse, the real McCoys tarafından yapılan çift filmlerin pazarlama terimi olarak da kullanıldı. Aynı zamanda Hell Ride, Machete gibi taklitler ve Hobo with a Shotgun gibi yeni filmler de ortaya çıktı.

İstismar sineması geleneksel, iffet taslayan ve de kitleleri sıradanlığa alıştıran filmlere karşı bir tepkiydi. Özünde yatan içgüdü aslında benzer yönlere sahip mesela para kazanmak. Bunun yanında Jack Hill, Herschell Gordon Lewis ve Roger Corman gibi yönetmenlerin çalışmaları takdir edilesi çünkü amaçları ödüllerin peşinden koşmak ya da sosyal bilinçli taklidi yapmak değil. Düşük bütçeli korku filmleri, çete filmleri, erotik filmler ya da blaxploitation filmleri yapan yönetmenler bütçenin azlığından dolayı hızlı çalışmak ve idareli davranmak zorundalar. (daha&helliip;)


20
Şub
2012

Angst (1983)

Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı.

Angst, Gerald Kargl tarafından yazılıp yönetilmiş, senaryosu ise Zbigniew Rybczynski’e ait bir Avusturya filmi. Başrolde gördüğümüz psikopat karakterini Erwin Leder canlandırıyor.

Hikaye, adını bilmediğimiz bir psikopat katilin büyük ölçüde haz aldığı cinayet tutkusunu anlatıyor. Film sadece bir seri katilin hapishaneden çıktığı ilk gün işlediği cinayetleri ve yakalanıncaya kadar sürdürdüğü ertesi gününden ibaret. Hikayeyi daha doğrusu şahit olduğumuz sahnelerin anlatımını bizzat katilin ağzından dinliyoruz, aynı zamanda olup biten olaylar hakkında başka kişilerin duyguları veya yorumlarına şahit olamayıp sadece olan biteni izlediğimizle kalıyoruz.

Film bir tutuklunun hapishanede geçirdiği son saatlerinin görüntüsüyle başlıyor. Çıktıktan sonra ne yapması ve nereye gitmesi gerektiğini bilemiyor, herhangi bir taksiye biniyor ve ilk cinayet girişimini orada gerçekleştiriyor. Biz de katilin ne denli hasta olduğunu veya çok kötü bir geçmişe sahip olduğunu monoloğundan anlıyoruz. Gidecek bir yeri yok sadece çocukluk travmalarının suçlularını bulup öldürme hissi ve bunun sonsuz hazzını tüm bedeni ve ruhuyla hissetme duygusu var. Ancak psikopat çok heyecanlı, aklı fazlasıyla dağınık. Cinayet amaçlı girdiği evde yaşadığı psikolojiden anlaşıldığı gibi; Psikopat’ın cinsel tutkusu işlemek istediği cinayetlerle özdeşleşmiş, bundan dolayı işe kalkışmadan önce oldukça heyecanlanıyor ve kontrolünü bir müddet kaybediyor. Sonrasında her yer kan revan ve hazdan mutlu bir katil. Tabi bu hazzı sürekli yenilemesi gerekli. Yakalanıncaya kadar tabi. (daha&helliip;)


1
Şub
2012

Opera (1987)

Giallo kategorilerinde yayınlandı.

Amerika’da “Terror at the Opera” ismiyle vizyona giren film, 1987 yılında Dario Argento tarafından yazılıp, yönetilmiş bir İtalyan giallo filmi. Başrolleri Cristina Marsillach, Urbano Barberini ve Ian Charleson paylaşıyor.

Film Argento’ya ticari anlamda oldukça getiri sağlamıştır. Zaten filmi de izlediğimiz zaman sinemasal değerini bir kenara bırakıp, “sex-murder” açısından bakılacak olunursa, ticari bir kaygısının olduğunu fark etmememiz mümkün değil. Filmdeki cinayet sahneleri yine filmin genelinde olduğu gibi oldukça başarılı. Filmin türüne yakışır abartılı kamera açıları ve yine abartılı dekorlardan kaçınmamıştır. Şiddet ve müziğin mükemmel uyumu da gözden kaçmıyor ve film boyunca İtalya’nın Rönesans ruhuna yakışır, bir birinden güzel klasik eserleri dinlerken, araya katilin ruhunu yansıtan ve bizi daha da bir telaşa sokan rock soundları girdiğinde tadından yenilmez bir hal alıyor. Opera salonundaki kuşların gözünden çekilmiş sahneler kamera hareketlerinin bir kuş gibi oradan oraya yalpalanması oldukça baş döndürücü, “bu gerilim bitsin de haydi artık odaklansın” diye umutla beklenilebilir. Ayrıca Argento, ilham kaynağı Hitchcock’un röntgenci sinema ruhuna saygı duruşunda bulunmaktan geri kalmamış.

Bir parça da filmin konusuna değinelim. 17 yaşındaki Betty, Verdi’nin Macbeth’indeki (İtalyan besteci Verdi’nin, Shakspeare’in Macbeth’ini temel alarak bestelediği 4 perdelik opera eseri) başrol oyuncusunun ayağını sakatlaması ile bu rolü alma şansı yakalar. (daha&helliip;)


14
Eki
2011

Lady Terminator (1989)

İstismar Filmleri kategorilerinde yayınlandı.

Uzakdoğu’nun sıra dışı filmlerinden biri olan Pembalasan ratu pantia selatan aka Lady Terminator (1989), macera, gerilim, seks ve korkunun muhteşem birleşimini bizlere sunmakta.

H.Tjut Djalil’nın yönetiği filmin senaryosu ise Karr Kruinowz’a ait. Endonezya yapımı olan Lady Terminator, Uzakdoğu sinemasının tüm klişelerini içinde barındıran ve mantık sınırlarını zorlayan bir yapım. Tam olarak Terminator’ün rip-off nitelendirebileceğimiz film diyaloglarına kadar benzeşleşmekte. Tabi ki tek bir farkla, bu sefer yok edici gelecekten değil geçmişten, 300 yıl öncesinden geliyor.

Yok edici rolünde Barbara Anne Constable yer alıyor. Aynı zamanda bu, oyuncunun rol aldığı tek film. Belki de böyle şaşalı bir rolde yer aldıktan sonra başka bir yapımda gözükmek istememiş olabilir. Yalnızca bu filmde rol almasına rağmen hala adından söz ettirmesi ise bu düşünceyi doğrulamakta. Başrolde yer alan diğer oyuncular ise Christopher J. Hart,Claudia Angelique Rademaker ve Ikang Fawzi. Ikang Fawzi o dönem Endonezya’nın rock yıldızlarından biri.

Yönetmen filmin senaryosunu kendi kafasına göre uyarlamış olsa da kurgu tamamen Terminator filminin aynısı. Queen of the Southern Sea of Java efsanesinden yola çıkarak konuyu Terminator’e bağlıyorlar. (daha&helliip;)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm Bağlantılar
Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korkucu Once upon in a time in Western Öteki Sinema Sinematik Ters Ninja

İyiKötüFilm Feeds


İyiKötüFilm
yeni