<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İyi &#039;Kötü Film&#039; &#187; Tom Savini</title>
	<atom:link href="http://iyikotufilm.com/etiket/tom-savini/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://iyikotufilm.com</link>
	<description>&#34;kötü&#34; filmlerin nasıl seyredilmesi gerektiğini öğrenin, onlar genelde çok &#34;iyi&#34; dir.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 20 May 2012 06:04:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Orijinaliyle Alakası Olmayan Devam Filmleri &#8211; Bölüm Bir</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Apr 2011 13:25:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mert Kutay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavram-Kuram-Fenomen]]></category>
		<category><![CDATA[A Nightmare on Elm Street Part 2: Freddy’s Revenge]]></category>
		<category><![CDATA[Alone in the Dark]]></category>
		<category><![CDATA[Best Worst Movie]]></category>
		<category><![CDATA[Corey Feldman]]></category>
		<category><![CDATA[David Chaskin]]></category>
		<category><![CDATA[Debra Hill]]></category>
		<category><![CDATA[Friday the 13th Part V: A New Beginning]]></category>
		<category><![CDATA[Halloween III: Season of the Witch]]></category>
		<category><![CDATA[I Madman]]></category>
		<category><![CDATA[Jack Sholder]]></category>
		<category><![CDATA[jason voorhees]]></category>
		<category><![CDATA[John Carpenter]]></category>
		<category><![CDATA[Lance Henriksen]]></category>
		<category><![CDATA[Mangler 2]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Hamington-Wright]]></category>
		<category><![CDATA[Night Shift]]></category>
		<category><![CDATA[Retroactive]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Englund]]></category>
		<category><![CDATA[Slasher]]></category>
		<category><![CDATA[Stephen King]]></category>
		<category><![CDATA[Ted Levine]]></category>
		<category><![CDATA[The Hidden]]></category>
		<category><![CDATA[The Mangler]]></category>
		<category><![CDATA[Tobe Hooper]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Atkins]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Savini]]></category>
		<category><![CDATA[Troll 2]]></category>
		<category><![CDATA[Wes Craven]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=4519</guid>
		<description><![CDATA[İzleyici karşısına çıkıp da beğeni toplayan bir filmin hesapta yokken devamının çekilmesi genellikle kaçınılmazdır. Bu devam filmleri nadiren orijinalinden iyi olsa da genellikle ilkinin gölgesinde kalan, bir takım insanların parsayı götürmesi için çekildiği gün gibi ortada olan filmlerdir. Hele bir de orijinal filmle alakası olmayan devam filmleri var ki bu filmler bol bölümlü serilerde ekseriyetle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İzleyici karşısına çıkıp da beğeni toplayan bir filmin hesapta yokken devamının çekilmesi genellikle kaçınılmazdır. Bu devam filmleri nadiren orijinalinden iyi olsa da genellikle ilkinin gölgesinde kalan, bir takım insanların parsayı götürmesi için çekildiği gün gibi ortada olan filmlerdir. Hele bir de orijinal filmle alakası olmayan devam filmleri var ki bu filmler bol bölümlü serilerde ekseriyetle görülüp ayın ondördü gibi göze çarpar. Bu yazıda aklıma geldiği kadar bu filmleri yazdım. Baştan uyarayım, yazının geri kalanı filmler hakkında spoiler içeriyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-4533" href="http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/mangler2poster/"><img class="alignleft size-full wp-image-4533" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/04/mangler2poster.jpg" alt="" width="254" height="335" /></a><span style="color: #ff0000;"><strong>Mangler 2 (2001) :</strong></span> Filmin yönetmeni Michael Hamington-Wright sinema sektörüne ilk adımını Retroactive filmi için yazdığı senaryo ile atmış. Keşke orada kalsaymış! Retroactive gayet hoşuma giden bir filmdi fakat Michael bununla yetindi mi? Yetinmedi. Üst üste başarısız film senaryoları yazdı, yazdığı yetmezmiş gibi bir takım insanlar bunları çekti. Sene 2002 olduğunda ise kamera arkasına geçti, bu film aynı zamanda senaryosunu da yazdığı Mangler 2′ydi. Burada durup ilk Mangler filmine geri dönmekte fayda var. Mangler, Stephen King’in 1972 yılında yazdığı, bizde Hayaletin Garip Huyları ismiyle yayınlanan Night Shift adlı antoloji kitabındaki kısa bir öyküydü. Kitabın Türkçesindeki ismi Canavar, orijinalinde The Mangler  1995 yılında Tobe Hooper’ın yönettiği,  içinde “Buffalo Bill” veya “Stottlemeyer” Ted Levine ve Robert Englund’ın olduğu -ki kendisinin her filme tat katan “tatlandırıcı” bir aktör olduğunu düşünüyorum fakat bu filmde en fazla sakkarin etkisi yapabilmişti- bir uyarlamaya dönüştü. Çoğu Stephen King uyarlaması ile aynı makus talihi paylaşan ilk film pek ses getiremedi çünkü bir çamaşırhanede çalışan insanları kapıp parçalayan bir çamaşır katlama makinesi hikaye olarak neyse de beyaz perde için pek ilgi çekici bir fikir değildi. İkinci filme döndüğümüzde, ilk filmde yaşananlarla zerre kadar alakası olmayan bir devam filmiyle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Filme ismini de veren Mengene, yapay zeka sahibi bir bilgisayar virüsü. Okudukları okuldaki diğer öğrencilerin sömestr tatiline çıkması sonucu okulda kalan gençler, deneme aşamasındaki güvenlik sistemine yanlışlıkla bulaşan bu virüsle kedi fare oyunu oynamaya başlarlar. Çünkü okulda akla gelebilecek her şeyi kontrol edebilen bu virüs gençleri düşman bellemiş, onlara kan işetmek için elinden geleni yapmaya başlamıştır. Şahsi kanaatim, ilkiyle kıyaslanınca daha izlenebilecek bir gençlik-korku filmi olduğu. Çok umrunuzdaymış gibi de belirteyim; filmin IMDB puanı 10 üzerinden 2,3. Ama film, “Bishop” Lance Henriksen’i hemen altta göreceğiniz gibi, çok acayip bir rolde izlemek için bulunmaz bir nimet. <span id="more-4519"></span><a rel="attachment wp-att-4589" href="http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/mangler-2-2002-2/"><img class="aligncenter size-full wp-image-4589" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/04/Mangler-2-20021.jpg" alt="" width="637" height="382" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-4534" href="http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/f13poster/"><img class="alignleft size-full wp-image-4534" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/04/f13poster.jpg" alt="" width="254" height="335" /></a><span style="color: #ff0000;"><strong>Friday the 13th Part V: A New Beginning (1985): </strong></span>Serinin sözde son bölümü olan dördüncü bölümde Jason nihayet Corey Feldman tarafından canlandırılan ufak velet Tommy Jarvis tarafından parça pinçik ediliyor, fakat sonunda Tommy, Jason gibi psikopat bir hale geliyordu. Hatta ablası da endişelenip doktorlara soruyordu, “kardeşimin akıl sağlığından şüphe ediyorum” diye de doktorlar o şartlar halinde Tommy’nin psikopata bağlamasının gayet normal olduğunu savunuyordu. Final Chapter’ın hemen bir sonraki senesinde izleyiciyle buluşan A New Beginning, 13. Cuma serisinin beşinci ve seriyle neredeyse en alakasız filmi. Daha sonra değineceğim Halloween 3′te olduğu gibi, serinin tescili Jason bu filmde yok. Yani bu defa sevişen gençleri öldüren kişi Jason değil, başka biri. Final Chapter’daki olaylardan 10 sene sonrasına atlayan filmde Tommy Jarvis, büyümüş ve serpilmiş, sorunlu gençlerin bulunduğu bir rehabilitasyon merkezine getirilmiştir. İlginç olan şey, bu merkezin yıllar önce Tommy’nin akli dengesini yitirdiği mekana çok yakın olması. Tahmin edeceğiniz gibi karakter kurulumu aşamasında göreceğiniz bütün tipler aslında kurbanlık koyunlar çünkü filmin ilerleyen dakikalarında teker teker öldürülecekler. Film, 13. Cuma serisindeki en fazla cinayet sayısına ve çıplaklık miktarına sahip. Fakat Tom Savini’nin olmaması yetmezmiş gibi, bir slasher filminde en çok aranan şeylerden biri olan kan konusunda da ciddi sıkıntıları var. Katili tahmin etmeye de çalışmayın, sadece izleyin.</p>
<p style="text-align: center;"><a rel="attachment wp-att-4585" href="http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/friday-the-13th-part-v-a-new-beginning/"><img class="aligncenter size-full wp-image-4585" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/04/Friday-the-13th-Part-V-A-New-Beginning.jpg" alt="" width="617" height="369" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-4532" href="http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/h3poster/"><img class="alignleft size-full wp-image-4532" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/04/h3poster.jpg" alt="" width="254" height="335" /></a><span style="color: #ff0000;"><strong>Halloween III: Season of the Witch (1982): </strong></span>Serinin değişmez karakteri olan maskeli katilinden muzdarip olan diğer filmimiz ise Halloween serisinin üçüncü halkası. Michael Myers’ın sadece televizyonda gösterilen ilk filmin reklamında göründüğü bu filmin, serinin diğer filmleriyle tek ortak özelliği Cadılar Bayramı zamanında geçmesi. Aslında çok kötü bir film değil fakat insan, filmin adında Halloween’i görünce beklentilerini yüksek tutuyor. John Carpenter ve Debra Hill’in sadece yapımcı olarak görev aldığı Halloween 3, Tom Atkins tarafından canlandırılan Doktor Dan Challis’in başından geçenleri anlatıyor. Çalıştığı hastahaneye gelen yaşlı bir adamın “hepimizi öldürecekler” temalı bağırışlarıyla işkillenen Challis, adama başta inanmaz; ta ki adam, tuhaf takım elbiseli tipler tarafından hastahanede öldürülene kadar. Adamın kızı Ellie ile işbirliği yapan doktoru, araştırması sonucunda karşısına çıkan bütün ipuçları Silver Shamrock adlı oyuncak fabrikasına götürür. Fabrikanın kurulduğu kasaba tuhaf bir yerdir, geceleri sokağa çıkma yasağı uygulanmakta, sokaklar kamerayla izlenmekte ve Ellie’nin babasını öldüren takım elbiseli adamlara benzeyen adamların sık sık görüldüğü bir kasabadır. Dan ve Ellie, Conal Cochran adındaki yaşlı bir adamın sahip olduğu fabrikanın aslında çok şeytani planlar üzerinde çalıştığını anlarlar. Sonrası da zaten kaçma, kovalamaca, falan, filan. Tek başına ele alındığında aslında kötü bir film olmayan Halloween 3, aynı zamanda serinin hayranlarından aldığı öfke dolu tepkiler üzerine bir sonraki filmde Michael Myers’ın dirilmesine sebep olan film olduğu kadar John Carpenter’ın filmi seriye dönüştürürken aklında olan, serideki her filmde Cadılar Bayramı’nda geçen değişik bir hikaye anlatma fikrinin de sonunu getiren filmdir. Filmde kullanılan Silver Shamrock reklam müziği ise belki de gelmiş geçmiş en sinir bozucu müziklerden biridir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-4586" href="http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/halloween3-02/"><img class="aligncenter size-full wp-image-4586" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/04/halloween3-02.jpg" alt="" width="653" height="313" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-4531" href="http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/anoesposter/"><img class="alignleft size-full wp-image-4531" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/04/anoesposter.jpg" alt="" width="254" height="335" /></a><span style="color: #ff0000;"><strong>A Nightmare on Elm Street Part 2: Freddy’s Revenge (1985): </strong></span>Wes Craven’ın esamesinin okunmadığı, 1982 yılında çektiği slasher filmi olan Alone in the Dark ve 1987 tarihli The Hidden’dan başka pek dişe dokunur işi olmayan yönetmen Jack Sholder’ın yönetip I, Madman’in senaristi David Chaskin’in yazdığı Elm Sokağı Kabusu serisinin ikinci filmi eşcinsel altmetinlerle doldurulmuş, ilkinin üzerinden ekmek yemeye çalışan vasat bir devam filmi. İlk filmdeki Thompson ailesinin oturduğu eve taşınan Walsh ailesinin oğlu Jesse’nin başından geçenleri anlatan filmde Jesse önce kim olduğunu bilmediği, korkunç görünümlü bir adamı (tahmin edin, kim?) rüyalarında görmeye başlıyor. Daha sonra Jesse’nin yakınındaki insanlar teker teker ölmeye başlıyor. Ve filmi ne yazık ki Freddy bile kurtaramıyor. Açıkçası Freddy, normalde yapmakta olduğu “gece işi”ni bırakıp Jesse’nin vücudunu ele geçirerek izleyiciyi korkutmaya çalışınca nereden tutsanız elinizde kalacak bir yapımla karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz. Bunun üzerine tuhaf ve bir o kadar da gereksiz yan karakterler, nereye gittiği belli olmayan diyaloglar, mantık ve devamlılık hataları da eklenince elimizde serinin hayranlarının yok saymakta çok haklı olduğu bir film kalıyor. Diğer ünlü slasher serilerinde olduğu gibi seyircinin neyi isteyip neyi istemediğini bariz bir şekilde belli eden A Nightmare on Elm Street 2, serinin çok erkenden farklı bir yöne sapma isteğinin direkten dönmesini sağlıyor, iyi ki de sağlıyor. Üstelik seride böyle bir film olunca diğer filmler gözümüze daha bir iyi görünüyor. Peşpeşe Elm Sokağı Kabusu serisini izlemem gereken durumlarda (neden böyle bir durum oluşuyor, bilemedim) bu filmi gönül rahatlığıyla atlayıp ilk filmin peşine üçüncü film olan Dream Warriors’ı bağlıyorum, kafam dinç oluyor. Aynı şeyi size de tavsiye ederim.</p>
<p style="text-align: center;"><a rel="attachment wp-att-4587" href="http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/a-nightmare-on-elm-street-part-2-freddy%e2%80%99s-revenge-1985/"><img class="size-full wp-image-4587 aligncenter" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/04/A-Nightmare-on-Elm-Street-Part-2-Freddy’s-Revenge-1985.jpg" alt="" width="569" height="442" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-4530" href="http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/troll2poster/"><img class="alignleft size-full wp-image-4530" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/04/troll2poster.jpg" alt="" width="254" height="335" /></a><span style="color: #ff0000;"><strong>Troll 2 (1990) : </strong></span>Yanlış anlaşılmasın, Troll 2 çok sevdiğim bir filmdir. Fakat iki adet Harry Potter isimli karakter barındıran ilk filme baktığımızda daha fantastik bir konusu ve daha nereye gitmek istediğini bilen bir havası vardı. Troll 2′ye geri döndüğümüzde ise film daha en baştan şaşkınlık içinde olduğunu belli ediyor. Çünkü filmde bir tane bile troll yok. Onun yerine plastik maskeli goblinlerimiz var. Waits ailesi, Nilbog kasabasında (kasabanın ismindeki zeka pırıltısı her zaman beni benden almıştır) yaşayan bir aile ile evlerini bir süreliğine takas eder. Amaç kırsal kesimde geçirilecek bir tatildir. Fakat ailenin bilmediği şey Nilbog kasabasının goblinlerin yaşadığı, acımasız bir cadı tarafından yönetilen bir yer olduğudur. Bu durumda Waits ailesini ve başroldeki küçük oğulları Joshua’yı kim kurtarabilir? Tabii ki Joshua’ya sürekli goblinler hakkında masallar anlatan büyükbabası! Bu arada büyükbabası ölmüştür ve hayalet formatında ortada dolaşıp yalnızca Joshua’ya görünmektedir. Aile eve geldiğinde masada bulduğu yemekleri yemek için oturduklarında Joshua bu yiyecekleri yedikleri takdirde hepsinin goblin yiyeceği olacağını bilmektedir. Bu yüzden masaya çıkar ve yemeklerin üzerine işer. Babası burada filmde en sevdiğim replik olan “Misafirperverliğe işeyemezsin!” cümlesini kurar ve Joshua’yı cezalandırır. Ailesi tarafından haşarı bir çocuk olarak bilinen Joshua goblinlere karşı tek başınadır. Bu arada filme hiç lüzumu olmayan genç karakterler de dahil olur ve ortalık iyice panayıra döner. Aslında Troll 2 tek başına bir yazıyı, hatta bir siteyi hak eden bir film. Zaten kötü ününden dolayı da oldukça bilinmekte olduğundan dolayı kısa kesip yazıyı bitirmem daha yerinde olur. Filmi izlemediyseniz muhakkak izlemenizi, hatta peşinden filmin yapımını anlatan Best Worst Movie adlı belgeselini de izlerseniz tam olur.</p>
<p style="text-align: center;"><a rel="attachment wp-att-4588" href="http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/troll-2-1990/"><img class="aligncenter size-full wp-image-4588" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/04/Troll-2-1990.jpg" alt="" width="631" height="373" /></a></p>
<p>Orijinali ile alakası olmayan devam filmleri serisinin ilk bölümü burada bitiyor. İlk aklıma gelen alakasız devam filmleri bunlar. Yazının devamı -tezat olacak ama- aynı formatta olacak ve biraz daha gün yüzü görmemiş veya unutulmuş filmlere yer vermeye çalışacağım. Aklınıza gelen bu tarz filmler varsa yazmaktan çekinmeyin.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Yazan: Mert Kutay (mert@iyikotufilm.com)</span></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>14</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Texas Chainsaw Massacre Serisi</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/texas-chainsaw-massacre-serisi/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/texas-chainsaw-massacre-serisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Feb 2011 12:51:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mert Kutay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Korku Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bill Moseley]]></category>
		<category><![CDATA[Caroline Williams]]></category>
		<category><![CDATA[Das Deutsche Kettensägen Massaker]]></category>
		<category><![CDATA[Dennis Hopper]]></category>
		<category><![CDATA[Duane Whitaker]]></category>
		<category><![CDATA[Ed Gein]]></category>
		<category><![CDATA[Ed Gein: The Butcher of Plainfield]]></category>
		<category><![CDATA[Edwin Neal]]></category>
		<category><![CDATA[Gunnar Hansen]]></category>
		<category><![CDATA[Horrible High Heels]]></category>
		<category><![CDATA[House Of 1000 Corpses]]></category>
		<category><![CDATA[In the Light of the Moon]]></category>
		<category><![CDATA[Jeff Burr]]></category>
		<category><![CDATA[Jessica Biel]]></category>
		<category><![CDATA[Jonathan Liebesman]]></category>
		<category><![CDATA[Ken Foree]]></category>
		<category><![CDATA[Kim Henkel]]></category>
		<category><![CDATA[Klasik]]></category>
		<category><![CDATA[leatherface]]></category>
		<category><![CDATA[Leatherface - The Texas Chainsaw Massacre 3]]></category>
		<category><![CDATA[Marcus Nispel]]></category>
		<category><![CDATA[Marilyn Burns]]></category>
		<category><![CDATA[Matthew McConaughey]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Bay]]></category>
		<category><![CDATA[Mirrors]]></category>
		<category><![CDATA[Motel Hell]]></category>
		<category><![CDATA[Nothing But Trouble]]></category>
		<category><![CDATA[Peter Jackson]]></category>
		<category><![CDATA[Remake]]></category>
		<category><![CDATA[Renée Zellweger]]></category>
		<category><![CDATA[Seri]]></category>
		<category><![CDATA[Shutter]]></category>
		<category><![CDATA[Slasher]]></category>
		<category><![CDATA[Texas Chainsaw Massacre]]></category>
		<category><![CDATA[Texas Comedy Massacre]]></category>
		<category><![CDATA[Texas Dildo Masquerade]]></category>
		<category><![CDATA[Texas Vibrator Massacre]]></category>
		<category><![CDATA[The Eye]]></category>
		<category><![CDATA[The Fog]]></category>
		<category><![CDATA[The Return of the Texas Chainsaw Massacre]]></category>
		<category><![CDATA[The Texas Chainsaw Massacre 2]]></category>
		<category><![CDATA[The Texas Chainsaw Massacre 4: The Next Generation]]></category>
		<category><![CDATA[The Texas Chainsaw Massacre: The Beginning]]></category>
		<category><![CDATA[Tobe Hooper]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Everett]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Savini]]></category>
		<category><![CDATA[Viggo Mortensen]]></category>
		<category><![CDATA[When a Stranger Calls]]></category>
		<category><![CDATA[William Butler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=3609</guid>
		<description><![CDATA[Christopher Lee, 100 Years of Horror belgeselinde şöyle diyor: &#8220;Birisini korkutmak için şunları söyleyin. Biliyorum, anlattıklarıma inanmayacaksın. Bunun için seni suçlamam, birisi bana aynı şeyleri anlatsaydı ben de inanmazdım. Ama bu anlatacaklarımı yaşadım.&#8221; İlki 1973 yılında çekilen Texas Chainsaw Massacre serisi de neredeyse insanlara bunu söylemişti. Alfred Hitchcock&#8217;ın Sapık filmine de ilham kaynağı olan seri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://iyikotufilm.com/texas-chainsaw-massacre-serisi/texas-chainsaw-massacre/" rel="attachment wp-att-3648"><img class="aligncenter size-full wp-image-3648" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/02/Texas-Chainsaw-Massacre.jpg" alt="" width="640" height="344" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Christopher Lee, 100 Years of Horror belgeselinde şöyle diyor: &#8220;Birisini korkutmak için şunları söyleyin. Biliyorum, anlattıklarıma inanmayacaksın. Bunun için seni suçlamam, birisi bana aynı şeyleri anlatsaydı ben de inanmazdım. Ama bu anlatacaklarımı yaşadım.&#8221; İlki 1973 yılında çekilen Texas Chainsaw Massacre serisi de neredeyse insanlara bunu söylemişti. Alfred Hitchcock&#8217;ın Sapık filmine de ilham kaynağı olan seri katil Ed Gein&#8217;den -sözde- esinlenerek çekilmiş olan ilk film büyük yankılar uyandırdı. Günümüze kadar üç devam filmi, bir remake ve bir prequel ile gelen seriden esinlenen bir sürü film de var. Bunların hepsine sırasıyla bakacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Film, Amerikalı katil Ed Gein&#8217;den serbestçe uyarlanmış. İşin aslı senarist ve yönetmen Tobe Hooper bu fikrin aklına ilk kez bir hırdavatçı dükkanında elektrikli testere bakarken geldiğini itiraf etmiş. Senaryo aşamasında ismi Leatherface olan filmin adı daha sonra yapım aşamasında Stalking Leatherface ve ardından Head Cheese olmuş. Seyirci karşısına çıktığında ise tamamen değişerek bildiğimiz halini almış. 80,000 dolar gibi küçük bir bütçeyle çekilen film başarılı bir reklam kampanyası ile sadece Amerika&#8217;da bütçesinin neredeyse 400 katı kar getirip, tüm zamanların en iyi gişe yapan bağımsız filmlerinden biri olunca bir fenomen halini almış. Başarılı reklam kampanyası ise filmdeki olayların gerçekten yaşandığını söylenmesinden ibaretmiş. Fakat işin ilginç kısmı filmin açılışında olayların 18 Ağustos 1973 tarihinde yaşandığı söylendiği halde film 15 Temmuz ve 14 Ağustos 1973 tarihleri arasında çekilmiş. Tabii film izlendikten sonra bir takım şehir efsaneleri de oluşmamış değil, bir deli filmdeki olayların gerçekten yaşandığı yerin San Antonio&#8217;daki Poth kasabası olduğu konusunda kuyuya bir taş atınca diğer akıllılar da bu taşı çıkarmaya çalışmış.<span id="more-3609"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yönetmen Tobe Hooper filmin Amerika&#8217;da 13 yaş sınırı alabilmesi için filmdeki &#8220;gore&#8221; sahnelerden bolca feragat etmiş fakat yine de onca çabasına rağmen film 17 yaş sınırı ile gösterime girmiş. Gösterime girdiği zamanda birçok ülkede yasaklanan The Texas Chainsaw Massacre, İngiltere&#8217;de sansür kurulunun başındaki Ferman&#8217;ın görevden ayrıldığı 1999 yılına kadar tam olarak videoya çıkmamış ve sinemalarda gösterilmemiş. Ağır sansür denetim kurulu ile bilinen Avustralya&#8217;da ise ancak seksenli yılların başında seyirciyle buluşabilmiş. Film, dönemi için öyle korkunçmuş ki filmin fragmanı çıktığında bile sinemayı terkedenler olmuş.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle Ed Gein ve film arasındaki benzerlik mevzusuna bir açıklık getirelim. Ed Gein 1906-1984 yılları arasında yaşamış bir katil ve ceset hırsızı. Teksas&#8217;ta değil, Wisconsin&#8217;de yaşamış fakat oturduğu ev ile filmin geçtiği ev birbirine oldukça benziyor. Yaşarken önce mezarlardan ceset parçaları çalmaya başlamış. İlk Texas Chainsaw Massacre&#8217;ı hatırlarsanız filmin en başlarındaki haberde soyulan mezarlardan ve vücutlarının bazı parçaları eksilmiş olan cesetlerden bahsediyordu. Ed Gein&#8217;in de yaptığı bu. Bazı cesetleri komple götürmüş, bazılarının ise elini, ayağını kesip almış. Ed Gein, hiçbir kurbanını elektrikli testereyle öldürmemiş, sadece vurmuş. Ve ünlü maske olayına geldiğimizde bu konuda Leatherface&#8217;ten bir adım ileri bile gitmiş. Gein&#8217;in giydiği maske Leatherface&#8217;inkinden farksız, bir kadın maskesiymiş ve ek olarak kendisine insan etinden göğüsler ve vajina da dahil olmak üzere bir önlük de yapmış. Film ile arasındaki benzerlikler bundan ibaret. Ed Gein&#8217;den diğer esinlenen filmler Kuzuların Sessizliği ve Sapık, ikisi de zaten kitap uyarlaması, o kitaplara ilham olmuş dersek daha doğru olur. Ed Gein konusu dikkatinizi çektiyse 2000 yılında çekilen<strong> In the Light of the Moon</strong> adlı filmi tavsiye ederim, Ed Gein&#8217;in yaşadıklarını anlatan ve benim gayet hoşuma giden bir film. 2007 yılında video için çıkan <strong>Ed Gein: The Butcher of Plainfield</strong> filmi ise pek başarılı değil. Artık seriye göz atabiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ff0000;"><img style="float: left;" src="http://img130.imageshack.us/img130/425/tcm1.jpg" alt="The Texas Chain Saw Massacre" width="254" height="335" />The Texas Chain Saw Massacre (1974): </span></strong>Gösterime girdiği sene insanları dehşete düşüren, yazarları Kim Henkel ve Tobe Hooper (aynı zamanda yönetmeni) tarafından yapımcılığı üstlenilen film slasher filmlerinin atalarından birisi. Daha sonra gençlerin ıssız bir yerde kalıp öldürülmesi temalı birçok filme ilham kaynağı olmuştur. Filmin konusu kısaca Sally ve engelli kardeşi Franklin&#8217;in, mezar soygunu olayları üzerine dedelerinin gömülü olduğu mezarlığın bulunduğu yere gelmesiyle başlıyor. Yolda tuhaf bir otostopçuya rastlayıp arabalarına alıyorlar, otostopçu Franklin&#8217;in fotoğrafını çekip para isteyip de parasını alamayınca ustura ile Franklin&#8217;in kolunu kesiyor. Bunun üzerine gençler otostopçuyu arabadan atıyorlar. Benzinleri bitmek üzere olduğundan bir benzinciye uğruyorlar fakat benzinin ertesi gün geleceğini öğrenince Sally ve Franklin&#8217;in çocukluklarının geçtiği eve gitmeye karar veriyorlar. Kısa süre sonra Leatherface ve manyak ailesi arz-ı endam ediyor, ortalık kan gölüne dönse de seyirci bu kan gölünü göremiyor çünkü daha önce de söylediğim gibi Hooper filmin en azından 13 yaş sınırı alması için bu görüntüleri ekranın dışına taşımış fakat bu girişimi başarılı olamamış. Hooper aynı zamanda filmin ufacık bütçesinden dolayı oyunculara bol bol işkence etmiş, kırk derece sıcakta günlerce üzerinde kurumuş kan dolu olan kıyafetleriyle çalışmışlar, özellikle Leatherface rolünde Gunnar Hansen tek kıyafeti olduğundan filmin çekimleri boyunca aynı kıyafeti giymiş. Otostopçu rolündeki Edwin Neal çekimler esnasında o kadar hayatından bezmiş ki eğer film bittikten sonra bir daha Tobe Hooper&#8217;la karşılaşacak olursa onu öldüreceğini söylemiş. Filmin &#8216;final girl&#8217;ü olan Marilyn Burns&#8217;ün kostümündeki kanların bir kısmı ise kendi kanıymış, ormanda Leatherface&#8217;ten kaçarken düşüp kalkan, sağı solu çizilen Burns bir hayli yaralanmış, hatta Leatherface&#8217;in yemek sahnesinde Sally&#8217;nin parmağını kesmesi gerektiği sahnede, bıçağın arkasındaki borudan yapay kan gelmeyince Gunnar Hansen gerçekten Burns&#8217;ün parmağını kesmiş. Yaşananların gerçek olaylar olduğunu iddia eden film başarılı bir reklam kampanyası ile bütçesini yüzlerce kez katlayarak diğer slasher filmlerine de yolu göstermiş.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ff0000;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/02/tcm2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3666" title="tcm2" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/02/tcm2.jpg" alt="" width="254" height="335" /></a>The Texas Chainsaw Massacre 2 (1986):</span></strong> &#8220;Uzunca bir sessizlikten sonra&#8230; testere geri döndü!&#8221; diye tanıtılan film aslında Tobe Hooper&#8217;ın yine ilk filmin sert tonuna sahip &#8220;Beyond the Valley of the Texas Chainsaw Massacre&#8221; adlı devam filminin senaryosunun alıp evrimleştirilmiş hali. Yine Kim Henkel ile beraber yazdığı ve yönettiği bu film tıpkı Evil Dead 2&#8242;de olduğu gibi, ilk filmin bir nevi parodisi niyetine izlenebilir. Makyaj efektlerini efsane Tom Savini&#8217;nin yaptığı film ilkinden 13 sene sonrasında geçiyor. İlk filmdeki oyunculardan sadece Drayton Sawyer rolündeki Jim Siedow&#8217;un kaldığı filmde Dennis Hopper ilk filmde yeğenlerini öldüren aileyi bulmak için çabalayan Lefty lakaplı şerifi, Caroline Williams da farkında olmadan testereli katil hakkında bir delil bulan radyo spikeri Stretch&#8217;i canlandırıyor. Film aynı zamanda Jim Siedow&#8217;un beyaz perdede son kez göründüğü film. Yerel bir radyoda program yapan Stretch, bir partiye giden iki gencin araç telefonundan yaptığı arama sırasında gençlerin elektrikli testere ile öldürüldüğünü duyar. Amerikan RTÜK&#8217;üne göre yapılan aramaları kaydetme zorunluluğu bulunan Stretch, elinde cinayet sesinin kaydedilmiş olduğu kaset ile Lefty&#8217;ye gider. İnsanların duyması için saat başı radyoda ses kaydını çalan Stretch, gece yarısı radyo istasyonunu basan Leatherface ve abisi Chop-Top&#8217;ın hışmına uğrar. Film, ilkine ve dördüncü film hariç serinin diğer filmlerine göre ağır bir kara komedi tonu taşıyor. Hatta filmin afişi bile bir sene önce çıkan <strong>Breakfast Club</strong> filminin afişinin Sawyer ailesine göre uyarlanmış hali. Zamanında ülkemizde Katliam adıyla yayınlanmış film komedi eğiliminden dolayı ilk filmin hayranlarını ikiye bölmüş. Bana göre serideki en güzel filmlerden biri. Bill Moseley&#8217;nin canlandırdığı, ilk filmdeki Otostopçu&#8217;nun ikiz kardeşi olan ve 1973 yılında Vietnam&#8217;da olan Chop-Top karakteri çok eğlenceli bir karakter. Drayton Sawyer ise ilk filmdeki sadist halinden sıyrılıp komik bir psikopat portresi çiziyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong><img class="alignleft" src="http://img269.imageshack.us/img269/2685/tcm3.jpg" alt="Leatherface: The Texas Chainsaw Massacre 3" width="254" height="335" /></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Leatherface &#8211; The Texas Chainsaw Massacre 3 (1990): </strong></span>Ken Foree, Viggo Mortensen, William Butler, Duane Whitaker ve Tom Everett gibi oyuncuların oynadığı serinin üçüncü filmi, ilkinin karanlık ve sadist haline geri dönüyor. Film ikinci filmi yok sayıyor, ilk filmde kendi bacağını kesen Leatherface bu filmde bacağında metal bir aksamla geziyor. Filmi yönetmek için ilk olarak Peter Jackson&#8217;a, sonra Tom Savini&#8217;ye teklif götüren New Line, sonunda Jeff Burr adlı yönetmende karar kılmış. Leatherface&#8217;in diğer filmlerindeki hayvani karakterini geride bırakıp Michael Myers gibi sakin sakin yürüyen, iri bir hal aldığı üçüncü film aynı zamanda serinin Teksas eyaletinde çekilmemiş olan tek film. Filmin soundtrackinin gayet şahane ve konusu ile işleyişinde de büyük sıkıntılar olmamasına rağmen nedense serinin çoğu hayranı tarafından topa tutuluyor. Psikopat aile ilk ikisine göre daha da psikopatlaşmış ve yeni karakterlerle öncekilere nazaran daha kalabalık bir aile oluşturulmuş. Filmin X ratingli bir work print kopyasının olduğuna dair söylentiler var ama ne kadar doğru, ne kadar yanlış bilemiyorum. İlk iki filmin emektarları Tobe Hooper ve Kim Henkel bu filmde hiçbir şeye dokunmamışlar. Tobe Hooper neyse de Kim Henkel iyi ki dokunmamış diyebiliyorum. Bunun nedenini ise serinin dördüncü filminde göreceksiniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><img style="float: left;" src="http://img97.imageshack.us/img97/2639/tcm4.jpg" alt="The Return of the Texas Chainsaw Massacre" width="254" height="335" /><strong><span style="color: #ff0000;">The Return of the Texas Chainsaw Massacre (1994):</span></strong> Başrollerinde şimdi daha ünlü olan Renée Zellweger ile Matthew McConaughey&#8217;nin olduğu, Kim Henkel tarafından yazıp yönetilen serinin dördüncü filmi The Return of the Texas Chainsaw Massacre -diğer adıyla The Texas Chainsaw Massacre 4: The Next Generation- sırf serinin değil, tüm zamanların en kötü filmlerinden biri. Sağolsun, Türk yapımcılarımız da olmasa uzun süre bulunduğu IMDB&#8217;nin en kötü 100 film listesinden çıkamayacak olan bu film nereden tutsanız elinizde kalacak bir yapım. Ailenin ismi olan Sawyer unutulup Slaughter haline getirilmiş, Slaughter yerine Laughter olsa daha uygun olurmuş diye düşünüyorum. Kim Henkel&#8217;in şimdiye kadar yönettiği tek film olan The Texas Chainsaw Massacre 4, komedi deseniz güldürmeyen, korku deseniz korkutmayan bir film. Leatherface iyice travesti haline sokulmuş. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, çorbada Türk dağıtımcıların da az da olsa tuzu bulunuyor; yıllar önce ülkemizde yayınlanan VCD&#8217;sinin arkasındaki tanıtım yazısında film 3 paragraf halinde başından sonuna kadar özet geçilmiş halde. Eğer izlemediyseniz ve yazdıklarıma rağmen izlemeye niyetiniz varsa VCD kapağının arkasını okumanız sizi hem bir serinin çöküşünü görmekten, hem bir buçuk saatinizi boşu boşuna harcamanızdan, hem de sinemaya olan inancınızı yitirmekten kurtaracaktır. Aynı zamanda ilk iki filmde büyük emeği geçen Kim Henkel&#8217;ın seriye böylesine kıydığını görmek gerçekten acı verici.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/texas-chainsaw-massacre-serisi/tcm5/" rel="attachment wp-att-3662"><img class="alignleft size-full wp-image-3662" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/02/tcm5.jpg" alt="" width="254" height="335" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ff0000;">The Texas Chainsaw Massacre (2003): </span></strong>Daha sonradan 13. Cuma&#8217;nın da yeniden çevrimini çekecek olan Marcus Nispel&#8217;ın ilk filmi orijinal Texas Chainsaw Massacre&#8217;ın serbest bir uyarlamasıydı. Çıkacağı zamanı hatırlıyorum da, Hollywood&#8217;un yeniden çevrim bombardımanı daha başlamamıştı. İyice araştırmıştım, Nispel&#8217;ın o güne kadar sadece video klip çekmiş olması ve filmin yapımcıları arasında Michael Bay&#8217;in bulunması kötü bir yeniden çevrim izleyeceğimi düşündürürken yapımcıların arasında Tobe Hooper ve Allah&#8217;ın belası Kim Henkel&#8217;ın bulunması bir yandan ufak da olsa içimde umut tomurcukları yeşertiyordu. Neyse ki düşündüğüm kadar kötü bir yeniden çevrim olmadı, eğer filmden çok sıkılırsanız ortalıkta seksi bir şekilde salınan (çoğunlukla koşan) Jessica Biel&#8217;ı izleyebilirsiniz. Ukrayna&#8217;da Kültür Bakanlığı tarafından yasaklanan film, orijinaliyle benzerlikler gösteriyor; yine bir minibüs ile bir yere giden gençlerin manyak bir ailenin ağına düşmesini izliyorsunuz. Bu filmde ailenin ismi değiştirilmiş, Sawyer&#8217;dan sonra Slaughter olan ailenin adı bu sefer Hewitt. Bu filmde gençlerin arabaya aldıkları otostopçu ilkindeki gibi psikopat değil, aksine Hewitt ailesinin elinden kurtulan bir kızcağız. Hatta bu otostopçuyla ilgili bir sahne vardı ki filmi izlerken &#8220;Aha, işte bu!&#8221; diye haykırmıştım. En başta Leatherface rolünü oynamak için Dolph Lundrgen&#8217;ın seçildiği Texas Chainsaw Massacre yeniden çevrimi, <strong>Mirrors</strong>, <strong>The Fog</strong>, <strong>The Eye</strong>, <strong>Shutter</strong> veya <strong>When a Stranger Calls</strong> remake&#8217;lerinin yanında bir cevher gibi parlamasına rağmen çok fazla bir beklenti içine girmeden izlediğinizde tatmin edici bir film olmuş. Ama benim asıl favorim&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/texas-chainsaw-massacre-serisi/tcm6/" rel="attachment wp-att-3663"><img class="alignleft size-full wp-image-3663" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/02/tcm6.jpg" alt="" width="254" height="335" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ff0000;">The Texas Chainsaw Massacre: The Beginning (2006): </span></strong>Önceki film gişede de serinin ilk filmi kadar olmasa da iyi bir başarıya sahip olunca bir devam filmi kaçınılmaz oldu. Yine hatırlıyorum, yapımcılar ilk filmin devamını yapmaktansa Leatherface&#8217;in kökenlerini anlatan bir prequel filmi yapmakta karar kılınca tekrar endişe dolu bir bekleyiş başlamıştı. Yine yapımcı olarak Hooper ve Henkel vardı fakat filmi yönetecek isim Jonathan Liebesman&#8217;di. Liebesman, hatırlarsanız 2003 yılında <strong>Darkness Falls</strong> adında dandik ötesi, diş perili korku filmini çeken yönetmen. Neyse ki beni şaşırtıp seride en sevdiğim filmlerden birine imza attı. The Beginning, Leatherface&#8217;in doğumuyla başlayıp elektrikli testeresi ve Deri Yüz&#8217;üyle ilk buluşmasını, aynı zamanda yeniden çevrimdeki Şerif Hoyt karakterinin de geçmişini anlatan bir film. Olaylar ilk filmden dört yıl öncesinde, 1969 yılında geçiyor. Vietnam&#8217;da savaşmak üzere birliklerine katılmak için sevgilileriyle beraber yola çıkan iki gencin Hewitt ailesiyle karşılaşması pek uzun sürmüyor. Film, vizyona girdiği ilk haftada, sadece Amerika&#8217;da bütçesinden iki milyon dolar fazla para kazandı. Filmin hikayesini yazan David J. Schow, aynı zamanda serinin üçüncü filmini ve ek olarak <strong>The Crow</strong> filmi ile <strong>Critters</strong> serisinin üçüncü ve dördüncü filmini yazmış. Bu filmden sonra iki Masters of Horror bölümü ve yine çok sevip geçenlerde yazısını yazdığım <strong><a href="http://iyikotufilm.com/the-hills-run-red-2009/" target="_blank">The Hills Run Red</a></strong>&#8216;in de hikayesini kaleme almış. İzlanda&#8217;da ilk kez bir filme verilen 18 yaş sınırını alan altıncı film benim için ilk film ve ikinci filmden sonra geliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Seri, birçok filme de esinlenme ve hatta çalma kaynağı olmuş. Hali hazırda <strong>Horrible High Heels</strong> adında bir Chinese Chainsaw Massacre ve <strong>Das Deutsche Kettensägen Massaker</strong> adında bir German Chainsaw Massacre var. Bunların yanı sıra <strong>Texas Vibrator Massacre</strong> ve <strong>Texas Dildo Masquerade</strong> adında iki porno parodisi de var. <strong>Wrong Turn</strong>, <strong>Hollywood Chainsaw Hookers</strong>, <strong>Motel Hell</strong>, <strong>Texas Comedy Massacre</strong>, <strong>Nothing But Trouble, House of 1000 Corpses </strong>gibi filmlere ilham (ve parodi) kaynağı olan The Texas Chainsaw Massacre&#8217;da hala slasher filmlerinde kullanılan bir takım klişelerin ilk kez kullanılmış olması, filmin bu alt-türde nasıl bir kilometre taşı olduğunun göstergesi. Yazıyı bitirirken Nile 8 grubunun serinin ikinci filminden esinlenerek yaptığı <strong><a href="http://www.youtube.com/watch?v=maPyu6K9vpQ" target="_blank">The Insanity of Drayton Sawyer and His Hallucination of Love Brought on by The Texas Chainsaw Massacre Part 2</a></strong> adlı şarkısını tavsiye ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffff00;"><strong><span style="color: #ffff00;">Yazan: Mert Kutay (mert@iyikotufilm.com)</span></strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/texas-chainsaw-massacre-serisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir makyaj uzmanı: Harry Thomas</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/bir-makyaj-uzmani-harry-thomas/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/bir-makyaj-uzmani-harry-thomas/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Dec 2009 20:20:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Demirtaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavram-Kuram-Fenomen]]></category>
		<category><![CDATA[Camille]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Jekyll and Mr. Hyde]]></category>
		<category><![CDATA[Edward D. Wood Jr]]></category>
		<category><![CDATA[Frankenstein’s Daughter]]></category>
		<category><![CDATA[Harry Thomas]]></category>
		<category><![CDATA[Horror Make-Up]]></category>
		<category><![CDATA[Jack Pierce]]></category>
		<category><![CDATA[Killer From Space]]></category>
		<category><![CDATA[kitsch]]></category>
		<category><![CDATA[Little Shop of Horrors]]></category>
		<category><![CDATA[Make-Up]]></category>
		<category><![CDATA[Make-Up Artist]]></category>
		<category><![CDATA[Plan 9 from Outer Space]]></category>
		<category><![CDATA[The Bride of Frankenstein]]></category>
		<category><![CDATA[The Mummy]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Savini]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=2001</guid>
		<description><![CDATA[Sinemada, özelikle korku sinemasında makyaj sanatçılarının önemi oldukça büyüktür. Birçok korku fanın ise makyaj uzmanı deyince aklına gelen iki isim; Universal Studios adına uzun yıllar çalışan ve birçok canavar makyajına imza atan Jack Pierce ve gore makyajlar konusunda uzman olan Tom Savini’dir. Fazla tanınmasa da Harry Thomas da korku sinemasında makyaj konusunda mihenk taşlarından birisidir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/12/KillersFS-16.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2002" title="KillersFS (16)" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/12/KillersFS-16.jpg" alt="KillersFS (16)" width="266" height="204" /></a>Sinemada, özelikle korku sinemasında makyaj sanatçılarının önemi oldukça büyüktür. Birçok korku fanın ise makyaj uzmanı deyince aklına gelen iki isim; Universal Studios adına uzun yıllar çalışan ve birçok canavar makyajına imza atan Jack Pierce ve gore makyajlar konusunda uzman olan Tom Savini’dir. Fazla tanınmasa da Harry Thomas da korku sinemasında makyaj konusunda mihenk taşlarından birisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">IMDb’de kariyeri Camille (1936) filmi ile başladığı gözükmesine karşın Dr. Jekyll and Mr. Hyde (1932), The Mummy (1932) ve The Bride of Frankenstein (1935) filmlerinde de asistan olarak çalışmıştır. Harry Thomas birçok filmde başarı ile görev yapmıştır. Fakat ustanın utanç duyacağı bazı filmleri olmuştur ki bunlardan ilk akla gelen kült mertebesine ulaşmış Frankenstein’s Daughter (1958) filmidir. Filmde canavar bir kadın olmasına karşın tıpkı bir erkeğe benzemektedir. Fakat ertesi yıl bence en iyi işini çıkarttığı, yönetmenliğini Edward D. Wood Jr.’ın yaptığı bir başka kült film Plan 9 from Outer Space (1958) filminde harikalar yaratmıştır. Bunun yanı sıra Roger Corman’ın Little Shop of Horrors (1960)’ı ve kitsch klasik Killer From Space (1954) filmlerinde de makyaj uzmanı olarak çalışmıştır. Ayrıca birçok TV projesinde de görev alan H. Thomas korku ve bilim kurgu sinemasının unutulmazları arasındaki yerini almıştır.<span id="more-2001"></span></p>
<p><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/12/harry_thomas_make-up.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2004" title="harry_thomas_make-up" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/12/harry_thomas_make-up.jpg" alt="harry_thomas_make-up" width="440" height="440" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/bir-makyaj-uzmani-harry-thomas/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kanlı Sinema</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/kanli-sinema/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/kanli-sinema/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2009 07:37:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Demirtaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavram-Kuram-Fenomen]]></category>
		<category><![CDATA[2000 Maniacs]]></category>
		<category><![CDATA[A Taste of Blood]]></category>
		<category><![CDATA[Amicus]]></category>
		<category><![CDATA[Andy Warhol]]></category>
		<category><![CDATA[Bergman]]></category>
		<category><![CDATA[Blood Feast]]></category>
		<category><![CDATA[Blood Orgy]]></category>
		<category><![CDATA[Bonnie and Clyde]]></category>
		<category><![CDATA[Carrie]]></category>
		<category><![CDATA[Catholic Legion of Decency]]></category>
		<category><![CDATA[Çılgın Berber]]></category>
		<category><![CDATA[Cine Fantastique]]></category>
		<category><![CDATA[Cine Fex]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Color me blood red]]></category>
		<category><![CDATA[Dario Argento]]></category>
		<category><![CDATA[David Cronenberg]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Jeckyll]]></category>
		<category><![CDATA[Dracula]]></category>
		<category><![CDATA[Drive-In]]></category>
		<category><![CDATA[E.C. Comics]]></category>
		<category><![CDATA[Ed Gein]]></category>
		<category><![CDATA[Edgar A. Poe]]></category>
		<category><![CDATA[Exorcist]]></category>
		<category><![CDATA[Fangoria]]></category>
		<category><![CDATA[Federal Council of Churches]]></category>
		<category><![CDATA[Feuillade]]></category>
		<category><![CDATA[Frankenstein]]></category>
		<category><![CDATA[Friday 13th]]></category>
		<category><![CDATA[Gore]]></category>
		<category><![CDATA[Gore Gore Girls]]></category>
		<category><![CDATA[Gore Movie]]></category>
		<category><![CDATA[Grand Guignol]]></category>
		<category><![CDATA[Griffith]]></category>
		<category><![CDATA[Halloween]]></category>
		<category><![CDATA[Hammer Film Productions]]></category>
		<category><![CDATA[Herschell Gordon Lewis]]></category>
		<category><![CDATA[Hitchcock]]></category>
		<category><![CDATA[I am a Legend]]></category>
		<category><![CDATA[Intolerance]]></category>
		<category><![CDATA[Italian Horror]]></category>
		<category><![CDATA[John Carpenter]]></category>
		<category><![CDATA[Jungfrukallen]]></category>
		<category><![CDATA[KAnlı Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Kuyu ve Sarkaç]]></category>
		<category><![CDATA[Last House on the Left]]></category>
		<category><![CDATA[Lucio Fulci]]></category>
		<category><![CDATA[L’Ecran Fantastique]]></category>
		<category><![CDATA[Mad Movies]]></category>
		<category><![CDATA[Mario Bava]]></category>
		<category><![CDATA[Mark of Devil]]></category>
		<category><![CDATA[Martin]]></category>
		<category><![CDATA[Max Maury]]></category>
		<category><![CDATA[Monster a Go Go]]></category>
		<category><![CDATA[Morgue Sokağı]]></category>
		<category><![CDATA[Paramount]]></category>
		<category><![CDATA[Phantasm (1979)]]></category>
		<category><![CDATA[Psycho]]></category>
		<category><![CDATA[Rage (1977)]]></category>
		<category><![CDATA[Richard Matheson]]></category>
		<category><![CDATA[Roger Corman]]></category>
		<category><![CDATA[She Devils on Whels]]></category>
		<category><![CDATA[Shivers]]></category>
		<category><![CDATA[Star Cine Zone]]></category>
		<category><![CDATA[Starlog]]></category>
		<category><![CDATA[Terence Fisher]]></category>
		<category><![CDATA[Texas Chainsaw Massacre]]></category>
		<category><![CDATA[The Crezies]]></category>
		<category><![CDATA[The Curse of the Werewolf]]></category>
		<category><![CDATA[The Hills Have Eyes]]></category>
		<category><![CDATA[The Omen]]></category>
		<category><![CDATA[The Wild Bunch]]></category>
		<category><![CDATA[Tobe Hooper]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Savini]]></category>
		<category><![CDATA[W.H. Hayys]]></category>
		<category><![CDATA[Wes Craven]]></category>
		<category><![CDATA[Wizard of Gore]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=1648</guid>
		<description><![CDATA[Alıcıyı neşter ya da kasap satırı sayan birtakım yönetmenlerin başlıca kaygısı, bugünlerde, bir insanı yürüyen hamburger haline getirmek ve bu işi her türlü anlatı, gerçeklik ya da mantık tasasından uzak yapmak galiba. Önemli olan tek şey cana kıyma, özellikle de, saçılan bütün kanlar, son kertesine varmış kanlı şölenler yok olup gitmekte olan bir türün son [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/atasteofblood.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1649" title="atasteofblood" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/atasteofblood.jpg" alt="atasteofblood" width="237" height="341" /></a>Alıcıyı neşter ya da kasap satırı sayan birtakım yönetmenlerin başlıca kaygısı, bugünlerde, bir insanı yürüyen hamburger haline getirmek ve bu işi her türlü anlatı, gerçeklik ya da mantık tasasından uzak yapmak galiba.</p>
<p style="text-align: justify;">Önemli olan tek şey cana kıyma, özellikle de, saçılan bütün kanlar, son kertesine varmış kanlı şölenler yok olup gitmekte olan bir türün son çırpınışlarıymışçasına, bu cana kıymaların yapılış biçimidir…</p>
<p style="text-align: justify;">Eleştirmenlerin çoğunca şiddetle ve dizgeli olarak yok sanan, tepeden bakılarak bilmezlikten gelinen ya da küçümsenen kanlı ya da mide bulandırıcı sinema bal gibi de vardır. Tıpkı bayağı cinsel sinema ve karate ya da bilmem ne filmleri gibi onunda kendine özgü seyircisi, dip ve başyapıtları var; doğrudan doğruya düşsel sinemaya girmeyen, ama içinde böyle sahneler bulunan filmlerin çoğalmasına, kum gibi kaymasına bakılırsa bir zamanlar yineleme sinemasının küçük bir serüveni ya da yan eğilimi sayılan şeyin bu gün, şimdi girişmeyi önerdiğimiz kesip parçalayıp incelemeyi hak eden gerçek bir özerk alt-tür haline geldiği söylenebilir.<span id="more-1648"></span></p>
<p style="text-align: center;"><strong>KANLI SİNEMA TARİHİ NEDİR? BİR ALT TÜR’ÜN TANIMI</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kökbilim açısından ele alındığında “gore” sözcüğü İngilizce’de akıtılan ya da saçılan kan demek. Bu dar anlamda alındığında, şöyle bir görünüp yitse de, söz konusu tanım kanın gözüktüğü bir sürü filme uygulanabilirdi ve yedinci sanatın kökenlerine dek uzanmak gerekirdi şiddet sahnelerinin görüntülenip yapılmasının son yıllara özgü olmadığını saptayabilmek için. Gerçekte, aradaki ayrım niyetler ve sonuçlar alanındadır; kanlı sinema seyirciyi korkutmak ya da kararsızlık içinde bırakmak değil sarsmak, midesini bulandırmak, tiksindirmek istiyor. Ya hiç bulunmayan ya da birbirinden tıpatıp kopya çekilen olay düğümleri kanlı bir olaydan öbürüne kolayca geçişi sağlayan birer araçtan başka bir şey değil. Kol, bacak kesme ve cana kıyma, çoğu kez seyirciye iletilen tek şeydir.  Mantık ya da doğrulukla kimsenin pek derdi olmadığından, ilk erek kesip biçmelerin etkilerindeki yetkinlikle bizi olumsuz yönde şaşırtmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun en ilginç örneği, kanlı filmin ilk örneği olan, bu alt-türün bütün niteliklerini taşıyan <strong>Friday 13th (1981)</strong>’tür. Kendiside uzaktan uzağa Hitchcock’un <strong>Psycho (1960)</strong>’sunu anımsatan John Carpenter’ın Halloween’inden esinlenmiş Friday 13th bir dinlenme kampındaki öç alma öyküsünden yola çıkarak bize oralarda bulunma talihsizliğine uğrayan yarım düzine gencin nasıl doğrandığını göstermektedir. Öğreti açısından yüzde yüz gerici (kurbanların çoğu tensel bir günah işlemiştir, çiftlerden biri tam sevişirken katledilmiştir), tam anlamıyla şoke edici görüntüleriyle tek amacı sarsıcı etkileriyle bizi pestile çevirmektir; ağı ören ipler öylesine kalındır ki, bu ereğine bile her zaman ulaşamamaktadır. Az parayla, çok şeye özenmeden çevrilen bu film ABD’de büyük başarı kazanmıştır; orada, sözüm ona özgürleşmiş gençliğin belli bir kesiminin aşırı kalıplaşmış, aşırı çoğalmış türden kişilerle kendini özdeşleştirme eğiliminin hiç kuşkusuz bunda büyük etkisi olmuş, nitekim filmin Avrupa’daki başarısı ortayı geçememiştir. Her şeye karşın, Friday 13th büyük bir şirket (Paramount) tarafından dağıtılan ilk kanlı film olmuştur; elde edilen karların bilincinde olan kurum, sonradan aynı örnekten yola çıkarak bir dizi film, o arada birincinin yavan yinelenmesinden öteye geçemeyen bir ikinci bölüm yaptırdı.</p>
<p><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/psycho-1960-alfred-hitchcock-janet-leigh-pic-2.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1655" title="psycho-1960-alfred-hitchcock-janet-leigh-pic-2" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/psycho-1960-alfred-hitchcock-janet-leigh-pic-2.jpg" alt="psycho-1960-alfred-hitchcock-janet-leigh-pic-2" width="500" height="273" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Büyük Kukla Tiyatrosu ya da Tiyatrodaki Kanlı Oyun (Grand-Guignol)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">1899’da Max Maury’in kurduğu bu tiyatro, Lyon’daki ünlü, geleneksel kukla tiyatrosunun kalıtçısı sayılabilir; Lyon tiyatrosunun başlıca niteliği, dizginsiz şiddettir ve öç alma burada eylemin başlıca itici güçlerinden biridir. Başlangıçta ucuz ürpermeler arayan, halkla düşüp kalkmak istemeyen kentsoylu seyircilere seslenen büyük kukla tiyatrosu sonradan, altmış yılı aşkın bir süre, halk tarafından müthiş tutulacak, ağızları bir karış açık seyirciler bütün o tiksinç şeylerin gözleri önünde nasıl yapıldığını merak edeceklerdir. Çağın okumuş aydın kesimince küçümsenen büyük kukla tiyatrosu çok anlamlı adlar taşıyan gürültülü oyunlar sahneliyordu. “Çılgın Berber”, “Korkunç Deneyim” gibi; o arada, adı sanı bilinmeyen bir oyun yazarı Oscar Metenier, Edgar A. Poe’nun en korkunç yapıtlarını kendine göre uyarlıyordu: “Morgue Sokağı’ndaki Cinayetler”, “Kuyu ve Sarkaç” kanlı sahneler uğruna ruhsal inceliği gözden çıkaran büyük kukla tiyatrosu bir yanılsama ve şaşırtma tiyatrosuydu.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/headstab.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1659" title="headstab" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/headstab.jpg" alt="headstab" width="187" height="237" /></a>Feuillade ya da Lang gibi ustalarda izlerini gördüğümüz büyük kukla tiyatrosunun kimi yanlarıyla kanlı sinemaya kaynaklık etmesi son derece doğal ve mantıklıydı. Ancak, bu yılgı tiyatrosunun anlayışı en güncel kanlı sinema örneklerinde ortaya çıkmaktadır ve kanlı sinemanın, büyü bir üstünlükle yerini aldığı büyük kukla tiyatrosunun kalıtçısı olduğu rahatça söylenebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">1909’da büyük kukla tiyatrosu İngiltere’de boy gösterir, ama Fransa’da elde ettiği başarıya hiçbir zaman erişemez. İngiltere’de büyük kukla tiyatrosu kılık değiştirir, seyirciye mantıksal uzantılarına Hammer filmlerinde kavuşan birtakım Dr. Jeckyll ve Dracula uyarlamaları sunarak Anglo-Saksonlara özgü Goth’um su bir havaya bürünür. Sıkı denetimin diktiği gittikçe gevşeyen duvarları aşan, beyaz perdeyle ilgili son yasakları da ortadan kaldıran kanlı sinema sonunda kesin işleviyle yerine kavuşur.</p>
<p style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Sıkı Denetimin Kötülükleri Yada Kavgacı Kanlı Sinema</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Kanlı sinemanın tarihçesini çizmek hem Yedinci Sanatın hem de sıkı denetimin kökenlerine inmek olurdu. Çünkü, elimizdeki çözümleme boyunca göreceğimiz gibi, bu iki terim öteden beri sıkı sıkıya bir birine bağlı olagelmiştir. Bununla birlikte, bu yüzyılın başlarında, henüz emekleme döneminde olan sinema sanatı, elleri makaslılar bu yeni anlatım biçiminin etkisiyle toplumsal ve ruhsal işlevinin bilincine varamamışlarcasına, şiddetin canlandırılması konusunda olağan dışı bir özgürlüğe sahipti. Nitekim, Griffith, o ünlü <strong>Hoşgörüsüzlük</strong>’ünde (Intolerance, 1916) bize uçurulan bir kelle, oklarla delik deşik edilen askerler, özellikle de çıplak bir göğse ağır ağır giren bir mızrak gösterir; bu türlü kanlı sahnelere alışmamış o günlerin seyircisi için bunlar sert ve çarpıcı görüntülerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">O arada cinselliğin yüzde yüz kapı dışında tutulduğunu, perdede görünüşünün anıştırma ve simgelerden öteye geçmediğini belirtelim. Bu katı ilkeci gelenekle WASP öğretisi bir bakıma, Amerikan ulusunun ilk söylencelerine damgasını vuran şiddet düşkünlüğünün dengelediği yumuşamaz cinsellik karşıtlığını açıklamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte, 30’lu yılların sonu ürkünç, W.H. Hayys’ın yönettiği MPPDAA’nın (Sinema Yapımcı ve Dağıtımcıları Birliği’nin) kurulması sertleşme yönünde bir evrime yol açacaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">O dönemdeki aşırı şiddeti gangster filmlerinin birbirini izleyişi akıllı uslu yetkililerin tepkisine neden olacak, “Catholic Legion of Decency” (Edep için Katolik Birlik) ve “Federal Council of Churches” (Federal Kiliseler Birliği) gibi yobaz ve gerici örgütlerin baskısıyla sinema alanındaki üretimi “aktöre sınırları içine almak” üzere ünlü sınıflandırma dizgesi doğacaktı. Ondan sonra, sınıflandırma işaretini almayan film dağıtılmayacaktı. Cinsellikle şiddet, elbette ilk hedeflerdi ve bundan böyle yerleşen “iyi beğeni” kurallarına göre, öldürme uygulamaları, asmalar, elektrik vermeler ya da daha başka kesip biçme işlemleri artık beyaz perdede  yer almayacak, yalnız bunların köpeksi anıştırılmalarına izin verilecekti. Hayes’in sınıflandırması iç karartıcı işlevini 60’lı yılların ortalarına dek sürdürecek; törelerdeki özgürleşmenin ve cinsel özgürlüğün sınırlarını genişletmenin sürekli saldırıları sonucu yerini bugünkü harf dizgesine bırakacaktı (G: Herkese açık, P.G.: Ebeveyn yanında, R: Sınırlı, X: Küçüklere yasak); bu dizge aşağı yukarı bizim o yıllardaki sınırlandırmalarımıza denkti. (13, 16 ve 18 yaş).</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/dracula_1958_poster_06.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1666" title="dracula_1958_poster_06" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/dracula_1958_poster_06-1023x724.jpg" alt="dracula_1958_poster_06" width="630" height="447" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Bonnie and Clyde (1967) ya da The Wild Bunch (1969) gibi o dönemde çevrilmiş kimi yapıtlar sıkıdenetimin özgürleşmesine büyük ölçüde katkıda bulunmuşsa, kanlı sinema denen alt-tür sinema sektörü tarafından benimsenip geliştirilmesine yardım etmişse de bugünkü kanlı sinema filmlerinin gerçek kökenini bulabilmek için Hammer filmleriyle birlikte 60’lı yılların başlarına uzanmak gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">50’li yılların sonlarındaki gençlerin dünyası büyük ölçüde, rock and roll’le çizgi romanlardan oluşuyordu; bu ürkünç çizgi romanlar da filmler gibi, sıkı denetimle epey uğraştı. O günkü gençlerin zihinsel eğitimindeki bu iki temel öğeye kısa bir süre sonra İngiltere’den gelen Hammer film şirketi’nin çevirttiği bir dizi küçük korku filmi eklenecekti.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözün gerçek anlamında kanlı film çevirtmemiş olsa da bu ünlü İngiliz şirketi sinemada açıkça dile getirilen yeni bir korku ve şiddet dalgasının öncüsü olacaktı. İşin içine rengin katılması gerçekçiliğin sınırlarını daha az öteye götürdüğünden, kan artık iyice kırmızılaşmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Dracula (1958) ya da The Curse of the Werewolf (1961) gibi filmler bugünkü gördüklerimizin yanında biraz çağını doldurmuş gözükse de, o çağın bağlamı içinde son derece yenilikçi durduklarını, Hammer filmlerinde sık sık rastlanan kimi izleklerin günümüz kanlı sinemasında da kullandıklarını belirtmek gerekir (örneğin, eylemin başlıca sürükleyicisi olarak öç alma). İçerdikleri şiddet ve aşırılıkla büyük kukla tiyatrosunun dolaysız kalıtçıları olan Hammer filmleri tam anlamıyla Anglo-Saksonlara özgü bir havaya sahiptirler; bunlarda kanlı sahneler kişilerin ve güdülenmelerinin derinlemesine incelenmesiyle dengelenmektedir. Bütün bunlara tartışılmaz bir cinsel yanı da eklemek gerekir. Burada, şimdi aramızda bulunmayan, kuruluş hesabına bir sürü film çekerek yapımevinin kendine özgü havasının gelişmesine katkıda bulunan ve ruhbilmle çarpıcı bir şiirsellik taşıyan apasnız kanlı şiddet sahnelerinin el ele verdiği yep yeni bir korku türünün yaratıcısı Terence Fisher’ı anmak gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hammer yapımevinin etkisini Roger Corman’ın yapıtlarında, Amicus yapımevinin filmlerinde, giderek Andy Warhol’un Frankenstein’ında (1972) görürüz; işin içine üçüncu boyutun katılması kanlı sinemaya dayanılmaz bir etki kazandırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunula birlikte, seyirci yavaş yavaş sisli şatolardan ve allı pullu giysilerden bıkıp daha gerçekçi, daha günlük ve bugünkü kent bezemine oturtulmuş bir yılgıya yönelmeye başlamıştır. Bu koşullarda yeni kanlı sinema dalgası bütün beyaz perdeleri saracaktır…</p>
<p style="text-align: center;"><strong>HERSCHELL “GORE”DON LEWIS YADA KAN DÖKMEK İÇİN KANLI SİNEMA</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Her ne kadar kanlı sinema tam olgunluğa 80’li yıllarda ulaşacaksa da, gerçek anlamda kanlı sinema olarak beyaz perdede boy göstermesi Herschell Gordon Lewis’in çevirdiği bir düzineye yakın filmle 60’lı yıllara rastlar. H.G. Lewis’in çevirdiği bu bir düzineye yakın film 60’lı yıllara rastlar. Herschell Gordon Lewis ilk yapıtlarında bize çıplak genç kızlar gösterdikten ve gönülden bağlı bulunduğu konunun büyük yapım evlerinin eline geçtiğini gördükten sonra, daha başka amaçlarla, yine sevimli genç kızlar kullanarak, yeni bölgelerde dolaşmayı kararlaştırmıştır. Film Sınıflandırma Dizgesi daha önce adını andığımız gözü pek filmlerin birbiri ardına indirdikleri eski vuruşlarıyla epey sarsılmış olsa da, Gordon Lewis, farkına varmaksızın sürüp gitmekte olan son tabuyu da ortadan kaldıracaktır: Kan dökme.</p>
<p style="text-align: justify;">1963’te haklı olarak ilk kanlı sinema örneği sayılan Blood Feast ortaya çıkacaktır. Mezbahalarıyla ünlü Chicago’da dokuz günde çekilen, yüzbin dolardan az paraya mal olan, Frankenstein’ınkine yakın bir konuyu işleyen film kusursuz bir varlık yaratmak üzere canlı kurbanlarının kollarını, bacaklarını, dillerini kesen iblis gülüşlü kaçık bir bilgin göstermektedir bize.</p>
<p style="text-align: justify;">Eleştirmenlerin yerden yere vurdukları Blood Feast Amerika’nın güney eyaletlerinde Drive-In (açık hava) sinemalarında büyük bir başarı kazanacaktır ve Gordon Lewis’i başka bir film 2000 Maniacs (1964) çekmeye itecektir; daha geniş bir bütçeyle çevrilen film, güneyde geçen çılgınca bir öç alma öyküsünü kullanarak bize bir kan dökme şöleni gösteriyordu. Bunu daha başka bir sürü film izleyecekti; 1964’te Color me blood red (resimlerini boyamak için kurbanlarının kanını kullanan çılgın bir ressam) , 1965’te Monster a Go Go (kana susamış bir uzay canavarının hikayesi) 1967’de A Taste of Blood (Hammer filmlerinden esinlenmiş bir Vampir öyküsü), özellikle de 1968’de, gittikçe güncelleşen kadın hakları savunucularının da yardımıyla çevrilmiş, yönetmenin yapıtında belli bir evrimi dile getiriyor gibi duran She Devils on Whels bunlar arasında sayılabilir: İlk filmlerinde dövülen, işkence yapılan, sakat bırakılan suçsuz kadın kurbanlar hoşlarına gitmeme yanlışlığına düşen erkekleri işkenceye maruz bırakacaklardır. 1971’de, Herschell Gordon Lewis bize allı pullu adlar taşıyan son üç filmini sunacaktır: Gore Gore Girls, Blood Orgy ve Wizard of Gore…</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/harschellgordonlewis.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1673" title="harschellgordonlewis" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/harschellgordonlewis.jpg" alt="harschellgordonlewis" width="614" height="272" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Sıradan görüntülerle alelacele çekilmiş, kurgusu, düğümü bulunmayan, isimsiz oyuncuların kullanıldığı H. G. Lewis filmleri ancak kan dökmek için vardırlar ve kanlı sinema adını taşımayı hak eden ilk filmlerdendir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sıradan tekniklerine karşın, yine de eğlencelidirler, çünkü içlerinde bir tür alay geçme vardır; genellikle çok kötü kotarılmış, ender gerçek kanlı sahnelerde öyle bir beceriksizlik göze çarpar ki, ister istemez gülünçleşirler; buysa, yineleme sinemasına vurgun en güç beğenir kişilerin bile yüreğini yumuşatır, gönüllerini çeler.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözün kısası, Herschell Gordon Lewis’in flimleri hiçliklerini bütünüyle üstleniyor, böylece seyirciye tiksinç içinde gülünç bir büyüklük sunuyor gibidirler. O arada, değeri bilinmemiş bu üstün yeteneğin bir bakıma gerçek kanlı sinemanın öncüsü olduğunu, ondan sonra alt-türün sinemada bize Romero, Hooper, Craven gibi 60’la 80 arasındaki yeni korku dalgasının yeni yeteneklerini tanıtacak yeni bir anlatım biçimi haline gelecektir.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>GEORGE A. ROMERO: ALAYCI KANLI SİNEMA</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Belli bir üne kavuşan ilk kanlı film hiç kuşkusuz 1968’de çekilen Night of the Living Dead oldu. Pittsburg yakınlarında siyah-beyaz çekilen Gece öyküsünün bir bölümünü ünlü Richard Matheson’ın I am a Legend’inden almıştır; filmdeki kana susamış zombiler, kitaptaki vampirlerin yerini almıştır…</p>
<p style="text-align: justify;">Herschell Gordon Lewis’in filmlerinin tersine, burada kanlı sahnelerin çoğu <a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/crazies.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-1678" title="crazies" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/crazies.jpg" alt="crazies" width="222" height="320" /></a>pek de özgün olmayan olay düğümüne katılmıştır. Yapıtın başarısı E.C. Comics’i andıran çizgi roman yanından gelmektedir; bu bölümler sinemada ender görülen bir acımasızlığa ve iç karartıcı alaya sahiptirler; Romero’nun tartışıcı imgelem gücü filmin simgesel sonucunda kendini gösterir: Canlı kalan siyahi polis tarafından zombi sanılır ve öldürülür. ABD’de gerçek bir tapınma filmi sayılan Night of the Living Dead “gece yarısı gösterileri”nin suç ortaklığına yandaş seyircilerini çekmiş, yatırılan paranın on iki katını kazandırmış, öbür kanlı filmlerin başarıları kendisinin de ikinci kez gösterime çıkarılmasını sağlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">The Crezies (1973) ve Martin (1976) filmlerinin birbirini izleyen başarısızlıklarından sonra, Romero seyircisine Night of the Living Dead filminin devamı niteliğinde bir başka kanlı filmini sunacaktır: <a href="http://iyikotufilm.com/dawn-of-the-dead-1978/">Dawn of the Dead (1979) </a>Uzunluğuna ve kişilerin ruhsal zayıflıklarına karşın Dawn of the Dead yalın eylem sahnelerindeki çizgi film tadıyla, yüzlerin boyanmasında ve aşırı şiddetli özel olayların yetkinliğiyle, bu konunun büyük ustası Tom Savini’nin çeşitli hünerleriyle, hele yönetmenin son kertesine vardırılmış tüketim toplumuna çevrilmiş o arıtıcı bakışa sürekli katmayı başardığı acı alayla sıra dışına çıkmayı becermektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>WES CRAVEN İLE TOBE HOOPER: AİLEYİ KONU ALAN KANLI SİNEMA</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Romero her nekadar toplumsal eğilimli çağcıl kanlı sinemanın öncüsü olmuşsa da, bu tür en dolu anlatımına Wes Craven’le Tobe Hooper’ın yapıtlarında kavuşacaktır; söz konusu yönetmenler, gözü peklikleriyle, bütün yerleşik kuralları sarsacak, beyaz perdeye yansıtılan şiddetin sınırlarını biraz daha öteye götüreceklerdir. Wes Craven’in garip bir biçimde Bergman’ın Jungfrukallen (1959)etkilenmiş <a href="http://iyikotufilm.com/the-last-house-on-the-left-1972/">Last House On The Left (1972)</a> sıkı denetimle epey uğraşmıştır ve şimdiye dek çevrilmiş en sağlıksız filmlerden biridir kuşkusuz. 16’lık kamerayla çekilmiş, bu da filme çok daha gerçekçi bir röportaj havası vermektedir. Son Ev, öç alma konusunu işlemekte bunu bütünüyle aile ortamında yapmaktadır. Son Ev bize hemen hemen dayanılmaz sahneler ve öykü sunar. Ancak filmin bazı yanları oldukça zayıftır. Hiç kuşkusuz işi biraz fazla ileri götürdüğünü fark eden Craven şimdi ilk yapıtlarını yadsımaktadır; bununla birlikte Ortaçağ’dan kalma bir anlatının özgür uyarlaması olan ikinci filmi The Hills Have Eyes (1977) benzer bir konuyu işleyecektir. Örnek sayılabilecek orta sınıf Amerikan  ailesine saldıran yozlaşmış, kan dökücü bir ailenin öyküsünü dile getiren filmde yönetmenin pek sevdiği izlekler karşımıza çıkmaktadır; bunlardan biri, saldırıya uğrayanlar saldırganlardan daha korkunç olduğu için bir bakıma anlamına yitiren yasal öz savunmanın göklere çıkarılmasıdır. Birkaç alaylı bölümün yavanlığa düştüğü Soldaki Son Ev’in tersine, Craven burada yozlaşmış aileyi betimlerken yaratıcı bir alay ortaya koymaktadır.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/posters.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1680" title="posters" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/posters.jpg" alt="posters" width="614" height="272" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Bu ailenin yozlaşması konusu kuşkusuz Tobe Hooper’ın ünlü Texas Chainsaw Massacre (1975) filminde de işlenmiştir. Pek çok eleştirmence bu türün yerleşik yapıtı sayılan Kıyım, adına karşın, tam anlamıyla kanlı bir film değildi, çünkü korkutucu sahneler göstermekten çok izleyiciyi geriyordu. Wisconsin’li kana susamış katil Ed Gein’in başından geçenlere dayanan Kıyım, öncelikle filme egemen olan çılgın ve isterik hava ile gözde mezbahalarının kapanmasıyla işsiz güçsüz kalmış o kaçık kasap ailenin acı alaylı anlatımından ötürü değer kazanmaktadır. Bu arada, The Hills Have Eyes’daki gibi, yozlaşma nedenlerinin öncelikle toplumsal ve siyasal olduğunu belirtelim (atom bombası denemeleri ve işsizlik), bu da yapıtlarının gittikçe gençleşen, çağın sorunlarıyla ilgili seyircileri üzerindeki etkisinin bilincine varmış bulunan yeni korku dalgası yönetmenlerinin başlıca kaygılarını ve niyetlerini açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>DAVID CRONENBERG: CİNSEL KANLI SİNEMA</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kanadalı David Cronenberg’in en çarpıcı üç kanlı filmi (Shivers (1976), Rage (1977), Chromosome 3 (1979)) ortak bir paydada birleşir: Cinsel düşlerle bunların doğurduğu ruhsal bozukluklara bir bakıma saplantıyla bağlanma: Shivers filmindeki erkeklik organını andıran kan emici, Montreal’in bir varlıklı kişiler mahallesinde insanlara ağız yoluyla bulaşan, hepsini cinsel çılgınlıklara iten sülükler; Rage’daki bayağı cinsel filmlerin ünlü oyuncusu Marilyn Chambers’in kolunda biten kamış biçimindeki kocaman, kan emici ur; Chromosome 3’teki Samantha Eggar’ın kasığında gelişen ürkütücü cenin.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylece David Cronenberg’in filmleri benzerliklerinden konularının özgünlüğü, çekimlerindeki özen ve özellikle de çoğu kez saçma ve çılgınca gözüken bir izleğin ortasına yerleştirilmiş kudurgan bir gerçekçiliğin yarattığı yarı öğretici havayla ayrılırlar; söz konusu izlek, kurbanların üzerinde ya da içlerinde birdenbire gelişen o canavarımsı uzantıların simgelediği gizli katı ilkeciliği pek gizleyememektedir doğrusu; bu uzantılarsa, besbelli ki, yönetmenin gözünde aşırı izin verici sayılan bizim Batı uygarlıklarının değerlerinin yoldan sapışını ve çürüyüşünü dile getirmektedir.</p>
<p><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/david.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1684" title="david" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/david.jpg" alt="david" width="448" height="252" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>“Exorcist”, The Omen ve daha başkaları ya da dinsel kanlı sinema</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">1974’te Mark of Devil’ın gösterime çıkışı özgün bir tanıtım dalgasıyla oldu; seyirciler salona gelirken mide bulantısına yol açacağı öne sürülen filme karşı ellerine birer kağıt torba tutuşturuluyordu. Mide bulandırıcı filmler benimsenmişti ve bağımsız yönetmenlerin gerçekleştirdikleri bu filmlerin başarıları karşısında, o güne dek bu alt-türe küçümseyici gözlerle bakan büyük kuruluşlar da bu alana el atıyor; böylece hem yaygınlaşmasını hem de öğretisel ereklerle kullanılmasını sağlıyorlar; dolayısıyla, hepsi birbirinden değersiz film bolluğundan ötürü, kanlı sinemanın yozlaşması başlıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Her ne kadar allı pullu bir yanı varsa da, Exorcist (1973) yine de kanlı bir filmdir; gerçi ölçülüdür, ama çok sayıda seyirciye seslenerek The Omen (1976) ve benzeri filmlere giden yolu açacaktır; söz konusu filmlerin her birinde, bir öncekini aşmaya çalışan, en azından bir tane aşırı kanlı sahne vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">İyiyle kötüyü simgeleyen güçlerin doruktaki bu çatışması hiç kuşkusuz ABD’nin 1970’li yılların ikinci yarısında Vietnam Savaşı’nda, siyasal rezaletlerden ya da yılgı sinemasının ister istemez “sindirip” kendine göre yansıtacağı sorunlardan ötürü düşeceği tinsel bilinç bunalımının simgesel anlatımı sayılabilir.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/the-exorcist.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1688" title="the exorcist" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/the-exorcist.jpg" alt="the exorcist" width="452" height="339" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Bava, D. Argento, Fulci vb. ya da Spaghetti Kanlı Sinema</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">İtalyanlar, birbiri ardından Eskiçağ tarihine, Westerne ya da polis filmlerine el attıktan sonra, hem iyi hem kötü yanlarıyla kanlı sinemaya göz diktiler. İyi yanı Mario Bava ve tinsel kalıtçısı Dario Argento gerçekleştirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bazı örnekleri de Lucio Fulci vermektedir. Onun filmleri kanlı sinema nitelemesini bütünüyle hak etmektedir; bu filmler alabildiğine bol ayrıntılı, yakın çekim, kaydırma çekim gibi yöntemlerle birbirinden vahşi  cana kıyma sahnelerini arka arkaya gelmesiyle oluşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Birkaç ender örneğin dışında, kanlı İtalyan sineması son derece tek düze ve trash olarak nitelendirilen filmlerden oluşmaktadır.</p>
<p style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Yeni kuşak ya da gülünç kanlı sinema</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Stephen King’in (Carrie, Shining) öyküsüne dayanarak, Tom Savini’nin film hilesiyle gerçekleştirilmiş, Romero’nun iştah çekici Creepshow’unu göreceğimiz söylenirken, ABD’de kanlı sinemanın yenilenişine, her şeyden önce içindeki acı alay ve güldürüyle göze çarpan yeni bir korku kuşağının doğuşuna tanık olmaktayız; burada kan dökme işlevi olan yıldırmayı bir kenara bırakıp başka bir ereğe yönelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kimileri şu ya da bu yönetmeni, şu ya da bu filmi anmadığımız için bizi kınayacaklardır. Bütün sorun , bir filme ne zaman kanlı diyebileceğimizi kestirebilmektedir. Zombie ya da 2000 Maniacs gibi filmler konusunda kuşkuya yer olmasa da Halloween, Carrie vb. filmleri bu alt türe sokmak zordur; bunların kimi sahnelerinde kan dökme varsa bile, eylemin temel itici gücü değildir; burada kaygı ve geciktirim korkunç öğeyi bastırmaktadır. Şimdiye dek gerçekleştirilmiş en sıra dışı kanlı sahnelerin birini önümüze getiren Phantasm (1979) gibi bir film bile doğrudan doğruya yılgıya değil, düşsel olağan dışı öğelere dayanmaktadır. Bunun örneği çoktur ve kesin, şaşmaz bir sınıflandırma yapmaya kalkmak boşa kürek sallamak olur. Bu da bir tarih, western ya da polis filminin kıvrıntısında ansızın karşımıza çıkabilen, aslında epey bulanık kanlı sinema’nın özelliğinden gelmektedir. Kan dökmenin kökten  ve ayrılmaz bir biçimde yineleme sinemasına bağlandığını söyleyelim aslında bu sinemanın  en uç, en aşırı çeşitlemesinden başka bir şey değildir. Kanlı filmler çoğunlukla bir birlerine öykünerek, benzer biçimde çekilip oynayarak, genellikle özgünlük ve acı alaydan yoksun bırakılarak karşımıza çıkarlar, yalnız etkileyici öğeleriyle, seyirci üzerinde yaptıkları etkiyle vardırlar. Dolayısıyla, beyaz perdenin yeni büyücüleri olan film hilesi yaratıcılarının önünde saygıyla eğilmenin vakti gelmiştir.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>ÖZEL ETKİLER VE UZMANLAŞMIŞ DERGİLER, BİR ALT TÜRÜN MASALLIKTAN KURTARILMASI </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Düşsel sinema, özellikle de kanlı sinema yanılsama hileye bütün öbür türlerden daha çok yaslanır; burada da yönetmen, öykücü ya da görüntü yönetmeni belirleyici bir yer tutsa bile, bir yapıtın başarısında özel etkileri yaratan kişinin payı gittikçe artmaktadır. Hele kanlı filmler bize gösterilen ürkünç sahnelerin doğruluk ve gerçekliğine dayandıklarından, kanlı etkileri yaratan ustanın bir filmi tek başına kanlı ya da gülünç kılabileceği açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni uygulamaların kullanılması insanı şaşırtacak kadar gerçek film hilelerinin <a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/friday-the-fangoria.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-1695" title="friday-the-fangoria" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/friday-the-fangoria.jpg" alt="friday-the-fangoria" width="228" height="313" /></a>kotarılmasına izin vermiştir; ve bu alandaki kimi ustalar, çalıştıkları filmlerin yönetmenlerinden daha çok değilse bile onlar kadar ünlüdürler. Bunlar arasında gelişigüzel adlar verelim Dick Smith, Rick Baker, Rob Bottin ve kuşkusuz hepsinden ünlü Tom Savini öncelikle kanlı sinema hilelerinde uzmanlaşmıştır. Bu eski Vietnam savaşı fotoğrafçısı epeyce tiksindirici öğren bilimsel gerçekliğe sahip film hileleri konusunda ustalaşmıştır. Bu arada Savini’nin kendini de tehlikeye atmaktan çekinmediğini, çalıştığı filmlerin çoğuna katıldığını belirtelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Beyaz perdenin bu yeni büyücülerinin ve kandırıcı hilelerinin yarattıkları hayranlık o kerteye varmıştır ki şimdi artık yarı kutsanmış durumdadırlar, bu konuda daha çok şey öğrenmek isteyen Fransız okur “L’Ecran Fantastique”, “Mad Movies” ya da “Star Cine Zone” gibi dergilerde, İngilizce bile okurlarsa allı pullu Amerikan dergileri “Cine Fantastique”, “Cine Fex” , “Starlog” ve “Fangoria” ile kanlı sinema etkinliklerini arttırabilir, bunlarda film hilelerini, yönetmenlerle konuşmaları, film çekimlerini bulabilirler; adının da gösterdiği gibi, “Fangoria” sırf kanlı sinemaya adanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kimi yayın araçlarının giriştiği film hilelerinin ortaya vurulması kuşkusuz bir alt türün masallıktan çıkarılmasına yardım edecek, böylece kimilerinin zararlı ve tehlikeli buldukları etkilerini yok edecektir; yalnız, küçük bir seyirci kalabalığının yeni bir film gösterilmeye başlandığında hilelerin bir öncekini aşıp aşmadığını görmeye koşmasına karşılık, büyük seyirci çoğunluğunu bir tür gösterilere iten nedenler daha bulanık ve iki anlamlı kalacaktır.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>KANLI SİNEMA VE SEYİRCİSİ BİR ALT TÜRÜN İŞLEVİ VE ETKİSİ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Seyirciyi, ilk amacı korkutmak ve tiksindirmek olan bir gösteriye seve seve gitmeye iten nedenleri gerçek etkileri çözümlemek pek kolay olmasa bile, kanlı sinemanın neden böyle büyük bir hayranlık yarattığını araştırmanın zamanı gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kimileri burada başkasının çektiği acının, başkasının ölümünün insanlar üzerinde yaptığı en azından sapık ve sağlıksız çekim gücünü göstermektedir; bu Pazar sürücülerini bir kaza sırasında “olup biteni daha iyi görebilmek” için arabalarını yavaşlatmaya iten hastalıklı çekime benzemektedir. Kurmaca görüntülerle yasıtılmaları ve özel hilelerle kimseye zarar vermeksizin yeniden canlandırılmaları bu işkence ve öldürme gösterilerine suçluluk ve pişmanlık duygusuna kapılmaksızın tanık oluşumuzu bir bakıma haklı gösterse bile, kanlı sinema filmlerindeki hoşnut bırakıcı dikizcilik yadsınamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Öte yandan, kanlı filmlerin, gerçekçi ve dayanılmaz olanı, sıradan seyircinin güçlükle özdeşebildiği yüzde yüz çılgınca ve saçma bir gerçekdışılığa kaydıran aşırı ve ölçüsüz bir yanları bulunduğunu belirtmek gerekir; dayanılması en güç, en sağlıksız kanlı filmlerin şiddetle tiksintinin seyirciyi uzakta tutan hiçbir abartma katılmaksızın, günlük sıradanlıklarıyla sunuldukları filmler olması da rastlantı değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu düzeyde, kanlı sinema doğruluğun sınırlarını kıran, hergün duyumsanan kaygı ve yılgılar yaratan, ama yayın araçlarının tecimsel amaçlarla göklere çıkarıp kötüye kullandıkları gerçek kent şiddetini kat kat aşan bir aşırı gerçekliğe sahip aşırı ve çarpıtılmış bir görüş haline gelmektedir. Yayın araçları, tıpkı sözlerinin boşluğunu günlük yaşamdan alınmış çoğunlukla hoşa gidecek kadar şiddetli görüntülerin çarpıcılığıyla doldurmaya, halkın en sapık güdülerini alçakça popohlayan yüksek basımlı dergi gibi, kanlı sinemayı özümsemekte, sonunda da ayağa düşürmektedirler. Bu türlü belgelerin okura sunulmasını haklı gösteren nesnellik kanıtıyla haber verme kaygısı düperdüz birer eğlence ürünü olan kanlı filmler için geçerli değildir elbet.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiç kuşkusuz çok tartışılmış incelemeler şiddet gösterilerinin seyirciye sunulmasının bir bakıma yadsınamaz bir bilinçüstüne çıkarma işlevi gördüğünü söylemektedir; kimi ruh bilimcilerse, tersine bu kanlı sahnelerin sergilenmesinin şiddet karşısındaki ket vurmalarımızı ortadan kaldırdığını, dolayısıyla yüzde yüz kınanmaları gerektiğini öne sürmektedir. Ancak filmlerin insanların davranışlarına örnek olduğunun kanıtlanması gerekir; insan, Zombi’yi gördükten sonra komşusunu yutmaya, Kıyım’ı seyrettikten sonra da elektrikli testereyle koşan seyirci düşünemiyor doğrusu…</p>
<p style="text-align: justify;">Geriye kanlı sinemanın gerçek ruhsal işlevi ve seyircinin bu filmleri izlerken, bilinçsizce, en derinde yatan kaygı ve korkularını etkisiz hale getirip getirmediğinin bilinmesi kalıyor; beyaz perdeye yansıtılan bu korkular kişiliğimizdeki çelişkili yanı ortaya çıkarıyor olabilir. Bu iki yanlı çekim/itim duygusu kanlı sinemanın simgesel yanını oluşturmaktadır; toplumsal sözleşmelerle bilincimizin en derin köşelerine itilmiş, bu iğretilemeli, yüceltilmiş anlatım da beklenmedik bir çıkış yolu bulan doğuştan gelme bir ilkelliğe, barbarlığa, yırtıcılığa itiraf edilmeyen bir dönüş de sayabiliriz söz konusu filmleri.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>KANLI SİNEMANIN GELECEĞİ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şuna kuşku yok ki, kanlı sinema şu anda açık bir gerileme dönemindedir ve kan dökmenin başköşeyi tuttuğu filmler tam anlamıyla sıfır değilseler bile, alabildiğine sıradandırlar. Bayağı cinsel filmlerin tersine kanlı sinemanın kendisi bir tür eyyamcılığa düşmüş gibidir; bu kendinden hoşnut, uyutucu eyyamcılığa bir alt tür olarak yakın bir gelecekte tükenip gitmesini değilse bile, yüzde yüz yozlaşmasını dile getirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kanlı sinemanın bir geleceği olacaksa, bu ancak sağlam yapılı bir olay düğümü içinde ya da alışılmış kalıplarını kıracak bir gülmece çılgınlığı içinde yer almasıyla olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şöyle ya da böyle, kanlı sinema tam anlamıyla tuhaf, çelişik bir sinemadır ve öyle kalacaktır; isteyerek ya da istemeyerek, öğretisel açıdan gericidir; çoğunlukla cinsel ve aktöresel açıdan özgür kişilerin uğradıkları aşırı cezaların günahtan arıtıcı ya da cezalandırıcı yanı geleneksel Amerikan değerleriyle tam bir uyum içinde olan katı ilkeci, cinsel öğeye ağırlık veren bir aktöre anlayışını yansıtmaktadır; buna karşılık, kanlı sinemanın toplumsal işlevi alabildiğine özgürlük getiricidir. Beyaz perdeye şiddet ve gerçeklik sorununu dolaylı olarak getirmekle, sıkı denetimi en son sakınımlarında zorlamış, son yasakları ortadan kaldırmış, böylece denetimi özgürleşmiştir. İster bir alt tür, ister yineleme sinemasının giriştiği bir serüven ya da sıradan bir uzantı olsun, kanlı sinemanın çağdaş sinema üzerinden silinmez etkileri olmuştur ve bu etki sonunda yedinci sanata yarar sağlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">PHILIPPE ROSS</p>
<p style="text-align: justify;">iyi&#8221;kötü film&#8221; için çeviren: Anıl DEMİRTAŞ</p>
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/kanli-sinema/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dawn of the Dead (1978)</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/dawn-of-the-dead-1978/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/dawn-of-the-dead-1978/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Aug 2009 17:25:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Demirtaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Korku Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Dario Argento]]></category>
		<category><![CDATA[Dawn of the Dead]]></category>
		<category><![CDATA[Dead Triology]]></category>
		<category><![CDATA[Drive-in Cinema]]></category>
		<category><![CDATA[Land of the Dead]]></category>
		<category><![CDATA[Let Sleeping Corpses Lie]]></category>
		<category><![CDATA[Lucio Fulci]]></category>
		<category><![CDATA[Romero]]></category>
		<category><![CDATA[Tan Tolga Demirci]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Savini]]></category>
		<category><![CDATA[Zombie Film]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=1485</guid>
		<description><![CDATA[Romero’nun “Dead” üçlemesinin ikinci filmi Dawn Of the Dead filmi de serinin ilk filmi gibi büyük bir prodüksiyon olmamasına karşın gişede oldukça iyi bir başarı elde etti. Film serinin diğer iki filminde olduğu gibi politik mesajlar taşımasının yanı sıra içerdiği gore sahneleriyle serinin ilk filminden ayrılmakta. Serinin ilk filmi Drive-In sinemalar için düşünülmüş. Hatta oyuncular [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/08/dawn-of-the-dead1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1487" title="dawn-of-the-dead1" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/08/dawn-of-the-dead1.jpg" alt="dawn-of-the-dead1" width="635" height="470" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Romero’nun “Dead” üçlemesinin ikinci filmi Dawn Of the Dead filmi de serinin ilk filmi gibi büyük bir prodüksiyon olmamasına karşın gişede oldukça iyi bir başarı elde etti. Film serinin diğer iki filminde olduğu gibi politik mesajlar taşımasının yanı sıra içerdiği gore sahneleriyle serinin ilk filminden ayrılmakta.</p>
<p style="text-align: justify;">Serinin ilk filmi Drive-In sinemalar için düşünülmüş. Hatta oyuncular filme katkı olsun diye filme para bile bağışlamışlar. Zombi rolündeki oyuncularda 1 dolar ve üzerinde “Yaşan Ölülerin Gecesi’ndeki Zombilerden biriydim” yazan tişörtler verilerek ödeme yapılmış. Night of the Living Dead filminin bir diğer özelliği de başrolünde bir afro-amerikalı olan ilk korku filmi olmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dawn of the Dead birçok korku filmi tutkunu için serinin en iyi filmi olarak gösterilmektedir. Yukarıda da bahsettiğim gibi filmde gore efektler (Tom Savini) ve az da olsa komediye kaçan sosyal mesajlar vermiştir. (Daha sonra birçok korku filminde verilmek istenen sosyal mesajlar komedi unsurlarıyla sunulmuştur. Bu açıdan film öncü filmlerden biridir.)</p>
<p style="text-align: justify;">Film zombilerden kaçan ve bir alışveriş merkezine sığınan bir grup insanın burada zombilere karşı verdiği mücadele üzerine kurulu. Romero’nun burada mekân olarak bir alışveriş merkezi seçmesi elbette bir tesadüf değil. Film de vermek istediği mesajla bire bir örtüşmekte. Filmde kahramanlarımızın bir süre sonra nasıl değiştiklerini, alışveriş merkezini yağmalarıdklarını hatta bazılarının, markete giren zombilerin cebindeki paraları dâhil nasıl çalıp çırptıklarına tanık oluruz.<span id="more-1485"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/08/dawn-of-the-dead2.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1490" title="dawn of the dead" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/08/dawn-of-the-dead2.jpg" alt="dawn of the dead" width="509" height="502" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Korku Sinemasının Psikanilizi adlı kitabında Tan Tolga Demirci filmdeki politik mesajlar, zombi ve insan ilişkisi üzene açıklayıcı bir yorum yapmış: “Romero’nun filmleri diğer zombi filmlerine göre çok daha ideolojik bir kurguya sahiptir. Öyle ki kapitalizmin insan hırsını eşelemesi sonucunda onun yüzünü değiştirip kendine yabancı kılması, zombi ve insan arasında imgesel bir ayna yaratmış, sonunda kimin hangi tarafta olduğu izleyiciye bırakılmıştır. Romero’nun filmlerinde zombi öldürme yarışına girerek saldırgan dürtülerini bu sayede boşaltmayı oyun haline getiren uygar insan, kapitalizmin hizmetinde, zombilerden çok daha ölü ve tehlikelidir.”</p>
<p style="text-align: justify;">Filmle ilgili diğer bir ayrıntı ise Dario Argento‘nun filmin yapım aşamasında ekibin içinde yer almasıdır. Night of the Living Dead filminin hayranı olan Argento, Dawn of the Dead filminin çekileceğini duyduduğunda Romero ile iletişime geçer. Belirttiğim gibi film büyük bir başarı elde eder ve ekip devam filmi çekmek için hazırlıklara başlar. Onlar hazırlıklara başlamadan bir diğer cult korku filmi yönetmeni Lucio Fulci filmin başarısından etkilenmiş ve çok kısa bir sürede Zombie 2 adında bir film çekmiştir. Fulci, Dawn of the Dead filminin bir devamı havası vermesi için filminin sonuna 2 rakamını eklemiş.  Bu olaydan sonra Romero ve Fulci’nin araları açılmış ve bu uzunca bir süre sürmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Romero’nun bu filmde gore sahneler kullanmasını tetikleyen başka bir filmde bir başka zombi klasiği Let Sleeping Corpses Lie (1974) filmidir. Filmin içerdiği gore sahneler ve yarattığı etki usta yönetmen Romero’nun gözünden kaçmamış. Bu olayın biz sinema severler için bir başka güzelliği de filmler üzerinden olumlu etkileşimin en çok biz sinema severlere yaradığıdır. Let Sleeping Corpses Lie, Night of the Living Dead’en etkilenirken yine Romero ve Fulci Let Sleeping Corpses Lie filminden bazı altlıkları kendi filmlerinde kullanacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Romero üçlemenin bir diğer filmini 7 yıl sonra çeker. Bu sefer hedefi ordudur ve orduyu acımasızca eleştirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.otekisinema.com/?p=6974">Öteki Sinema</a>&#8216;da yazdığım yazıdır.</p>
<p><script type="text/javascript" src="http://tr.sevenload.com/pl/N2laeR3/500x408/0"></script>
<p>Link: <a href="http://tr.sevenload.com/videolar/N2laeR3-Dawn-of-the-dead-1978-http-iyikotufilm-com"><img src="http://static.sevenload.com/img/sevenload.png" width="66" height="10" alt="Dawn of the dead (1978) http://iyikotufilm.com/" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/dawn-of-the-dead-1978/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Roger Corman</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/roger-corman/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/roger-corman/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Jun 2009 11:26:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Demirtaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavram-Kuram-Fenomen]]></category>
		<category><![CDATA[American International Pictures]]></category>
		<category><![CDATA[Carl Colpaert]]></category>
		<category><![CDATA[Day the World Ended]]></category>
		<category><![CDATA[Devil's Angels]]></category>
		<category><![CDATA[Donald G. Jackson]]></category>
		<category><![CDATA[Ed Wood]]></category>
		<category><![CDATA[Edgar Allan Poe]]></category>
		<category><![CDATA[Francis Ford Coppola]]></category>
		<category><![CDATA[Frankenstein Unbound]]></category>
		<category><![CDATA[Gale Anne Hurd]]></category>
		<category><![CDATA[George Armitage]]></category>
		<category><![CDATA[Hippi]]></category>
		<category><![CDATA[Hippi Kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[House of Usher]]></category>
		<category><![CDATA[Jack Hill]]></category>
		<category><![CDATA[Jack Nicholson]]></category>
		<category><![CDATA[James Cameron]]></category>
		<category><![CDATA[Joe Dante]]></category>
		<category><![CDATA[John Cassavetes]]></category>
		<category><![CDATA[John Sayles]]></category>
		<category><![CDATA[Jonathan Demme]]></category>
		<category><![CDATA[Jonathan Kaplan]]></category>
		<category><![CDATA[Martin Scorsese]]></category>
		<category><![CDATA[Monster from the Ocean Floor]]></category>
		<category><![CDATA[Monte Hellman]]></category>
		<category><![CDATA[Paul Bartel]]></category>
		<category><![CDATA[Peter Bogdanovich]]></category>
		<category><![CDATA[Pit and the Pendulum]]></category>
		<category><![CDATA[Premature Burial]]></category>
		<category><![CDATA[Roger Corman]]></category>
		<category><![CDATA[Ron Howard]]></category>
		<category><![CDATA[Tales of Terror]]></category>
		<category><![CDATA[The Haunted Palace]]></category>
		<category><![CDATA[The Little Shop of Horrors]]></category>
		<category><![CDATA[The Masque of the Red Death]]></category>
		<category><![CDATA[The Raven]]></category>
		<category><![CDATA[The Tomb of Ligeia]]></category>
		<category><![CDATA[The Trip]]></category>
		<category><![CDATA[The Wild Angels]]></category>
		<category><![CDATA[Tobe Hooper]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Savini]]></category>
		<category><![CDATA[Vincent Price]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=1204</guid>
		<description><![CDATA[Ed Wood, John Cassavetes gibi Amerikan bağımsız sinemasının önde gelen isimlerindendir Roger Corman. Özellikle A. Poe uyarlamalarıyla adından söz ettirmiştir. Sinema kariyerine Monster from the Ocean Floor (1954) ile başlayan yönetmen ilk önemli başarısını Day the World Ended (1955) filmiyle gerçekleştirmiş ve bu filmin ticari başarısı yönetmenin önünü dahada açmıştır. American International Pictures adına çalışan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/06/roger-corman.jpg"><img class="size-full wp-image-1205 alignleft" title="roger-corman" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/06/roger-corman.jpg" alt="roger-corman" width="202" height="302" /></a>Ed Wood, John Cassavetes gibi Amerikan bağımsız sinemasının önde gelen isimlerindendir Roger Corman. Özellikle A. Poe uyarlamalarıyla adından söz ettirmiştir. Sinema kariyerine Monster from the Ocean Floor (1954) ile başlayan yönetmen ilk önemli başarısını Day the World Ended (1955) filmiyle gerçekleştirmiş ve bu filmin ticari başarısı yönetmenin önünü dahada açmıştır. American International Pictures adına çalışan Corman şirket için stüdyo yöntemiyle birçok atmosferik film çekmiştir. R. Corman&#8217;ın kuşkusuz en ünlü filmi ise 1960 yapımı The Little Shop of Horrors&#8217;dır. İnsan eti yiyen bir bitkinin etrafında dönen film diğer filmleri gibi düşük bir bütçe ve çok kısa bir sürede (2,5 gün) tamamlanmıştır. Filmde ünlü aktör Jack Nicholson&#8217;ın da rol aldığını belirtmekte fayda var.</p>
<p style="text-align: justify;">1960-1964 yılları arasında sekiz Poe uyarlaması çeken yönetmen, bu sekiz filmin başrolünde Vincent Price&#8217;a yer verir. (House of Usher, Pit and the Pendulum, Premature Burial, Tales of Terror, The Raven, The Haunted Palace, The Masque of the Red Death, ve The Tomb of Ligeia.)<span id="more-1204"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Corman&#8217;ın Poe uyarlamaları arasında en iyisi olarak gösterilen film Pit and the Pendulum (1961) filmidir. Film günümüzde gotik-korku filmlerinin en güzel ve en iyi örnekleri arasında gösterilmektedir. 1966 yılına geldiğimizde Corman The Wild Angels filmiyle başka ufuklara yelken açıyordu bir motorsiklet çetesinin hikayesini resmeden yönetmen bunu belgesel tadında seyirciye aktarır ve bir yıl sonra yine bir biker filmi olan Devil&#8217;s Angels ile bu tarzın öncü filmlerine imza atmış olur. Aynı yıl yönetmen bence en ilginç filmlerinden biri olan ve senaryosunu Jack Nickholson&#8217;ın yazdığı The Trip (1967) adlı filmi çeker. Film dönemin tarzını çok iyi yansıtan, Hippi kültürü ve uyuşturucu ekseni etrafında dönen ilginç bir yapımdır.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/06/little_shop_horror.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1208" title="little_shop_horror" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/06/little_shop_horror.jpg" alt="little_shop_horror" width="594" height="276" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Roger Corman 70ler den itibaren yönetmenliğin yanı sıra prodüksiyon işinede el atar. 50 den fazla filmin yönetmenliğini ve 300&#8242;den fazla filminde prodüktörlüğüne imza atan Corman&#8217;ın sinema tarihi üzerindeki yeri tartışılmaz. Yönetmen en son 1990 yılında Frankenstein Unbound filmiyle izleyicisiyle buluşur.</p>
<p style="text-align: justify;">Francis Ford Coppola, Martin Scorsese, Ron Howard, Peter Bogdanovich, Jonathan Demme, Donald G. Jackson, Gale Anne Hurd, Carl Colpaert, Joe Dante, James Cameron, John Sayles, Monte Hellman, Paul Bartel, George Armitage, Jonathan Kaplan ve Jack Hill gibi birçok önemli yönetmen Corman ile çalıştı. Bazıları bu tecrübeleri sayesinde film çekiminin inceliklerini öğrendiklerini açıkladı. Örneğin James Cameron, Terminatör filminin DVD&#8217;sinde yer alan bir röportajında &#8220;Roger Corman Film Okulu&#8217;nda öğrenim gördüğünü&#8221; söyledi. Jack Nicholson, Peter Fonda, Bruce Dern, Michael McDonald, Dennis Hopper, Talia Shire ve Robert De Niro gibi aktörler ise ilk önemli çıkışlarını Corman ile yaptıkları çalışmalarda yakaladılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Corman&#8217;ın yardımcı olduğu yönetmenlerin bazıları, filmlerinde Corman&#8217;a cameo rolleri vererek yönetmeni onurlandırdılar. Böylece Corman, Baba II, Kuzuların Sessizliği, Apollo 13 gibi filmlerde rol almış oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">2005&#8242;te New York City Korku Filmleri Festivali&#8217;nde ömür boyu başarı ödülü alan Corman, George A. Romero, Tom Savini ve Tobe Hooper&#8217;ın ardından bu ödülü alan dördüncü kişi oldu.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Roger Corman&#8217;ın Poe Uyarlamaları :</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/06/roger-cormans-poe.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1211" title="roger-cormans-poe" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/06/roger-cormans-poe.jpg" alt="roger-cormans-poe" width="682" height="482" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/roger-corman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

